4 Ekim 2026, Pazar · 08:43 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Savaşın sonunda İsrail'in kaybettikleri

İran’a karşı ABD ve İsrail’in yürüttüğü savaş henüz bitmedi. Ama şu safhadan sonra bir tarafın herkesi hemfikir yapacak bir başarıya imza atması beklenemez. Neticede, masada karşılıklı imzalar atılmamış olsa da aslında s…

Savaşlar yalnızca muharebe sahasında kazanılan başarılarla ölçülmez. Asıl ölçü, silahlar sustuğunda ortaya çıkan stratejik dengedir. Bir ülke düşmanının altyapısını yok edebilir, hava sahasında üstünlük kurabilir ve askerî kapasitesini büyük ölçüde sergileyebilir. Fakat savaşın sonunda temel tehdit hâlâ yerindeyse ve siyasi hedeflere ulaşılamamışsa ortaya farklı bir bilanço çıkar.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Şubat 2026'da ABD ile İsrail'in İran'a karşı başlattığı harekât bu açıdan dikkat çekici bir örnek oluşturuyor.

Askerî performans açısından İsrail'in önemli başarılar elde ettiği açık. İsrail, ABD ile birlikte İran hava sahasında üstünlük kurdu. 2025'teki 12 günlük savaşta ve bu daha uzun çatışmada tek bir savaş uçağını kaybetmedi. Mossad'ın Tahran'daki liderlik çevrelerine sızma kapasitesi bir kez daha görüldü. (İnsan istihbaratı konusunda başarılı olduğunu, ancak stratejik istihbarat konusunda sınıfta kaldıklarını önceki yazılarımızda işlemiştik) İran'ın balistik füze üretim kapasitesine ve nükleer programının bazı unsurlarına ağır darbeler indirildi.

Peki bütün bunlar savaşın stratejik hedeflerine ulaşıldığı anlamına geliyor mu?

Bana göre savaşın sonunda İsrail'in asıl kaybı askerî kapasitesi değil, bu kapasitenin stratejik sonuç üretme gücüne ilişkin bazı varsayımları oldu.


Kaybedilen bahis

İsrail savaşa önemli bir varsayımla girdi: İran'daki rejimin değiştirilebileceği ve bunun ABD'nin desteğiyle gerçekleştirilebileceği.

Bu bahis karşılığını vermedi. İran İslam Cumhuriyeti ayakta kaldı. Rejim değişikliği uzak bir ihtimal olarak kaldı. Tahran ağır saldırılara rağmen karşılık verebileceğini ve İsrail'in yanı sıra bölgedeki diğer aktörler üzerinde baskı oluşturabileceğini gösterdi.

Buradaki temel sorun Vaşhington ile Kudüs arasındaki hedef farklılığında ortaya çıkıyor.

İsrail için İran en önemli ulusal güvenlik tehdidi. ABD açısından İran önemli bir rakip olsa da Ortadoğu'daki bütün stratejiyi belirleyen tek mesele değil. İsrail'in İran'la mücadelesi yıllara, hatta on yıllara yayılabilecek bir güvenlik sorunu olarak görülürken Amerikan kamuoyunda uzun süreli bir Ortadoğu savaşına yönelik isteksizlik bulunuyor.

İsrail'in savaşa ilişkin hesabı bu nedenle önemli bir belirsizlik içeriyordu. İran'ı değiştirmek isteyen bir ülkenin, aynı hedefe Vaşhington kadar uzun süre bağlı kalıp kalmayacağını da hesaba katması gerekiyordu.


Caydırıcılığın ironisi

Savaşın İsrail açısından en önemli sonucu belki de caydırıcılık alanında ortaya çıktı.

Caydırıcılık, büyük ölçüde gücün kullanılmasından önce yaratılan tehdide dayanır. Rakip, karşılaşacağı bedelin büyüklüğünden emin olmadığı için geri adım atar. Fakat tehdit uygulandığında ve rakip ağır bir saldırıyı atlattığında durum değişebilir.

İran tam da bunu yaptı.

İsrail'in askerî kapasitesi savaş boyunca açık biçimde görüldü. Ancak İran, bu kapasiteye rağmen ayakta kaldı. İsrail'in İran'a ağır hasar verebildiği ortaya çıkarken İran'ın davranışını değiştirmeye zorlanamadığı da görüldü. Bu durum İsrail'in İran'a karşı caydırıcılığının zayıflaması riskini beraberinde getiriyor.

