4 Ekim 2026, Pazar · 09:21 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Sınır aşan sular: Teknik sorun mu, siyasi inşa mı?

Türkiye'de 1970-1990 arasında "sınır aşan sular", tezlerde ve politika metinlerinde müstakil bir bunalım gibi işlendi. Merkez Fırat ve Dicle, özellikle Güneydoğu Anadolu Projesi'ydi. Aradan geçen süre bu çerçeveyi taşıma…


Sorunun nasıl kurulduğu

1970-1990 arasında akademik tezler, resmi demeçler ve dış baskı dili, sınır aşan suları neredeyse müstakil bir bunalım gibi kurdu. Anlatının merkezi Fırat ve Dicle'ydi. Keban'dan Atatürk'e uzanan baraj dizisi ve aşağı kıyıdaşların itirazı, meselenin hem hukuki hem ahlaki bir sorun olduğu izlenimini verdi. Bu dil, Türkiye'nin kendi havzasındaki kalkınmasını uluslararası bir ihtilaf dosyasına çevirdi.

Aradan geçen süre bu çerçeveyi doğrulamaz. Nehirler kurumadı. Öngörülen su savaşı çıkmadı. 3 ülke arasında kalıcı bir tahsis antlaşması da yapılmadı. Ortada kalan şey, yüksek doğal değişkenliğe sahip 2 akarsuyun, fiziksel arzı aşan talepler ve siyasi enstrümantasyonla sorun haline getirilmesidir. Su meselesi yoktur demek yanlış olur. Kalite, kurak yıl yönetimi ve sulama verimi gerçek başlıklardır. Bunlar, o yıllarda yazıldığı biçimiyle bir bunalım değildir.


Sınırda ölçülen su

Fırat'ın Türkiye-Suriye sınırındaki uzun dönem ortalaması, baraj öncesi rejimde (1938-1973, Jarablus) yaklaşık 30 milyar metreküptür. Keban ile Suriye'deki Tabka'nın dolumundan sonraki 1974-1998 ortalaması 25,1 milyar metreküpe, 1990-2010 ortalaması 22,8 milyar metreküpe inmiştir. Sınırdaki düşüş gerçektir. Fakat 40 yıla yayılmıştır ve dörtte bir mertebesindedir. Bu rakam, o yılların kesinti ve kurutma iddialarıyla aynı büyüklükte değildir.

Daha belirleyici olan doğal salınımdır. Birecik'te Fırat 1961'de 14,9 milyar metreküp, 1988'de 57,7 milyar metreküp akmıştır. Aynı nehir, kurak yılda sulak yılın dörtte biri kadar su taşır. Yıllık yüzde 25'lik uzun dönem kayması, bu salınımın içinde küçük kalır. Sabit kota talebi, bu değişkenliğe karşı teknik bir çözüm değil, hidrolojiyi siyasileştiren bir idari kısayoldur.

Katkı payları da o dönemki anlatıya uymaz. Fırat akımının yaklaşık yüzde 88-90'ı Türkiye'den, yüzde 10-12'si Suriye'den gelir. Irak'ın Fırat'a katkısı fiilen sıfırdır. Dicle'de tablo farklıdır. Türkiye'nin payı yüzde 40 civarındadır; geri kalan Büyük Zap, Küçük Zap ve Diyala ile İran kollarından gelir. Türkiye 2 nehri de elinde tutuyor cümlesi Fırat için coğrafi olarak doğrudur, Dicle için abartılıdır.

Taleplerin toplamı arzı aşıyordu

1980'lerin ihtiyaç beyanları toplandığında Fırat için 50 milyar metreküpü aşan talepler çıkıyordu. Nehrin verimi 30-35 milyar metreküp bandındadır. Türkiye projeksiyonları 14-21, Suriye 6-13, Irak 13-23 milyar metreküp civarındaydı. 3 listenin toplamı, fiziksel arzın yüzde 25'ten fazla üstündeydi. Irak, katkısı sıfıra yakın olduğu Fırat'tan dönem dönem yüzde 65'e varan pay istemişti.

Bu tablo hakça kullanım tartışması değildir. Birbirini dışlayan kota listesidir. Hakça ve makul kullanım, ihtiyaç beyanının kendiliğinden hak doğurmasını kabul etmez. Beyan ölçülmeden, tüketim verisi açılmadan ve sulama verimi hesaba katılmadan yapılan paylaşım, hukuki formül değil siyasi talep olur. 1970-1990 tezlerinin büyük bölümü bu aritmetiği sorun saymadı. Sorun diye Türkiye'nin kendi havzasında baraj ve sulama yapmasını yazdı.

