YAYINLAMA 21 Ağustos 2026 16:18
GÜNCELLEME 21 Ağustos 2026 16:28
ABD ekonomisinde büyüme sürse de ülkenin hızla artan borç yükü alarm zillerini çaldırıyor. Ulusal borcun 40 trilyon doları aşması, yalnızca ülke içinde değil, küresel piyasalarda da ABD'nin mali sürdürülebilirliğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
ABD'nin ulusal borcunun 1 trilyon dolara ulaşması yaklaşık 200 yıl sürdü. Borç 1981 yılında bu seviyeye ulaştığında dönemin Başkanı Ronald Reagan, gelişmeyi ülke açısından bir uyarı olarak nitelendirmişti. Ancak sonraki yıllarda borçlanma hızla arttı.
2016 yılında Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminin başında 20 trilyon doların hemen altında bulunan ulusal borç, yaklaşık on yıl içinde iki katına çıkarak 40 trilyon doların üzerine yükseldi. Kongre Ortak Ekonomik Komitesi'nin hesaplamalarına göre ABD'nin borcu saniyede yaklaşık 90 bin dolar, günde ise 7,8 milyar dolar artıyor.
Harcamalar ve krizler borç yükünü büyüttü
Borçtaki hızlı yükselişte, Donald Trump ve Joe Biden yönetimleri döneminde artan kamu harcamaları etkili oldu. Sosyal programlar ve diğer harcamalardaki maliyet artışları ile vergi indirimleri borç stokunun büyümesine katkı sağladı.
2008 finansal krizi ve Covid-19 salgınına verilen ekonomik yanıtlar da ABD'nin daha fazla borçlanmasına yol açan önemli gelişmeler arasında yer aldı.
Ancak son dönemde borç yükünün en önemli maliyeti faiz tarafında ortaya çıktı. Enflasyon şoklarına karşı faiz oranlarının yükselmesi, kamu borcunun finansman maliyetini artırdı. Hükümet borcuna ilişkin faiz ödemeleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 yükselirken, bu ödemelerin vergi gelirleri içindeki payı yaklaşık yüzde 20'ye ulaştı.
Borç tavanına yaklaşıyor
ABD, 41,1 trilyon dolarlık borç tavanına da giderek yaklaşıyor. Kongre Bütçe Ofisi'nin tahminlerine göre ulusal borç, 2036 yılında yaklaşık 64 trilyon dolara ulaşacak.
Bununla birlikte ekonomistler, ABD'nin dünyanın en büyük ekonomisine sahip olması ve doların küresel rezerv para birimi konumunda bulunması nedeniyle mali sorunlarla mücadelede diğer ülkelere kıyasla daha geniş bir hareket alanına sahip olduğuna dikkat çekiyor.
Ancak ABD devlet tahvillerine yönelik yatırımcı iştahındaki azalma, gelecekteki borçlanma maliyetleri açısından önemli bir risk oluşturuyor. Hükümetin borçlanmayı sürdürebilmek için yatırımcılara daha yüksek getiri sunmak zorunda kalması, yalnızca ABD'nin değil, diğer ülkelerin de borçlanma maliyetlerini yukarı çekebilir.
Yüksek faiz vatandaşın cebine de yansıyor
Artan borçlanma maliyetleri, ABD'deki hanehalkları ve şirketler üzerinde de baskı oluşturuyor. Mortgage, taşıt kredileri ve kredi kartlarında daha yüksek faiz oranlarıyla karşılaşılması, özellikle düşük gelirli kesimler için daha ağır bir yük anlamına gelebilir.
Şirketlerin artan finansman maliyetlerinin ise tüketicilere daha yüksek fiyatlar olarak yansıması ihtimali bulunuyor.
ABD ekonomisi son aylarda yavaşlama sinyalleri vermesine rağmen büyümeyi sürdürüyor. Ekonomik büyümenin devam etmesi, harcamalar ve faiz ödemeleri için kullanılabilecek vergi gelirlerini artırarak borç sorununun hafifletilmesine yardımcı olabilir.
Ancak yeterli büyümenin sağlanamaması halinde vergi sistemi ve kamu harcamalarında reform, kemer sıkma politikaları veya borçların yeniden yapılandırılması gibi seçeneklerin gündeme gelmesi beklenebilir.
Hazine Bakanlığı'nın devlet tahvillerini geri alarak borçlanma maliyetlerini düşürme girişiminin etkisi ise kısa sürdü. Uzun vadeli borçlanma maliyetleri, bir gün sonra yeniden yükseldi.
Ekonomist Mohamed El-Erian, önümüzdeki iki veya üç yıl içinde ABD'nin bütçe açığını önemli ölçüde azaltacak bir adım atılmasını beklemediğini belirtiyor. El-Erian'a göre siyasi gündemde bütçe açığını azaltmaya yönelik kapsamlı adımlardan çok vergi indirimleri öne çıkıyor.
ABD ekonomisi büyümeye devam etse de 40 trilyon doları aşan borç stoku, yükselen faiz ödemeleri ve borçlanma maliyetleri, Washington'un mali görünümüne ilişkin endişelerin daha uzun süre gündemde kalacağını gösteriyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.