Türkiye çelik sektörü, 38,1 milyon tonluk yıllık üretimiyle küresel ölçekte yedinci sıraya yerleşerek stratejik gücünü kanıtlasa da dış ticarette artan korumacılık engelleri ve ithalat baskısıyla zorlu bir sınavdan geçiyor. AB’nin yürürlüğe koyduğu yeni ithalat kotaları ve yüksek gümrük vergileri ihracat kapasitesine darbe vuruyor. Sektör, rotayı Afrika ve Güney Amerika gibi alternatif pazarlara kırıyor.
21 Ağustos 2026 00:00
21 Ağustos 2026 00:01
Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!Nurdoğan A. ERGÜN
Avrupa Birliği’nin (AB) gümrüksüz ithalat kotalarını belirgin oranda daraltması ve kota aşımında uygulanan gümrük vergisini artırma kararı, Türk üreticilerini Avrupa pazarında ciddi bir alan kaybı riskiyle yüz yüze bıraktı. 2022’de AB ülkelerine 5-5.5 milyon tonluk ihracat yapan sektörün 2025 ihracatı 7 milyon tonu aşmıştı.
AB’nin ithalatı 18 milyon tonla sınırlandırması ve bunun içinde Türkiye’ye 3.1-3.2 milyon tonluk kota ayırması, ihracat tarafında ciddi bir baskı yaratıyor. Sektör, bölge ihracatının 5 yıl önceki rakamlara kadar gerilemesinden endişeli. Türk çelik üreticileri, tek pazar hakimiyetinin yaratacağı kayıpları bertaraf etmek için Kuzey Afrika, Güney Amerika, Orta Doğu, Körfez ülkeleri ve Batı Afrika gibi yükselen pazarlarda varlık göstermek için ticari diplomasisini hızlandırıyor.
“AB’nin ortağı değil pazarı olduk”
Avrupa’da yerli üreticiyi korumaya dönük bu sert adımlar neticesinde AB içi çelik fiyatları yükselirken, başta Çin olmak üzere Asya kaynaklı düşük fiyatlı ürünlerin küresel piyasalarda yarattığı baskı da Türk çeliğinin rekabet gücünü zorluyor. Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dalbeler, Türkiye için ayrılan kota miktarını eleştirerek, “Yapılan görüşmeler neticesinde kota ancak bu kadar arttı. Türkiye yıllardır Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) ortağı. Ama bu uygulamalar neticesinde ortak olmak yerine pazar olduk” dedi.
Sektörün özellikle son yıllarda değişen küresel rekabet koşulları nedeniyle ciddi bir maliyet baskısı altında olduğunu belirten Dalbeler, Türkiye’nin geçen yıl 38,1 milyon ton çelik üreterek Avrupa’da Almanya’yı geride bırakıp birinci, dünyada ise yedinci sıraya yerleştiğine dikkat çekti. Dalbeler, buna karşın dış ticarette çelik ithalatının giderek daha önemli bir sorun haline geldiğini ifade etti. Belirli ürün grupları dikkate alındığında Türkiye’nin geçen yıl yaklaşık 20 milyon ton çelik ihraç ederken toplam ithalatının 23 milyon ton civarında gerçekleştiğini belirten Dalbeler, “Bir süredir aslında ticarette açık veriyoruz. Altı aylık rakamlara baktığımızda 9,8 milyon ton ithalat, yedi aylık ihracatta ise 11,3 milyon ton seviyesindeyiz” diye konuştu.
“İthalatla rekabet gücü korunmaz”
Türkiye’de çelik tüketimi içerisinde ithalatın payının birçok ülkeye kıyasla oldukça yüksek olduğuna da işaret eden Dalbeler, sektörün ithalata karşı olmadığına, asıl meselenin eşit rekabet koşullarının oluşturulması olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de ithalat oranının yüzde 50’ye yaklaştığını söyleyen Dalbeler, özellikle devlet destekleri ve farklı maliyet avantajlarına sahip ülkelerden gelen ürünlerin yerli üretici üzerinde baskı oluşturduğunu ifade eden Dalbeler, “Serbest olması noktasında bir sıkıntımız yok.
Mesele rekabet ederken, bizde olmayan imkanların karşı tarafta olması ve onların maliyet endişesi taşımadan piyasaya göre istedikleri fiyatı verebilmeleri” dedi. Dalbeler, Çin’den gelen düşük fiyatlı ürünlerin yarattığı baskıya da dikkat çekerek, Avrupa’da ithalat kotaları sonrasında çelik fiyatlarının 600 dolardan 800-850 dolarlar seviyelerine çıktığını, ABD’de ise yüzde 50’lik vergi nedeniyle fiyatların yaklaşık 1.200 dolara ulaştığını belirtti. Buna karşılık Çin’in hâlâ yaklaşık 550 dolar seviyesinde teklif verebildiğini ifade eden Dalbeler, “Siz 650 dolara mal ettiğiniz ürünü Çinli gelip 550 dolara teklif ettiği zaman yaşama şansınız kalmaz” dedi.
