27 Ekim 2026, Salı · 08:48 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Türkiye rekabet gücünü kaybediyor mu?

Türkiye rekabet gücünü kaybediyor mu?

Rakamlar kaygı verici Pazar kaybına dikkat! Peki, ne yapılmalı?

Elbette yüksek enflasyonla mücadele edilmesi gerekiyor. Ancak dezenflasyonun başarısı yalnızca tüketici fiyatlarının ne ölçüde gerilediğiyle ölçülemez. Üretim kapasitesinin, ihracat pazarlarının ve istihdamın ne ölçüde korunabildiği de hesaba katılmalı.

Türkiye ekonomisi bugün yalnızca enflasyonu düşürme sınavı vermiyor. Aynı zamanda ihracat pazarlarını korumak, üretim kapasitesini sürdürülebilir kılmak ve küresel yatırım yarışında geriye düşmemek zorunda. Üstelik bu üç hedef, birbirinden bağımsız değil. Enflasyonla mücadelede mesafe alınmaya çalışılırken üreticinin rekabet gücü aşınıyor; rekabet gücündeki kayıp ise ihracatı, yatırımları ve dolayısıyla gelecekteki büyüme potansiyelini tehdit ediyor. Anlayacağınız, Türkiye, kritik bir kavşakta bulunuyor.

Merkez Bankası, perşembe günü politika faizini yüzde 37’den yüzde 36’ya indirdi. Karar metninde, son enflasyon verilerinin ve öncü göstergelerin ana eğilimdeki gerilemeyi teyit ettiği, iç talepteki zayıflığın sürdüğü belirtildi. Buna karşılık enerji fiyatlarından kaynaklanan yukarı yönlü risklerin devam ettiği vurgulandı. Banka, dezenflasyon sürecini güçlendirmek için sıkı para politikası duruşunun korunacağını, faiz adımlarının enflasyon görünümüne göre ve ihtiyatlı biçimde belirleneceğini açıkladı.

Bu çerçeve, fiyat istikrarının hala öncelikli hedef olduğunu gösteriyor. Ancak enflasyonla mücadele uzadıkça bu mücadelenin maliyetini taşıyan kesimlerin dayanma kapasitesi de azalıyor. Türkiye’nin temel açmazı, enflasyonu düşürme ihtiyacı ile üretim ve ihracat gücünü koruma zorunluluğunun giderek daha fazla karşı karşıya gelmesi.

Rakamlar kaygı verici

Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe’nin geçen haftaki açıklamaları bu açmazın üretim cephesindeki boyutunu ortaya koyuyor. Gültepe’nin CNBC-e'de Emre Eser'in sorularını yanıtlarken verdiği rakamlara göre 2019-2025 döneminde Türkiye’de ortalama yıllık enflasyon yüzde 38 dolayında gerçekleşirken rakip ülkelerde bu oran yüzde 8’i aşmadı. Çok çarpıcı değil mi?

Aynı dönemde asgari ücret yüzde 1290, enerji fiyatları yüzde 1490, ham madde ve ara malı fiyatları yüzde 1250 arttı. Dolar kurundaki artış ise yüzde 860’ta kaldı.

Bu fark ihracatçının neden zorlandığını anlatıyor. Üretim maliyetleri döviz cinsinden yükselirken kur artışı maliyet baskısını karşılamaya yetmiyor. Bir başka ifadeyle Türkiye’de üretmek, uluslararası rakiplere kıyasla giderek pahalılaşıyor. Makine üretiminde dolar bazında maliyetlerin 2022’ye göre yüzde 60, hazır giyimde yüzde 58, mobilyada yüzde 55 artması, sorunun birkaç sektörle sınırlı olmadığını gösteriyor.

Pazar kaybına dikkat!

Elbette yüksek enflasyonla mücadele edilmesi gerekiyor. Ancak dezenflasyonun başarısı yalnızca tüketici fiyatlarının ne ölçüde gerilediğiyle ölçülemez. Üretim kapasitesinin, ihracat pazarlarının ve istihdamın ne ölçüde korunabildiği de hesaba katılmalı. Çünkü pazar kaybeden, kâr marjı daralan ve finansmana erişmekte zorlanan bir şirketin yeni teknolojiye, verimliliğe ve yeşil dönüşüme kaynak ayırması kolay değil.

