YAYINLAMA 28 Eylül 2026 00:00
GÜNCELLEME 28 Eylül 2026 00:07
MERVE YİĞİTCAN
Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) tarafından Elazığ’da düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi’nde reel sektördeki son durum masaya yatırılırken, iş dünyası liderleri sanayiyi bekleyen tehlikelere dikkat çekerek çözüm önerilerini paylaştı. Zirvede konuşan TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, “Son üç yıldır makroekonomik dengelenme ve istikrar arayışındayız” derken, enflasyonla mücadelenin bu çerçevenin vazgeçilmezi olduğunu, ancak kalıcı başarı için para ve maliye politikalarının yanında reform ve sanayi politikası ayağını da tamamlamak gerektiğini söyledi.
Diren, “Talep koşulları dengelenirken orta vadede üretim kapasitesini, verimliliği ve teknolojik etkinliği artırmak zorundayız. Sanayimizin kayıtlı istihdamını ve ihracatımızın nefes alanını genişletmeliyiz” dedi. TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Endeksi'nin son yayınlanan verilerinin de bu ihtiyacın altını çizdiğine işaret eden Diren, “Son 5 yıllık süreçte tüm sektörler ciddi bir rekabet gücü kaybı ile karşı karşıya. Bu tablo, rekabetçiliğin yalnızca kurdan ve faizden ibaret olmadığını gösteriyor. Elbette teknoloji, inovasyon, enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve nitelikli istihdam da rekabetçiliğin asli unsurlarıdır. Ama maliyetler kalıcı biçimde bozulduğunda şirketlerin bu alanlara yatırım yapma gücü de zayıflar” diye konuştu. Dezenflasyon hedefini korurken üretici, ihracat ve dönüşüm yatırımları için hedefli, seçici, şeffaf ve ölçülebilir finansman imkanları oluşturulması gerektiğini vurgulayan Diren, desteklerin başarısını da kullandırılan kaynakla değil; verimlilik, ihracat, teknoloji, enerji tasarrufu ve nitelikli istihdam üzerindeki etkisiyle ölçmek gerektiğini savundu.
Türkiye’nin konumunu güçlendirmeliyiz
Küresel ekonomide jeopolitik, teknolojik ve maliyet esaslı baskıların da giderek arttığını hatırlatan Diren, “Sanayimizde uzun vadeli dayanıklılık için kamunun liderliğinde ve iş dünyası paydaşlarının iş birliğiyle 10-15 yıllık bir sanayi stratejisi planlamalıyız. Hangi pazarlarda derinleşeceğiz, hangi teknolojilerde yetkinlik oluşturacağız, hangi sektörlerde ve hangi bölgelerde ölçek büyüteceğiz; bunları netleştirmeliyiz” ifadelerini kullandı. Dayanıklılığın bir diğer boyutunun, değişen küresel ekonomik düzende Türkiye’nin konumunu korumak ve güçlendirmek olduğunu anlatan Diren, sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa Birliği’nde yeni sanayi politikaları ve ticaret düzenlemeleri, başta Sanayi Hızlandırıcı Yasası olmak üzere, rekabet koşullarımızı doğrudan etkileyecek. AB’nin üçüncü ülkelerle genişleyen serbest ticaret anlaşmaları da bu tabloyu şekillendiriyor. Bu süreçte Türkiye, Gümrük Birliği ve Avrupa üretim ağlarıyla kurduğu derin entegrasyon doğrultusunda, yeni Avrupa sanayi mimarisinin doğal bir parçası olarak görülmeli.”
Bugün ekonomik programın başarısını ölçmekte, enflasyonun kalıcı biçimde düşmesine bakmanın çok önemli olduğunu vurgulayan Diren, “Ama bunun yanında sanayinin nabzı kaçta atıyor, üreticinin yatırım iştahı ne durumda, gençlerimiz geleceğin üretiminde kendilerine nasıl bir yer görüyor, ihracatçımız küresel pazarda hangi katma değerle rekabet ediyor; bu soruların cevapları da en az makro göstergeler kadar önemlidir” diyerek sözlerini tamamladı.
