Neden Yükseldi ? Tümünü Göster >Trabzonspor’un Salah hamlesi piyasaları salladı >VESTL ve VESBE yapılandırma hamlesiyle tavan oldu >Petrol fiyatlarındaki düşüş risk iştahını destekliyor >Borsa kayıplarını büyük ölçüde geri aldı: Gözler 14 bin direncinde >Borsada Aziz Yıldırım rüzgarı: Fenerbahçe hisseleri uçtu!
Neden Düştü ? Tümünü Göster >Soruşturma haberi Göknur Gıda’yı vurdu: Hisseler devre kesti >LPG operasyonu DITAS'ı vurdu, hisse tabana oturdu >Beyaz et operasyonu Banvit hisselerini etkiledi >FENER’e son dakika golü: Hisseler taban oldu >Gübretaş hisselerinde 'Razi' düşüşü
ARACI KURUM RAPORLARI Tahvil piyasasındaki dönüşüm BİST’i nasıl etkileyecek? Borsada bütçe açığı ve hacim freni TCMB açısından bütçede iki farklı sinyal Piyasaların rotasını faiz ve enflasyon çiziyor Piyasaların gündemi: Fed, petrol ve TCMB üçgeni Tümünü Göster
HİSSE ÖNERİLERİ Özsermayesini güçlendirirken borsada da yükselen 19 sanayi şirketi Madencilik ve kıymetli maden hisselerinde çifte büyüme! Elektrik sektöründe esas faaliyet kârını artıran 8 şirket Hem temettü ödüyor hem kazandırıyor! Yılbaşından bu yana getiri sağlayan 22 hisse 7 hissede yükseliş yüzde 10'u aştı: 592 milyar TL'lik dev de listede! Tümünü Göster
TEKNİK ANALİZ 5 hissede çifte getiri: 6 ayda yüzde 75’e varan kazanç 11 hissede büyüme taraması: Kâr, satış ve faaliyet performansında öne çıkanlar Sermayeyi en verimli kullanan 11 hisse: Kâr büyümesinde %2.093’e varan artış 10 hisse teknik radarın içinde: İlk sırada hangi şirket var? Para hareketi hızlandı! 2 hissede işlem adedi 20 katın üzerine çıktı Tümünü Göster
Takip EtE-bültenimize abone olarak
en son bilgilere ve haberlere ulaşabilirsiniz.
20 Ağustos 2026 - 08:11 borsaningundemi.com
A1 Capital'e göre, borsa açısından bakıldığında, uzun vadeli tahvil faizlerinin gerilemesi iskontoları ve şirketlerin finansman maliyetlerini düşürerek hisse değerlemelerini destekleyebilir. PPF’den tahvile yönelim de BİST’e dolaylı katkı sağlayabilir
Dün gelen Bloomberg HT’nin haberini sadece “para piyasası fonlarına yeni bir vergi geliyor” şeklinde okumamak lazım. Burada Maliye’nin esas olarak sorguladığı konu, özellikle kurumsal ve yabancı yatırımcıların çok kısa vadeli fonlarda biriktirdiği ciddi büyüklükteki paranın ekonomiye ne ölçüde uzun vadeli finansman sağladığı.
Para piyasası fonları bugün yatırımcıya yüksek likidite, görece düşük risk ve yüksek TL faizini aynı anda sunuyor. Dolayısıyla mevcut sistem bir anlamda yatırımcıyı şöyle davranmaya teşvik ediyor:
PPF → kısa vadeli TL faiz → likit kal → faiz/kur görünümü değişirse hızla çık.
Maliye’nin değiştirmek istediği davranış tam olarak bu. Amaç, kısa vadeli TL pozisyonunu cezalandırmaktan ziyade sermayenin Türkiye’de kalış süresini uzatmak; yani bir anlamda “sıcak parayı daha soğuk para haline getirmek”. Burada vergilendirme bir gelir toplama aracından çok, yatırımcının vade tercihini değiştirecek bir teşvik mekanizması olarak kullanılabilir. Yani Kamunun istediği Uzun vadeli DİBS + şirket tahvili + doğrudan yatırım → sermayenin Türkiye'de kalış süresinin uzaması.