Türkiye'nin 1984'te önerdiği Üç Aşamalı Plan bu yüzden reddedildi. Plan önce kaynak envanteri, sonra gerçek tüketim envanteri, ancak ondan sonra tahsis diyordu. Suriye ve Irak sabit kota istedi. Ortak Teknik Komite 1980-1992 arasında 16 toplantı yaptı ve veri rejiminde tıkandı. Ölçmeyi reddeden taraf, meselenin teknik olmadığını fiilen ilan etmiş olur.


1987: Su maddesi tutuldu, güvenlik maddesi tutulmadı

1987 protokolü nihai tahsis değildir. Atatürk dolumu süresince ve nihai anlaşmaya kadar sınırda yıllık ortalama 500 metreküp/saniye bırakma taahhüdüdür. Bu, yaklaşık 15,8 milyar metreküp/yıl eder; doğal ortalamanın yarısı kadar bir taban garantisidir. Ocak 1990'daki yaklaşık 1 aylık kesinti önceden bildirildi ve sonraki aylarda telafi edildi. Protokol büyük ölçüde tutuldu. Kurak yıllar dışında sınır bırakımı bu eşiğin altına kalıcı olarak inmiş değildir.

Aynı protokolün diğer maddesi güvenlikti. Suriye'nin PKK desteğini kesmesi karşılığında su taahhüdü verilmişti. Su maddesi işledi, güvenlik maddesi işlemedi. Bu eşleşme, 1980'lerin su sorununun ne kadarının teknik olduğunu gösterir. Su, aşağı kıyıdaşın ve onu destekleyen çevrelerin elinde, Türkiye'nin iç güvenlik dosyasına bağlanmış bir pazarlık konusuydu. Akademik dil bunu çoğunlukla havza işbirliği eksikliği diye yumuşattı. Metinlerin kendisi daha açıktır.

1975 krizi de anlatıldığı sırayla yaşanmadı. İlk ciddi aşağı kıyı sıkışması, Türkiye'den önce Suriye'deki Tabka'nın dolumu ve kuraklıkla Irak'a giden suyun düşmesiydi. Arap Birliği aracılığıyla Suriye bırakımı artırmak zorunda kaldı. Havzadaki ilk operasyonel kriz, yukarı kıyıdaş tekelinin değil, orta kıyıdaşın kendi barajının eseridir.


Aşağı kıyıdaki çöküş nereye yazılıyor?

Irak'ta Hit ve Bağdat istasyonlarındaki düşüş, sınırdaki düşüşten büyüktür. Aradaki fark Türkiye barajlarından tek başına açıklanamaz. Suriye'nin kendi sulaması, Irak'ın taşkın sulama ve drenajsız tarımı, Saddam dönemindeki bataklık kurutması, savaş tahribatı ve 1990'dan sonra çöken sulama altyapısı bu farkın içindedir. Tuzlanma ve bakımsız şebekeler, miktar kaybından bağımsız bir kalite sorunudur. GRACE uydu verisine dayanan çalışmalar, 2002-2017 arasında havza su deposundaki kaybın yaklaşık yüzde 60'ını iklim değişkenliğine, yüzde 40'ını insan müdahalesine bağlar. İnsan müdahalesinin de tamamı yukarı baraj değildir.

1970-1990 literatürünün öngördüğü su savaşı çıkmadı. 2024 Türkiye-Irak çerçeve anlaşması da kota antlaşması değildir. Sulama verimliliği, su kalitesi ve proje finansmanı üzerine kuruludur. Bu, tarafların fiilen kota siyasetinden proje siyasetine geçtiğini gösterir. Geçiş geç kalmıştır; fakat yön, eski tezlerin tersinedir.


Seçici coğrafya

Aynı yılların metinleri Asi ve Meriç'i aynı yoğunlukta işlemedi. Asi'de Türkiye aşağı kıyıdadır. Suriye ve Lübnan kullanımı, Amik tarafındaki akımı uzun süredir düşürmüştür. Meriç'te de Türkiye aşağıdadır. Taşkın ve kirlilik Bulgaristan ile Yunanistan tarafından gelir. Sınır aşan su kavramı bu 2 havzada da geçerlidir.

Bütün bunlara rağmen sorun dili, Türkiye yukarı kıyıdaşken kuruldu. Kavramın kendisi teknik değildir. Kavram, gelişmenin uluslararası denetime açıldığı yerde siyasileşir. Konuyu sürekli gündemde tutarak Türkiye'nin mağduriyeti istenmiş olabilir.

1997 Birleşmiş Milletler su yolları sözleşmesine Türkiye'nin çekince koyması da bu seçiciliğin parçasıdır. Sözleşme, aşağı kıyıdaşın veto kapasitesini artıran bir bildirim ve zararı önleme rejimi kurar. Yukarı kıyıdaşın kendi topraklarındaki kalkınma hakkını ise ikincilleştirir. Türkiye'nin itirazı, paylaşmayı reddetmekten çok, ölçülmemiş ihtiyacın hak sayılmasına itirazdır. Aşağı kıyıdaş literatürü bunu çoğu zaman işbirliğinden kaçış diye yazdı.