Cevdet Yılmaz: Fon krizi geçici bir sorun, yapısal bir sorunla karşı karşıya değiliz, makro ekonomik temellerimiz sağlam
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, zirvede yaptığı konuşmada son günlerde gündemi sarsan fon krizi ile ilgili konuştu. "Makroekonomik temellerimiz sağlam, ekonomimizde bir problem yok" diyen Yılmaz, "Finans piyasalarımız çok daha iyi bir noktada. Ama sermaye piyasalarımızda belli bir alanda, kısıtlı bir alanda ortaya çıkmış bir sorunla karşı karşıyayız. Bu sorunu aşma yönünde de idari, adli gerekli tedbirler alınıyor, alınmaya da devam edecek. Bu geçici bir sorun, kısıtlı bir alanda ortaya çıkan bir sorun. Ve bu sorunu aştığımız zaman sermaye piyasalarımız eskisinden de daha güçlü bir şekilde yoluna devam edecek" dedi. Yapısal bir sorunla karşı karşıya olunmadığını söyleyen Yılmaz, "Sermaye piyasalarımızın da yapısı oldukça sağlıklı. Ama geçici bir sorunumuz var. Bu sorunla ilgili de ilgili tüm kurumlarımız koordinasyon içinde üzerlerine düşeni gerçekleştiriyorlar. İnşallah bu sorunu atlattığımız zaman güçlü bir şekilde sermaye piyasalarımız yoluna devam edecek; ondan da hiç şüpheniz olmasın" ifadelerini kullandı.
Sönmez: Şu anda en aciliyetli konu üretim kapasitesinin korunması
TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, zirvede yaptığı konuşmada, ekonomik görünüme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında makro ekonomik gelişmelere değinen Sönmez, enflasyon ve cari dengedeki sapmaların önemli bir bölümünün, bölgesel savaşın enerji ve emtia fiyatları üzerinde yarattığı geçici etkilerle açıklandığını söylerken, “Savaşın etkileri elbette gerçektir. Bununla birlikte, son dönemde ülkemizde finansal kırılganlıklar da azalma eğilimindedir. Diğer yanda, enflasyon takviminin ötelenmesi, reel sektör için sadece teknik bir revizyon değil, beklenti yönetimi ve yatırım güveni meselesidir. Enflasyon patikasının, maliye politikasının ve yönetilen fiyatların birbirini desteklediği ve hedeflerin belirlenen takvim dahilinde gerçekleştiği bir uygulamanın kritik olduğunu düşünüyoruz. Yatırım kararını da, üretim planını da, ihracatçının ufkunu da belirleyen şey, bu olacaktır” dedi.
Sanayisizleşmenin toplumsal sonuçları olur
2027-29 Orta Vadeli Program’da belirlenen reform başlıklarının iş dünyasının işaret ettikleriyle örtüşmesinin önemine dikkat çeken Sönmez, şu anda en aciliyetli konunun, üretim kapasitesinin korunması olduğunu vurguladı. Yıl içerisinde açıklanan kredi destek paketleri gibi politikaların meyvelerini vermesini sabırsızlıkla beklediklerini söyleyen Sönmez, ihracat ve yatırım yapan işletmelere hedefli ve geçici araçlarla nefes alanı açılmaya devam edilmesini de, çok önemli bulduklarını aktardı.
“Dünya yeniden sanayileşmenin yollarını ararken, dezenflasyon sürecinin üretim mirasımızı aşındırması, konjonktürel bir ekonomik sorun değil, stratejik bir risk olur” diyen Sönmez, şöyle devam etti: “Sanayisizleşme, toplumsal sonuçlar da doğurur. Nitelikli istihdamın zayıflaması, orta sınıfın daralması, gençlerin ve kadınların işgücüne katılımının sınırlanması ve bölgesel eşitsizliklerin sürmesi gibi riskler taşır. Bu nedenle üretimi korumak, toplumsal güveni ve dayanıklılığı da korumak demektir.”