Fakat kritik mesele düzenlemenin nasıl yapılacağı. Sadece para piyasası fonlarının vergi avantajını azaltırsanız, buradan çıkan paranın otomatik olarak uzun vadeli tahvile gideceğini düşünmek doğru olmaz. Yerli kurumsal yatırımcı mevduata, kısa vadeli tahvillere, özel sektör borçlanma araçlarına veya başka fonlara geçebilir.
Yabancı yatırımcı açısından risk daha büyük; yabancı yatırımcı “kısa vadeli TL pozisyonumun vergi avantajı ortadan kalktıysa Türkiye’de kalmaya değer mi?” diye sorgulayabilir. Dolayısıyla yanlış tasarlanmış bir düzenleme, sermayenin vadesini uzatmak yerine bir bölümünün Türkiye’den çıkmasına da neden olabilir.
Buna karşılık sistem, kısa vadeli yatırımı görece daha yüksek vergilerken iki yıl ve üzerindeki tahvilleri daha avantajlı hale getirirse tablo ciddi biçimde değişir. Örneğin yatırımcı para piyasası fonunda kaldığında vergi öderken, iki yıl veya daha uzun vadeli DİBS’te daha düşük stopajla karşılaşırsa, risk-getiri hesabında tahvil tarafı güçlenmeye başlar. Bu nedenle ben para piyasası fonlarından çıkabilecek kurumsal sermayenin en doğal adreslerinden birinin 2-5 yıl vadeli devlet tahvilleri olabileceğini düşünüyorum.
Burada TCMB’nin faiz patikası da çok önemli. Para piyasası fonu yatırımcısı esas olarak bugünkü yüksek kısa vadeli faizi satın alıyor. İki, üç veya beş yıllık tahvil alan yatırımcı ise sadece bugünkü faizi değil, gelecekte faizlerin düşeceği beklentisini de satın alıyor.
Eğer dezenflasyon devam eder ve TCMB önümüzdeki dönemde politika faizini kademeli olarak aşağı çekebilirse, orta vadeli tahvillerde yatırımcı kupon/faiz gelirinin yanında tahvil fiyatındaki yükselişten de sermaye kazancı sağlayabilir. İşte o zaman PPF’den tahvile geçiş yalnızca vergi nedeniyle değil, ekonomik olarak da rasyonel hale gelir. Böyle bir hareket tahvil piyasası açısından da oldukça önemli olur. Kurumsal yatırımcıların 2-5 yıllık DİBS’e talebi artarsa tahvil fiyatları yükselir, getiriler düşer.
Bunun sonucunda Hazine’nin borçlanma maliyeti aşağı gelirken ortalama borçlanma vadesinin uzaması kolaylaşabilir. Aslında kamu açısından işin en önemli taraflarından biri de bu: kısa vadeli fonlarda park eden tasarrufu daha uzun vadeli Hazine finansmanına dönüştürebilmek.
Borsaya etkisini ise biraz daha dolaylı okumak gerekiyor. PPF yatırımcısının risk profili ile hisse yatırımcısının risk profili aynı değil. Bu nedenle para piyasası fonlarından çıkan her 100 liranın önemli bölümünün doğrudan Borsa İstanbul’a girmesini beklemem. Ancak para tahvile gider ve özellikle iki-beş yıllık tahvil faizlerini aşağı çekerse bunun BIST açısından ikinci tur etkisi oldukça değerli olabilir. Risksiz faiz düştükçe şirket değerlemelerinde kullanılan iskonto oranı aşağı gelir, şirketlerin finansman maliyetleri geriler ve hisse senedi çarpanlarının genişleyebilmesi için daha uygun bir ortam oluşur. Dolayısıyla Borsa İstanbul’un asıl kazancı PPF’den doğrudan para gelmesinden çok, faiz eğrisinin aşağı gelmesi üzerinden ortaya çıkabilir.