Burada savaşın paradoksu ortaya çıkıyor. İsrail gücünü göstererek caydırıcılığını artırmayı hedeflerken, kullandığı güç

İran'ın saldırıya dayanabileceğini de gösterdi.

İsrail'in sorunu artık İran'ı vurabilecek güce sahip olup olmadığı değildir. Asıl sorun, bu gücün İran'ı davranış değişikliğine zorlamaya yetip yetmediğidir.


İran'ın ortaya çıkan kaldıracı

İran'ın savaş boyunca ortaya koyduğu başka bir kapasite de İsrail'in stratejik hesabını karmaşıklaştırıyor.

Tahran, nükleer silah kullanmadan da bölgesel ve küresel ekonomik sonuçlar yaratabilecek araçlara sahip olduğunu gösterdi. Hürmüz Boğazı'nın seçici biçimde kapatılması ve Körfez ülkelerinin enerji altyapısına yönelik saldırılar, savaşın

İsrail ile İran arasındaki askerî mücadele sınırlarını aşmasına yol açtı.

Bu noktada coğrafya teknolojiye karşı yeniden ağırlığını gösterdi.

İsrail'in gelişmiş askerî kapasitesi İran'ın askerî hedeflerine karşı etkili oldu. Ancak Körfez coğrafyası ve İran'ın bu coğrafyadaki konumu Tahran'a farklı bir stratejik kaldıraç sağladı.

Savaşın sonunda İran önemli ölçüde zayıflamış olabilir. Fakat İsrail'in stratejisini ve ABD'nin bölgesel hesaplarını etkileyebilecek araçlara sahip olduğu da ortaya çıktı.


Körfez'de değişen hesap

İsrail'in kaybettiği bir başka şey bölgesel entegrasyon sürecindeki ivme oldu.

7 Ekim 2023 öncesinde İsrail ile Suudi Arabistan arasında normalleşmenin önemli ölçüde ilerlediği düşünülüyordu. Bu süreç, İsrail'in bölgesel konumunu değiştirebilecek stratejik bir gelişme olarak görülüyordu.

İran savaşı ise bu hesabı daha karmaşık hale getirdi.

Körfez ülkeleri savaşın doğrudan sonuçlarını yaşadı. Enerji altyapıları tehdit edildi. Ekonomik faaliyetleri zarar gördü. Bölgesel istikrar anlayışları sarsıldı.

İsrail'le güvenlik iş birliğinin sağladığı avantajlar devam ediyor. Birleşik Arap Emirlikleri'nin savunmasına İsrail askerlerinin ve Demir Kubbe sistemlerinin katkı sağlaması bunun bir örneği.

Fakat Körfez ülkelerinin tamamının İsrail'le aynı stratejik çizgide hareket edeceğini varsaymak artık daha güç.

Bu ülkeler ABD'nin yerine başka bir dış güç aramayabilir. Fakat kendi savunma kapasitelerini artırarak Vaşhington'a ve İsrail'e bağımlılıklarını azaltmaya çalışabilirler. Böyle bir gelişme, İsrail'in bölgesel stratejisi açısından önemli bir değişim anlamına gelir.


ABD'ye bağımlılığın görünürleşmesi

Savaşın İsrail açısından ortaya çıkardığı bir başka gerçek, ABD'ye olan bağımlılığın daha görünür hale gelmesidir.

İsrail'in uzun süreli operasyonları için Amerikan askerî desteği kritik önem taşıyor. Vaşhington'un siyasi desteği ve bölgedeki askerî varlığı da İsrail'in hareket alanını doğrudan etkiliyor.

Fakat ABD'nin savaşın uzun süre devam etmesine yönelik isteği ile İsrail'in İran'la uzun vadeli mücadele anlayışı aynı değil.

Trump yönetimi ile Netanyahu hükümeti arasındaki yakın iş birliği bu farkı şimdilik büyük ölçüde örtüyor. Fakat iki ülkenin çıkarları arasındaki gerilim ortadan kalkmış değil.