Daha yaygın ve derinlikli destek
“Neyi ne kadar ürettiğimiz kadar, nerede ürettiğimizi de konuşmamız gerekiyor” diyen Sönmez, “Çünkü üretimin coğrafyası, refahın coğrafyasını belirliyor. Bu noktada, Anadolu’ya sanayi göçü planı üretim gücümüzü ülke geneline yayacak çok önemli bir adım. TÜRKONFED olarak sık sık dile getirdiğimiz ‘Fabrika yapan TOKİ’ modelinin, sanayiyi Anadolu’ya taşımada önemli bir rol üstleneceğini düşünüyoruz. KOBİ’lerin bina yatırım yükünü azaltmak, verimliliğe ve ikiz dönüşüme yatırım yapma şanslarını da artıracaktır” diye konuştu.
Bunun beraber büyümeyi Anadolu’ya, Anadolu’yu ise dünyaya bağlamak gerektiğine vurgu yapan Sönmez, şu değerlendirmelerde bulundu: “Türkiye’de ihracatçı KOBİ sayısı yaklaşık 170 bine ulaşmış durumda. Ancak ihracat yapan KOBİ’ler, toplam girişimlerimizin yalnızca yüzde 4’ü. Hala dünyaya açılmayı bekleyen çok büyük bir potansiyelimiz var.”
Koç Holding YKB Ömer Koç: Avrupa'nın en ufak bir ahlaki inandırıcılığı kalmadı
Zirvenin ilk günkü etkinliğinde onur konuşmacısı olarak yer alan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, güncel jeopolitik ve ekonomik görünüme ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmasında Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sınırların yeniden cebren değişebildiği bir dönemi gösterdiğini anlatan Koç, Gazze’deki soykırımı ilişkin de kritik değerlendirmelerde bulundu. Gazze'de yaşanan soykırımın insanlık trajedisine dönüştüğüne; uluslararası hukukun ve uluslararası kurumların düştüğü aczi de gözler önüne serdiğine dikkat çeken Koç, “ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği'nin İsrail'i koşulsuz olarak desteklemesi, Batı'nın yüzkarası olan bu hunhar soykırımı mümkün kıldı. Maalesef artık Avrupa'nın en ufak bir ahlaki inandırıcılığı kalmamıştır ve bunun da hepimizi etkileyen çok vahim neticeleri olacaktır” diye konuştu.
Konuşmasında yüksek enflasyon gündemine ilişkin de açıklamalarda bulunan Koç, “Enflasyon maalesef halen çok yüksek seyrediyor. Finansman maliyetleri de reel sektör üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. Bu ortam sanayimiz açısından büyük bir dezavantaj yaratıyor. Nitekim üçüncü ülkelerde stratejik sektörler yalnız jeopolitik avantajlılıktan değil, ucuz kredi gibi desteklerle de önemli ölçüde destekleniyor. Dolayısıyla fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesi, finansman maliyetlerinin yatırımı destekleyecek seviyelere inmesi rekabet gücümüz açısından hayati önem taşıyor.”
İhracatta da rekabet şartlarının ağırlaştığının altını çizen Koç, “Dünya, Çin'in ölçeği ve maliyet avantajı karşısında zorlanırken, Türk lirasının son dönemde reel olarak değer kazanması ihracatçımızın üzerindeki baskıyı artırmıştır. Uzun vadede bu baskıyı aşmanın yolu; derinliği ve katma değeri artıran rekabet gücümüzü daha sağlam bir zemine taşımaktan geçiyor. Fakat üretim yapısındaki böyle köklü bir dönüşüm uzun yıllar alacaktır. Dolayısıyla bu geçişi, mevcut sanayi altyapımızı ve istihdamımızı gözeten bir anlayışla yönetmek mecburiyetindeyiz. Bütün bu dönüşümleri destekleyecek yapısal reformları artırmak, makroekonomik dengelerde kademeli bir denge kurabilmek için şarttır” diye konuştu.