Sonuç olarak; Eğer düzenleme doğru teşviklerle yapılırsa 2 yıl ve üzeri tahviller, özellikle de 2-5 yıllık bölüm, bu dönüşümün en güçlü adaylarından biri olabilir. Ancak uzun vadeli enstrüman teşvik edilmeden yalnızca PPF’nin vergi avantajı ortadan kaldırılırsa, istenen “sıcak parayı kalıcı sermayeye dönüştürme” hedefi yerine paranın başka kısa vadeli araçlara veya yurtdışına yönelmesi riski ortaya çıkar. Buradan çıkan para dövize gitmez ( hem zaten yabancılar, hem de uyguladığımız TL politikamız döviz alırsan sen bilirsin de ) , arbitraj fonlarına da gitmez (zaten algosuyla yapıyorlar, artı bu adamlar kısacı, faizci, hisseci değil) Bu nedenle düzenleme açıklandığında benim bakacağım ilk şey PPF’nin yeni vergi oranından ziyade “yatırımcıya vadesini iki yılın üzerine çıkarması karşılığında ne veriliyor?” sorusu olacak. Politikanın başarılı olup olmayacağını esas olarak bunun cevabı belirleyecek.
ABD Hazinesi’nin 10–20 yıl ve 20–30 yıl vadeli tahvillerde geri alım büyüklüğünü işlem başına 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara çıkarmasını QE olarak değerlendirmek doğru değil, ancak piyasa etkisi açısından QE’ye benzeyen bazı sonuçlar yaratabilir.
Kararın arkasındaki temel konu, ABD tahvil piyasasının özellikle uzun tarafında artan baskı. Yüksek bütçe açıkları, 40 trilyon dolara yaklaşan kamu borcu, güçlü tahvil arzı beklentisi, enflasyon ve petrol kaynaklı riskler yatırımcıların ABD’ye uzun vadeli borç verirken daha yüksek term premium istemesine yol açıyor. Bunun sonucunda 30 yıllık tahvil faizi %5,30’un üzerine çıkarak 2007’den bu yana görülen en yüksek seviyelere ulaştı. Hazine’nin hamlesini bu nedenle faiz indiriminden ziyade uzun vadeli tahvil piyasasının likiditesini ve sağlıklı işleyişini koruma operasyonu olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu operasyon QE değil; çünkü tahvilleri alan Fed değil, ABD Hazinesi. Fed QE yaptığında tahvil satın alıp karşılığında yeni banka rezervi yaratıyor ve bilançosunu büyütüyor. Treasury buyback’inde ise yeni para yaratılmıyor; Hazine bir taraftan eski ve likiditesi düşük tahvilleri geri alırken diğer taraftan finansman ihtiyacı için yeni tahvil ihraç etmeye devam ediyor.
Buna rağmen piyasa etkisi QE’ye benzeyebilir. Hazine özellikle uzun vadeli tahvilleri piyasadan çektiği için yatırımcıların taşımak zorunda olduğu duration riskini azaltıyor. Bu da uzun tahvil fiyatlarını destekleyip 10–30 yıllık faizler üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturuyor. Önceki gün %5,337’ye kadar yükselerek 2007’den beri en yüksek seviyeyi gören ABD 30 yıllık tahvil faizi bu sabah %5,19 civarına, 10 yıllık faiz ise %4,65 civarına çekilmiş durumda. Japonya’da da tahvil faizleri geri geliyor; 20 yıllık JGB faizi yaklaşık 7,5 baz puan düşerek %3,70’e indi. Avrupa tahvil vadeli kontratlarında da benzer bir rahatlama görüyoruz. İskonto oranlarının düşmesi özellikle teknoloji ve diğer uzun-duration hisseleri destekleyebilir. Daha düşük reel ve nominal faizler altın açısından olumlu, dolar açısından ise diğer koşullar sabitken sınırlı negatif bir ortam yaratabilir.
Asıl takip edilmesi gereken bundan sonrası. 30 yıllık faiz + term premium + Treasury ihalelerindeki talep + yabancıların Treasury alımları + buyback miktarı birlikte izlenmeli. Eğer uzun faizler her yükseldiğinde Hazine geri alımları daha da büyütmeye başlarsa, o zaman teknik olarak QE olmasa bile piyasanın bunu “QE-lite” veya uzun vadeli faizleri kontrol etmeye yönelik örtülü bir müdahale olarak fiyatlaması giderek daha olası hale gelir.
Kısacası: Şimdilik QE değil; borç ve likidite yönetimi. Ancak ABD’nin uzun vadeli faiz sorununu hafifletmek için bu araç giderek büyütülürse, piyasa etkisi QE’ye giderek daha fazla benzeyebilir. (M. BAKİ ATILAL)
Sayfada yer alan bilgiler tavsiye niteliği taşımayıp yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırımcı profilinize uymayabilir.
ETİKETLER :
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.