Evet…
Hem de “Yok hocam, biz böyle iyiyiz. Yeni maceralara gerek yok” diyerek açıklanır.
İster inanın ister inanmayın amma gerçek bu…
Bir danışanımla sohbet ederken gelen komşusu ile tanıştık ve sohbet doğal olarak ihracat ekseninde dönmeye başladı.
Danışanım firmanın sahibi “Hocam bu adamı bir türlü değil ihracat yapmaya, ihracatı düşünmeye bile ikna edemiyorum” dedi ve tartışma başladı.
- Komşu: İhracat yapmak riskli değil mi, bilmediğimiz sularda yüzmeye başlayınca nelerle karşılaşacağımızı nereden bilebiliriz?
- Danışan: Hocam neden bize geliyor?
Biliyorsun ben sürekli olarak İTO, TİM, İhracatçı birlikleri vb. kurumların ihracatla ilgili toplantılarına gidiyorum. İkramlar güzel ve ücretsiz diye mi yoksa pazarlar, riskler, operasyonlar, destekler gibi konularda güncel bilgi alıp hazır olmaya mı?
İhracatın, iç piyasadan ne kadar farklı olduğunu anladığında, korku kapıları da kapanmaya başlıyor.
- Komşu: İhracat işleri çok karışık, bir hatada dünyanın zararı oluyor. Görmüyor musun etrafta ne kadar ihracat yapıp zarar eden var.
- Danışan: Elbette yüzme bilmeden suya girilirse, boğulma riski de olacaktır.
Ancak, öncelikle işletmenizin ihracata hazır ve ürününüzün uygun olduğunu belirlerseniz işler kolaylaşır.
Sonra da hedef pazar, müşteri araştırması, ihracatta devlet desteklerinin nasıl kullanılacağı, ihracat stratejisi kurulması v.b. konularda bilgilenmek, endişeleri azaltır.
- Komşu: Para işi ne olacak?
- Danışan: Heyecanla ve hevesle, önüne gelen yabancı alıcıya iç piyasada çalışır gibi açık hesapla mal teslim ederek, ödemeyi de beklerseniz, çok beklersiniz.
Amma doğru ödeme yöntemini seçerek, para kaptırma riskini işin başında yok ederseniz sorun yaşamazsınız. Sen benim para kaptırdığımı gördün mü duydun mu?
- Komşu: Tamam zarar ettiğini duymadım amma benim iç pazarım fena değil idare ediyoruz.
- Danışan: Hepimiz aynı geminin yolcusuyuz.
Sen ne kadar idare ediyorsan ben de o kadar ediyorum.
Biz komşuluğumuzun ilk zamanlarında yakın büyüklüklerdeydik. Şimdi ise bizim daha ileride olduğumuzu biliyorsun. Bunu da ihracat borçlu olduğumu hep konuşuyoruz.
İç piyasayı ihmal etmeyeceğiz amma yumurtaları daha fazla sepete koyarsak hem daha fazla yumurta taşıyabiliyoruz hem de yumurtaları kırılması riski azalıyor.
- Komşu: Biz ihracatla baş edemeyecek kadar küçüğüz, gücümüz ne ki ihracata soyunalım.
- Danışan: yılının ihracat yapan firma sayısı yaklaşık kadar iken, yılında bu sayı rakamını geçti. Bu kadar çok firmanın çoğunun büyük olduğunu düşünmüyorsun herhalde.
Türkiye’de o sayıya yakın sayıda bile büyük firma yok ki…
İhracat yapan firma sayısında çoğunluk KOBİ’lerde.
- Komşu: Benim ürünüm yurt dışında satılmaz.
- Danışan: Neden öyle diyorsun, benim bildiğim kadarıyla senin en az üç müşterin, senden aldıkları ürünleri yurtdışına satıyorlar.
Neden sen de araştırıp şansın olup olmadığına bakmıyorsun?
İş gezilerine katıl, yurtdışı fuarlarını önce ziyaret et. Bakarsın sonra sen de katılırsın ve önün açılır.
Sonra bir bakmışsın, ihracat toplantılarındasın, seyahatlerde ve fuarlardasın.
- Komşu: İyi de bizde yabancı dil bilen kimse yok ki?
- Danışan: Derdin o olsun. Bugün yapay zekânın yaptıkları tüyler ürpertici. Sizin dil bilmezliğinizi onlar halleder. Zaten artık bazı telefon kulaklıkları bile canlı tercüme yapıyor.
Tartışma böyle uzayıp gitti…
İnsan beyni her nedense önce olumsuzu algılamaya meyilli.
Bu nedenle bizim KOBİ’lerimizin önce fikren devrim yaşamaları gerekli.
Sonra da tohum ekmeden hasat yapılmayacağını kabul etmeye ihtiyacı var.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.