YAYINLAMA 08 Eylül 2026 09:40
GÜNCELLEME 08 Eylül 2026 09:49
Orta Vadeli Program’ın (OVP) ülke ekonomisinin 3 yıllık yol haritasını ortaya koyan ve makro göstergelerle hedefleri belirleyerek tüm kesimlere öngörülebilirlik sunan bir kılavuz olduğunu belirten Doç. Dr. Hakan Bektaş, manşetlerde en çok ‘büyüme aşağı, enflasyon yukarı’ yönlü revizyonların tartışıldığını ifade etti. Enflasyon hedefinin bir önceki programdaki %16 seviyesinden %28,4 seviyesine çıkarılarak yaklaşık 12,5 puanlık bir artış gösterdiğini ve tek haneli enflasyon hedefinin 2029 yılına sarktığını kaydeden Doç. Dr. Bektaş, büyüme tahminlerinde ise yarım puanlık aşağı yönlü bir revizyon yapıldığını hatırlattı. Bu güncellemelerin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) enflasyon raporu toplantısındaki sinyaller ve piyasa katılımcıları anketindeki beklentiler doğrultusunda tahmin edilebilir revizyonlar olduğunu belirtti.
Son bir yılda enflasyonda %30 civarında bir yapışkanlık oluştuğunu ve OVP açıklamasında da bu durumun enflasyon ataleti ile dış şoklara bağlandığını aktaran Doç. Dr. Bektaş, dezenflasyon sürecinin beraberinde getirdiği zorlukların tek haneye yaklaştıkça hafifleyeceği yönündeki beklentilerin bu öteleme ile ertelendiğini dile getirdi. Acı reçetenin karşılığının alınacağı dönemin ertelenmesinin, enflasyonun bir süre daha çift hanelerde seyretmesine neden olacağını ve hane halklarının satın alma gücünü olumsuz etkilemeye devam edeceğini ekledi.
Bütçelerde zorunlu tasarruf dönemi
Yaşam memnuniyeti araştırmalarına atıfta bulunan Doç. Dr. Bektaş, vatandaşın en büyük sorununun hayat pahalılığı olduğunu, gelirler fiyat artışları oranında artmadığında ciddi bir karşılanabilirlik sorununun ortaya çıktığını vurguladı. Vatandaşların bütçelerini dengelemek adına en temel ve esnekliği az olan gıda harcamalarında bile ucuz ve faydalı ürünleri seçmeye başladığını, bazı tüketimlerini ise ertelemek zorunda kaldığını belirtti. Konda tarafından yapılan araştırmalara göre de hane halkının gelecek algısının giderek daraldığını ve uzun vadeli planlar yapmak yerine günü kurtarma eğiliminin öne çıktığını ifade etti.
Gelirlerin giderleri karşılayamadığı bu tabloda kredi kartlarının bir ödeme aracı olmaktan çıkıp bir geçinme aracı haline geldiğine dikkat çeken Doç. Dr. Bektaş, hane halkı borçluluğunun kompozisyonunu Norveç örneğiyle karşılaştırdı. Norveç gibi ülkelerde borçluluk oranlarının yüksek olmasına rağmen bu borçların uzun vadeli ve düşük faizli konut kredilerinden oluştuğunu; Türkiye’de ise borçlanmanın kredi kartları, kredili mevduat hesapları (KMH) ve nakit avans gibi kısa vadeli, yüksek faizli ve görece kırılgan bir yapıda gerçekleştiğini açıkladı. Tek hane hedeflerinin ileriye atılmasıyla birlikte, hane halkının refah artışı ve satın alma gücünün korunması hayallerinin de birkaç yıl ertelendiği yorumunda bulundu.
İstihdamda fırsat penceresi: OVP'nin iş gücü hedefleri kıymetli
OVP'deki iş gücü istatistiklerine de ayrı bir parantez açan Doç. Dr. Bektaş, işsizliğin hafifçe yukarı geldiğini ve atıl iş gücü oranının %30'a yükseldiğini anımsattı. OECD ülkeleri arasında 15-64 yaş grubunun iş gücüne katılım oranında Türkiye'nin %60,1 ile en düşük ülkelerden biri olduğunu (OECD ortalaması %74,2), TÜİK verilerine göre ise bu oranın %50 seviyelerinde kaldığını belirterek, potansiyel iş gücünün ekonomiye kazandırılmasının büyüme ve verimlilik artışı açısından hayati önem taşıdığını söyledi.
TÜİK anketlerinde kadınların iş gücüne katılamama gerekçesi olarak en yüksek frekansta ‘ev işleriyle meşguliyet’ yanıtının çıktığına değinen Doç. Dr. Bektaş, bu ifadenin arkasında aslında bakım sorumluluklarının yattığını ifade etti. Bu doğrultuda OVP’de yer alan; bakım sorumluluklarının paylaşılması, kreşlerin açılması, ebeveyn izni uygulamaları, esnek çalışma modelleri ve kadın girişimciliğinin desteklenmesi gibi hedeflerin iş gücüne katılımı artırmak adına son derece kıymetli adımlar olduğunu vurguladı.
Enerji bağımlılığı ve dış şokların OVP’ye etkisi
OVP hedeflerinin gerçekleştirilebilirliği noktasında en kritik belirleyicinin dış şoklar olacağını savunan Doç. Dr. Bektaş, Türkiye'nin enerji bağımlılığı yüksek bir ülke olması sebebiyle jeopolitik risklerin, kış aylarına girerken artan LNG fiyatlarının ve Rusya-Ukrayna savaşı kaynaklı motorin fiyatlarındaki gelişmelerin hedefleri bozabileceğini ifade etti. Goldman Sachs analistlerinin Orta Doğu'daki gemi saldırılarının sürmesi durumunda petrolün 120 dolara çıkabileceği öngörüsünü hatırlatan Doç. Dr. Bektaş, petrol fiyatlarının yukarı gitmesi halinde OVP ve TCMB tahminlerinin güncellenmek zorunda kalacağını ve bunun cari açık ile bütçe dengesini olumsuz etkileyeceğini belirtti.
Ayrıca en büyük ihracat pazarı olan Avrupa ülkelerinde dış talebin zayıflamasının Türkiye'nin ihracatını yavaşlatabileceğini, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün gıda endeksindeki yukarı yönlü hareketlerin de küresel enflasyonist baskıyı ve şokları besleyebileceğini sözlerine ekledi.
Para piyasası fonlarında stopaj ile kalıcı yatırım hedefleniyor
Son olarak eylül ayı itibarıyla kurumsal yatırımcılar için para piyasası fonlarına getirilen %10 stopaj vergisini değerlendiren Doç. Dr. Bektaş, bu hamleyi vergi gelirlerini artırma amacının yanı sıra stratejik bir adım olarak gördüğünü belirtti. Yerli kurumsal yatırımcılar için bu verginin nihai beyanda mahsup edilebileceğini, dolayısıyla sadece öne çekilmiş bir ödeme niteliği taşıdığını; ancak yabancı kurumsal yatırımcılar için net bir vergi yükü oluşturduğunu açıkladı.
Pozitif reel getiri sunan devlet iç borçlanma senetleri ve mevduat faizlerine yönelik yoğun bir talep olduğunu ifade eden Doç. Dr. Bektaş, para piyasası fonlarına getirilen bu stopajla, buralara park etmiş olan sıcak paranın getiri oranının düşürülerek, daha kalıcı ve aniden sistemden çıkamayacak tahviller gibi uzun vadeli finansal enstrümanlara yönlendirilmesinin amaçlanmış olabileceğini sözlerine ekledi.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.