Gültepe “Pazar kaybeden firma dönüşüme kaynak ayıramaz” diyor. Bu tespit önemlidir. Bu, yalnızca ihracatçıların bugünkü sıkıntısını değil, Türkiye’nin gelecekteki üretim yapısına ilişkin riski de anlatıyor. Rekabet gücü kaybı bugün satışların azalmasına yol açarken yarın daha düşük teknolojiye, daha sınırlı yatırıma ve daha zayıf bir üretim kapasitesine neden olabilir.

Nitekim Türkiye’nin küresel ihracattan aldığı payın iki yılda yüzde 1,08’den yüzde 0,98’e gerilemesi ve imalat sanayisindeki sigortalı çalışan sayısının dört yılda 480 bin azalması dikkatle değerlendirilmesi gereken göstergeler. Üstelik rekabet yalnızca Asya’nın düşük maliyetli üreticileriyle yaşanmıyor. Avrupalı rakipler de aynı pazarlarda Türkiye’nin karşısına çıkıyor. Gümrük engellerinin arttığı, ticaret politikalarının yeniden şekillendiği ve ülkelerin yatırımları kendi sınırlarına çekmek için daha yoğun teşvikler sunduğu bir konjonktürde rekabet kaybının telafisi giderek zorlaşıyor.

Peki, ne yapılmalı?

Öncelikle enflasyonla mücadeleden vazgeçmeden, üretim ve ihracat üzerindeki maliyet baskısını azaltacak tamamlayıcı politikalar devreye alınmalı. İhracatçıların finansmana erişimi iyileştirilmeli; kredi mekanizması, üretken yatırımları ve ihracat kapasitesini destekleyecek biçimde çalışmalı. Enerji maliyetlerini düşürecek yatırımlar, verimlilik artışı, teknoloji yenileme ve nitelikli iş gücü politikaları hızlandırılmalı. Özellikle yüksek katma değerli üretime geçişi kolaylaştıracak uzun vadeli ve öngörülebilir finansman kanalları oluşturulmalı, çünkü finansman sağlanamazsa tüm projeler kâğıt üzerinde kalır.

Bunlar, enflasyonla mücadeleyi gevşetmenin gerekçesi değil; tam tersine, dezenflasyonun üretim kapasitesine kalıcı zarar vermeden tamamlanabilmesinin koşulları. Kur politikası, ücretler veya kredi koşulları üzerinden ihracatçıya geçici bir rahatlama sağlamak da tek başına yeterli olmayacaktır. Asıl ihtiyaç, verimliliği artıran ve birim üretim maliyetini düşüren yapısal adımlardır. Bununla birlikte bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için şirketlerin bugünü atlatabilecek bir nakit akışına ve yatırım yapabilecekleri bir finansman ortamına sahip olması gerekir.

Gültepe diyor ki; “Bugün rekabet edemezsek yarına yatırım yapamayız.” İşte Türkiye’nin önündeki mesele, daha doğrusu önemli tehdit budur. Enflasyonla mücadele sürerken rekabet gücünün aşınmasına seyirci kalınırsa bugünkü maliyetler, yarının büyüme sorununa dönüşebilir.

Türkiye’nin kritik kavşağı burada... Enflasyonu düşürmek ile rekabet gücünü korumak arasında zorunlu bir tercih yapmak yerine, iki hedefi birlikte gözeten bir ekonomi politikası oluşturmak gerekiyor. Çünkü dezenflasyon programının başarısı, yalnızca fiyatların istikrara kavuşmasıyla değil, o istikrarın üzerinde yükselecek güçlü bir üretim ve ihracat ekonomisiyle anlam kazanacak.

İlgili Haberler
Makroekonomi Tesla'lara benzinli motor taktılar, 32 milyon euro borçla battılar Sözcü Ekonomi · 22 dk önce Makroekonomi Mekke Anlaşması için muhalefet ne diyor, iktidar neyi savunuyor? Ekonomi Gazetesi · 25 dk önce Makroekonomi Petrol fiyatlarında diplomasi umudu: Piyasanın ateşi düşecek mi? CNBC-e · 26 dk önce Makroekonomi Apple Türkiye sessiz sedasız yine zam yaptı Sözcü Ekonomi · 32 dk önce Makroekonomi Besleyelim ama öldürmeyelim Ekonomi Gazetesi · 36 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.