Dünyanın çeliği İstanbul’da konuşulacak
ÇİB organizasyonuyla 25- 27 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek Steel Networking Summit 2026 konferansı, küresel çelik sektörünün önde gelen temsilcilerini İstanbul’da buluşturacak. 400’ün üzerinde katılımcı beklenen etkinlikte, katılımcıların en az 200’ünü yabancılar oluşturacak. 80’den fazla ülkeden temsilcinin geleceği konferans kapsamında, alım heyeti etkinliği ile Türk çelik firmaları, uluslararası alıcılarla B2B masasına oturacak.
Kutuplaşan bir dünyada çeliğin geleceği ve ticaret savaşlarının konuşulacağı etkinliğin doğrudan ticari bağlantıların geliştirilmesine de katkı sağlaması bekleniyor. Etkinliğe dünya çelik endüstrisinin lideri Çin’den de sektör temsilcilerinin katılacağı bildirildi. Uğur Dalbeler, Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika’nın kesişim noktasındaki İstanbul’un bu organizasyonla küresel çelik ticaretindeki rolünü daha da güçlendirebileceğini belirterek, kurulacak yeni ticari bağlantıların Türkiye çelik sektörünün uluslararası rekabet gücüne katkı sağlayacağını ifade etti.
“Yenileme yatırımları maliyete takılıyor”
Çelik üretiminin yüksek sermaye gerektiren ve ağır çalışma koşullarına sahip bir sektör olduğunu belirten Uğur Dalbeler, üretim tesislerinin rekabetçiliğini koruyabilmesi için sürekli yenilenmesi gerektiğine vurgu yaptı. Yaklaşık 1.600 derece sıcaklıkta sıvı metalle çalışan makinelerin yoğun şekilde yıprandığını belirten Dalbeler, tesislerin her yıl yenileme yatırımlarına ihtiyaç duyduğunu ancak sektörün yeterli kârlılığı yaratamaması halinde bu yatırımların ertelenmek zorunda kaldığını belirtti.
Dalbeler, “Harcanacak parayı yaratamadığınız zaman tesisler yıprandıkça eskiyor. Eskidikçe rekabet gücünü yitirmeye başlıyor. Yurt dışında adam her yeniliği her sene uyguluyor, verimini artırıyor, maliyetini düşürüyor. Biz onu yapamaz hale geliyoruz” dedi. Dalbeler, Karabük ve Erdemir gibi köklü tesislerin yenilenme ihtiyacının sektörün genel rekabet gücü açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
“Çeliğiniz olmazsa sanayi gücünüz olmaz”
Dünya genelinde çelikte kapasite fazlası bulunmasına rağmen ülkelerin üretimden vazgeçmediğine dikkat çeken Dalbeler, bunun temel nedeninin çeliğin stratejik niteliği olduğunu söyledi. “Çeliğiniz olmazsa güçsüz, sanayileşmemiş, sanayisini geliştirme ihtimali olmayan bir ülke olursunuz” diyen Dalbeler, 2018’den bu yana ticaret savaşları, pandemi ve tedarik zinciri sorunlarının ülkelerin çelik sektörlerine bakışını değiştirdiğini belirtti. Ülkelerin artık kendi çelik üretimlerini korumayı stratejik bir zorunluluk olarak gördüğünü ifade eden Dalbeler, Türkiye’nin de güçlü üretim altyapısıyla bu açıdan önemli bir avantaja sahip olduğunu kaydetti.
Ancak bu avantajın korunabilmesi için sektörün rekabet gücünün sürdürülebilir olması gerektiğini belirten Dalbeler, Türkiye’nin yalnızca üretim kapasitesine değil, üretim maliyetlerine de odaklanması gerektiğini söyledi. İşçilik maliyetlerinin son beş yılda dolar bazında yaklaşık üç katına çıktığını belirten Dalbeler, “Toplamda işçilik maliyeti yüzde 15-20 arasında değişiyor. Geçmişte yüzde 5’in altındaydı. Avrupa ve Amerika ile kıyasladığımızda hâlâ görece düşük işçiliğimiz var. Ama bizim rakiplerimiz artık onlar değil. Hintlilerle, Mısırlılarla, Pakistanlılarla, Vietnamlılarla, Endonezyalılarla ve Çinlilerle rekabet ediyoruz. Böyle olunca pahalı kalmaya başladık. Enerjiden kazandığımızı işçilikten kaybediyoruz” dedi.
Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.