Sonuç

1970-1990 yoğunluğu 3 şeyi birbirine karıştırdı.

• Birincisi, Türkiye'nin kendi havzasında baraj ve sulama yapmasıdır.
• İkincisi, aşağı ülkelerin fiziksel arzı aşan kota talepleridir.
• Üçüncüsü, PKK terörü dosyasıyla bağlantılı siyasi baskıdır.

Teknik çekirdek bunlardan ayrıdır ve dardır. Doğal değişkenlik yüksektir. Sınır akışı uzun dönemde yaklaşık dörtte bir azalmıştır. 500 metreküp/saniye tabanı büyük ölçüde tutulmuştur. Üçlü veri rejimi kurulamamıştır. Aşağı kıyıdaki asıl çöküş yönetim, savaş ve iklim kaynaklıdır.

Bundan sonra konuşulması gereken, yeni bir kota metni değildir. Ölçülen su, ölçülen tüketim ve kurak yılda birlikte işletilecek bir bırakım rejimidir. Somut akım verisi, talep aritmetiği ve protokolün asimetrik uygulanması, o yıllarda sorun diye büyütülen şeyin teknik olmadığını gösterir. Gelişmeyi uluslararası veto konusu yapma girişimi, hidrolojik bir zorunluluk gibi yazılmıştır. Veri bu yazımı taşımaz.

Notlar:

1. Jarablus ortalamaları: UN-ESCWA ve BGR, *Inventory of Shared Water Resources in Western Asia*, Beyrut, 2013, Fırat bölümü. 1938-1973 için 30,0; 1974 sonrası için 25,1; 1990-2010 için 22,8 milyar m³.
2. Birecik uç değerleri Özden Bilen'in DSİ serisinden aktarılır: 1961'de 14,9, 1988'de 57,7 milyar m³. Yıllık değişkenlik, uzun dönem ortalamanın çok üstündedir.
3. 1987 Türkiye-Suriye protokolü, madde 6: nihai tahsise kadar sınırda yıllık ortalama 500 m³/s. 500 m³/s yaklaşık 15,8 milyar m³/yıla karşılık gelir. Güvenlik protokolü PKK terörü desteğinin kesilmesini öngörüyordu.
4. Talep derlemeleri: John Kolars ve William Mitchell; Nurit Kliot, *Water Resources and Conflict in the Middle East*, 1994. 3 ülkenin beyan toplamı 50 milyar m³'ü aşar; Fırat verimi 30-35 milyar m³ bandındadır.
5. Ortak Teknik Komite 1980-1992 arasında 16 kez toplanmış, veri rejimi ve 2 nehir mi tek havza mı tartışmasında tıkanmıştır. Üç Aşamalı Plan 1984 tarihlidir.
6. 1975 krizi Tabka dolumu ve kuraklıkla ilişkilidir; arabuluculuk Suriye'nin Irak'a bırakımı artırmasıyla kapanmıştır.
7. GRACE temelli çalışmalar, 2002-2017 havza su deposu kaybında iklim payını yaklaşık yüzde 60, doğrudan insan müdahalesini yaklaşık yüzde 40 olarak ayırır.
8. Türkiye-Irak su işbirliği çerçeve anlaşması 22 Nisan 2024 tarihlidir; kota antlaşması değil, verimlilik, kalite ve proje finansmanı rejimidir.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: SUBARAJsu savaşlarıGürsel Tokmakoğlu

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir Savaşın sonunda İsrail'in kaybettikleri

TÜRKİYE'DEN SESLER

Müjgan Halis Foucault nasıl Foucault oldu?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Şadi Özdemir Ne zafer ne teslimiyet... Değişen dünyada Türkiye, Kürtler ve barış arayışı

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Bülent Güven Fatma Betül Sayan: Biriken öfke; ya arınma ya çöküş

İlgili Haberler
Makroekonomi ABD Başkanı Trump'tan İran'a Gözdağı: "Karar verme noktasındayım" CNBC-e · 49 dk önce Makroekonomi Değerli metallerde rüzgar döndü: 9 ayda en çok o kaybettirdi Sözcü Ekonomi · 50 dk önce Makroekonomi Yatırım fonları haftalık karnesi açıklandı: En çok kazandıran ve kaybettirenler belli oldu Sözcü Ekonomi · 1 saat önce Makroekonomi Yurt dışında emeklilik için en iyi ülke artık Avrupa'da değil ama ilk 10'un 6'sı Avrupa'dan Euronews TR Ekonomi · 1 saat önce Makroekonomi Brezilya'daki devlet başkanlığı seçimleri Netanyahu ve Trump'ı yakından ilgilendiriyor Independent Türkçe · 1 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.