İsrail'in önündeki sorun tam da burada başlıyor. İran tehdidi uzun vadeli olabilir. Amerikan sabrı ise sınırsız değil.


Süveyş'in gölgesi

Bu tablo 1956 Süveyş Krizi'nin hatırlattığı bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: Askerî başarı, siyasi hedefe dönüşebilir mi?

İsrail 1956'da Sina'da önemli bir askerî başarı elde etmişti. Ancak ABD'nin baskısı sonucunda geri çekildi. Askerî sahadaki üstünlük, siyasi hedeflerin kalıcı biçimde gerçekleştirilmesini sağlayamadı.

Bugün koşullar farklı. Fakat temel stratejik soru benzer: Sahadaki askerî kapasite, savaş sonrasında İsrail'in istediği bölgesel düzeni yaratmaya yetiyor mu?

İran savaşının ardından bu soruya verilecek cevap artık eskisi kadar açık değil.

Üstelik İsrail'in İran merkezli güvenlik yaklaşımı Filistin meselesini ortadan kaldırmadı. İran'a yönelik askerî kampanya,

İsrail'in güvenlik sorunlarının önemli bir bölümünü Tahran merkezli bir çerçevede değerlendirmesine yol açmıştı. Fakat savaşın sonunda Filistin meselesi olduğu yerde duruyor.


Ne savaş ne barış

Sonuçta savaş, İsrail'i rahatlatan kesin bir stratejik sonuç üretmedi.

İran ağır darbe aldı fakat ayakta kaldı. İsrail askerî üstünlüğünü korudu fakat kendisi için İran tehdidini ortadan kaldıramadı. ABD İsrail'in en önemli stratejik ortağı olmaya devam ediyor fakat Vaşhington'un uzun süreli bir bölgesel savaşa bağlılığı konusunda soru işaretleri arttı.

Körfez ülkeleri İsrail'le güvenlik iş birliğini sürdürüyor fakat İran'la kendi ilişkilerini yeniden dengeleme ihtiyacı hissediyor.
Ortaya çıkan tablo ne tam savaş ne de kalıcı barış.

İsrail'in önünde şimdi daha zor bir stratejik tercih bulunuyor. Aynı anda çok sayıda cephede savaşmayı sürdürmek yerine aktif cephelerin sayısını azaltması, uzun süreli askerî angajmanların maliyetini yeniden hesaplaması ve diplomatik seçeneklere daha fazla ağırlık vermesi gerekiyor.

Bu savaş İsrail'in gücünü gösterdi. Fakat aynı zamanda gücün sınırlarını da gösterdi.

İsrail'in kaybettiği şey askerî üstünlüğü değil. Asıl kayıp, askerî üstünlüğün tek başına stratejik sonuç üretmeye yeteceği inancıdır.

Dünya gözünde düştüğü durumu bu yazıya dahil etmedik bile.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA OKU

Hakkında daha ayrıntılı: İsrailİRANABDDr. Osman Gazi Kandemir

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Müjgan Halis Foucault nasıl Foucault oldu?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Şadi Özdemir Ne zafer ne teslimiyet... Değişen dünyada Türkiye, Kürtler ve barış arayışı

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Bülent Güven Fatma Betül Sayan: Biriken öfke; ya arınma ya çöküş

röportaj

TÜRKİYE'DEN SESLER

Zeynep Karaca Danimarkalı şair Niels Hav: İstanbul'a gelmek demek, sanki evime gelmek demek

İlgili Haberler
Makroekonomi Yatırım fonları haftalık karnesi açıklandı: En çok kazandıran ve kaybettirenler belli oldu Sözcü Ekonomi · 26 dk önce Makroekonomi Yurt dışında emeklilik için en iyi ülke artık Avrupa'da değil ama ilk 10'un 6'sı Avrupa'dan Euronews TR Ekonomi · 42 dk önce Makroekonomi Brezilya'daki devlet başkanlığı seçimleri Netanyahu ve Trump'ı yakından ilgilendiriyor Independent Türkçe · 49 dk önce Makroekonomi İkinci el pazarında bu 5 otomobil peynir ekmek gibi satılıyor Sözcü Ekonomi · 51 dk önce Makroekonomi Sınır aşan sular: Teknik sorun mu, siyasi inşa mı? Independent Türkçe · 1 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.