YAYINLAMA 21 Ağustos 2026 08:57
GÜNCELLEME 21 Ağustos 2026 09:00
Ekonomideki gelişmeleri küresel ölçekten başlayarak değerlendiren Doç. Dr. Derya Hekim, ABD’nin 40 trilyon doları aşan toplam borcuna ve 32 trilyon doların üzerindeki net kamu borcuna dikkat çekti. Bu borç seviyesinin ABD GSYH'sinin %106'sına denk geldiğini ve 2030 yılı sonunda %126’ları bulmasının beklendiğini belirten Doç. Dr. Hekim, ABD’nin kendi parasıyla borçlanmasının enflasyonist bir maliyeti olduğunu ifade etti. Yatırımcıların uzun vadeli ABD tahvillerini elde tutmak için daha yüksek risk primi talep ettiğini vurgulayan Doç. Dr. Hekim, yaklaşan savunma harcamaları, yaşlanan nüfus ve yapay zekanın getireceği istihdam sorunları nedeniyle mali konsolidasyon imkanlarının oldukça sınırlı olduğunu söyledi.
Doç. Dr. Hekim, küresel piyasalarda artık kalıcı bir yüksek faiz ortamına alışılması gerektiğini belirtti. Yapay zeka yatırımlarının devasa boyutlara ulaşmasıyla reel faiz oranlarının yukarı doğru yöneldiğini ifade eden Doç. Dr. Hekim, kamu borç piyasalarında başlayabilecek olası bir sıkışmanın tıpkı 2010 Avrupa borç krizinde olduğu gibi diğer borçlu ülkelere de sıçrayabileceği konusunda uyardı.
“Reel sektörün desteklenmesi yönündeki talepler arttı”
Yurt içi piyasalara ve Türkiye'deki ekonomi programına değinen Doç. Dr. Hekim, reel sektörün desteklenmesi yönündeki taleplerin arttığını belirtti. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın programda köklü bir değişim olmayacağı yönündeki açıklamalarını değerlendiren Doç. Dr. Hekim, sahada ise yavaş yavaş zorunlu değişimlerin başladığına işaret etti. İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan’ın ‘bıçak kemiğe dayandı, enflasyon uğruna sanayiyi feda ediyoruz’ uyarısını hatırlatan Doç. Dr. Hekim, Türkiye'nin uzun süredir reel kur üzerinden yürüttüğü programın artık sınırına gelindiğini ifade etti.
Döviz kurundaki aylık artış hızının %1,2 seviyelerinden %1,7’lere çıktığını, bu oranın yakın zamanda %2 civarına yaklaşarak enflasyon hızına paralel seyredebileceğini öngören Doç. Dr. Hekim, bu durumun dezenflasyon sürecini bir miktar yavaşlatabileceğini ancak reel değerli TL ısrarının ekonomide çok daha büyük kalıcı hasarlar bırakacağını belirtti.
“Maliye politikası aracılığıyla arz yönlü destekler devreye alınmalı”
Türkiye'nin 3 yılı aşkın süredir bir dezenflasyon programı uyguladığını hatırlatan Doç. Dr. Hekim, talebi azaltmaya çalışırken yurt içi arzın da azalmasının fiyat düşüş hızını yavaşlattığını belirtti. Ekonomi yönetiminin maliye politikası aracılığıyla arz yönlü destekleri devreye alınması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Hekim, tarım sektöründe çiftçiye verilen mazot sübvansiyonlarının artırılması ve destekleme ödemelerinin erkene çekilmesi gibi adımların kamu bütçesine geçici yük getirse de orta vadede enflasyonla mücadeleye daha büyük katkı sunacağını ifade etti.
Uygulanan programın sanayide her geçen gün istihdam kaybına yol açtığını belirten Doç. Dr. Hekim, bu durumun ekonomi yönetimi tarafından ‘doğal bir sonuç’ olarak nitelendirilmesini eleştirdi. Normal gelişme süreçlerinde tarımdan sanayiye, sanayinin olgunlaşmasının ardından ise hizmetler sektörüne geçiş olması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Hekim, Türkiye'de sanayi sektörü olgunlaşmadan düşük katma değerli hizmet işlerine doğru düzensiz bir istihdam kayması yaşandığını ve bunun işsizlik oranlarını maskelese de sanayiyi zayıflattığını açıkladı.
Pahalılık algısı ve teşvik çelişkisi
Küresel konjonktürde Trump dönemiyle birlikte gümrük tarifeleri ve sanayi teşviklerinin ön plana çıktığı korumacı bir döneme girildiğini belirten Doç. Dr. Hekim, Türkiye'nin ‘ne olursa olsun sanayi bu dezenflasyonun bedelini ödeyecek’ lüksüne sahip olmadığını söyledi. İTO Başkanı Şekip Avdagiç’in kur makası nedeniyle ihracat ve turizm sektöründe yaşanan kayıplara dair tespitlerine katılan Doç. Dr. Hekim, aşırı değerli TL nedeniyle yabancıların Türkiye'deki kartlı harcamalarının azalırken, Türk vatandaşlarının yurt dışı kartlı harcamalarının arttığını vurguladı. Türkiye'deki yüksek fiyatlar nedeniyle turizm hizmetlerinin Bodrum yerine Mikonos'u veya yurt dışındaki alternatifleri daha cazip hale getirdiğini örnek gösterdi.
Türkiye'nin aslında AR-GE teşviklerinde üst sıralarda yer alan, çok teşvik veren bir ülke olduğunu belirten Doç. Dr. Hekim, buna rağmen sanayicinin hala büyük zorluklar yaşamasını sistemik bir hata olarak değerlendirdi. Verilen desteklerin çıktıya dönüşmediğini, örneğin yüksek teknoloji teşvik programlarından yararlanan sanayici sayısının çok az kaldığını ifade eden Doç. Dr. Hekim, bu tasarımsal sorunları aşmak ve doğru mekanizmaları kurmak için kamu, iş dünyası ve akademi arasında üç taraflı, etkin bir diyaloğun kurulması gerektiğini belirterek sözlerini tamamladı.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.