Aras: Yerelde güçlü olacağız ki dünyaya daha güçlü bağlanalım
Zirvenin konuk konuşmacısı TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras, yeni dönemde verimlilik kavramının da yeniden tanımlanması gerektiğini söyleyerek, “Yeni dünyada en verimli şirket yalnızca en düşük maliyetle çalışan şirket değildir. Şok geldiğinde üretmeye devam edebilen şirkettir. İşte bu bizi dayanıklılığın temel unsurlarından birine getiriyor: Çeşitlilik. Enerji kaynaklarını çeşitlendirmek. İhracat pazarlarını çeşitlendirmek. Tedarikçileri çeşitlendirmek. Üretim merkezlerini çeşitlendirmek. Teknoloji kaynaklarını çeşitlendirmek. Çünkü çeşitlilik dayanıklılık yaratır. İşte tam burada yerelin gücü devreye giriyor. Türkiye’nin dayanıklılığını sadece merkezden inşa edemeyiz. Çünkü Türkiye’nin ekonomik gücü tek bir yerde değil. Türkiye’nin ekonomik gücü yaygın. Bursa’da otomotiv var. Denizli’de tekstil var. Gaziantep’te güçlü bir sanayi kültürü var. Diyarbakır’da tarım var, tarıma dayalı sanayi potansiyeli var. Kayseri’de girişimcilik var. Ege’de tarım, sanayi ve ihracat var. Akdeniz’de turizm, enerji ve lojistik var. Ve bugün bulunduğumuz Elazığ’ın da kendine özgü çok önemli kaynakları var. İşte bu çeşitlilik Türkiye’nin büyük avantajlarından biridir” şeklinde konuştu.
“Burada yerelin gücü derken içe kapanmayı kastetmiyorum” diyen Aras, şöyle devam etti: “Tam tersine. Yerelde güçlü olacağız ki dünyaya daha güçlü bağlanalım. Yerel tedarikçilerimizi geliştireceğiz. Ara malı üretimimizi artıracağız. Bölgesel kümelenmeler oluşturacağız. Teknolojiyi Anadolu’daki KOBİ’lere etkin götüreceğiz. Ve bütün bunları küresel değer zincirlerine bağlayacağız. Yakınlık yeniden değer kazanıyor.”
Açık: Bölgemizin gerçeklerine uygun özel bir kalkınma planına ihtiyaç var
Fırat Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (FIRATSİFED) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, zirvenin açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin özel bir dönemden geçtiğini, yıllarca bu coğrafyanın enerjisini korku, acı ve göçün tükettiğini, şimdiyse huzurun ve umudun yeşerdiği, yörenin sosyoekonomik olarak gelişeceği yeni bir dönemin eşiğinde olunduğunu dile getirdi. Bölgede de yeni bir dönem başladığını, bu noktada devletin sağladığı teşviklerin de son derece kıymetli olduğunun altını çizen Açık, “Şimdi bölgemizin gerçeklerine göre hazırlanmış özel bir kalkınma planına ihtiyacımız var. Elazığ, Malatya, Bingöl ve Tunceli’nin güçlü olduğu sektörleri, yatırım önceliklerini ve ihtiyaçlarını birlikte belirleyelim. Hepimizin aynı masada olduğu ortak bir çalışma yapısı kuralım. FIRATSİFED olarak, bölgenin ihtiyaçlarını ve imkânlarını yakından biliyoruz. Sahadaki birikimimizle bu yönde yapılacak bir çalışmaya katkı vermeye ve üzerimize düşen sorumluluğu sonuna kadar almaya hazırız. Biz nereye gittiğimizi biliyoruz… Yolumuz ortak akıl, dayanışma ve üreten bir Anadolu’dur.”
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.