Gregory Luebbert’in dikkat çektiği gibi kırsal burjuvazi ve kentsel burjuvazinin tercihi –“eski”, klasik kentli orta sınıf- diğer muhafazakâr partilerden ve liberallerden Hitler’e kaymıştı. Gerçekten Nazileri destekleyen en büyük ittifak kırdan kente yayılan orta sınıflar ittifakı idiyse bile işçi sınıfının işini kaybetmemiş bölmesinin desteği de azımsanacak gibi değildi. Öte yandan hali hazırda çalışmakta olan işçilerin Nazi partisine oy vermeye başlamaları, yani son iki seçimdeki soldan Nazilere oy kayması neredeyse tamamen SPD’den (Sosyalist/Sosyal Demokrat) kaynaklandı, Komünist Parti’den değil. KPD hem büyük ölçüde yeni işsizlerin desteğiyle oyunu artırdı ve hem eskiden beri işsiz hem de halen çalışmakta olan standart mavi yakalı tabanını kaybetmedi. Diğer taraftan Hitler, keskin bir gözlemci olmasına rağmen durumu 1930’da bile tam anlayamamış görünen Niekisch’in iddiasının tersine, bir Katolik Bavyera (Münih) olgusu değil kuzey, kuzeydoğu ve doğunun Protestan kırsalının ve kasabalarının çok yüksek oranda destek verdiği bir hareket oluşturmuştu. Hitler’in partisi yılların alışkanlıklarını yıkarak Katolikler ve işsizler hariç herkesten ve KPD ile Katolik Partisi (Zentrum, eski Katolik Partisi’nin Weimar’daki devamı) hariç her partiden oy çekebilmiş, üstelik önceden oy vermeyenleri ilk defa sandığa götürecek kadar büyük bir umut olabilmişti. Bu böyle olmakla beraber çok önemli bir tespit daha söz konusudur: Nazizm 1930 sonrası toplumsal açıdan yaygınlaşmıştı evet, geniş siyasal partiler yelpazesinde çoğu partiden seçmen devşirmeye başlamıştı evet, ama kültürel açıdan tam boy bir Protestan olgusuydu. Yaygınlığı sağlayan Protestan bölgelerdeki ezici üstünlüğü olmuştu. Bu hem seçmen hem de üye sayıları açısından böyledir.
Yıllar önce genç yaşta bir kaza sonucu ölen Gregory Luebbert yaşasaydı önde gelen siyaset bilimcilerden olacaktı; bu kesin. On bir dilde kaynak tarayarak yazdığı doktora tezinde verdiği önemli bir cevap var. Bu cevap seçmen davranışı/parti içi denge oluşumu kavramlarını beraber modelleyen John Eric Roemer ve arkadaşları tarafından –PUNE (Party Unanimity Nash Equilibrium)- Almanya ve İsveç verileriyle bilgisayarda modellenerek test edildi. Yüzde yüz doğrulamak mümkün değilse de bu tezin ampirik bir karşılığının olduğu görülüyor. Tez şu: Dört aktör vardı. Kentli işçiler, burjuvalar (orta-küçük dâhil), toprak sahibi köylüler, topraksız köylü/ırgatlar. Bu teze göre sınıf mücadelesi kent ve kırda ayrı ayrı sürüyordu. Luebbert, dönemin Avrupa’sında kentteki sınıf mücadelesinin açık ve bilinçli olduğunu, kırdaki durumunsa ülkeden ülkeye değiştiğini saptıyor. Tarım sorununun daha önce hallolduğu İsveç’te kırlarda derin bir sınıfsal çelişki yaşanmıyordu. Oysa İtalya, İspanya ve hatta Almanya’da durum tam tersiydi. Bu durumda kent kökenli ideoloji/partilerin kırdaki konumlanışı kritik önem kazandı.
Luebbert’e göre kentli işçi partileri (sosyalist, komünist) kırdaki sınıf mücadelesinin önemsiz olduğu durumlarda toprak sahibi köylülere ittifak önerebildiler. Radikaller, liberaller, sosyalistler, hatta 1935 sonrası komünistler “faşizme gerek olmadığını” ortaya koyabildiler. Tarımda çelişkilerin keskin olduğu ülkelerdeyse sol kırsal kesimlerde topraksız köylüden yana oldu ve mecburen mülk sahibi köylüleri –küçük tarlaları olanlar dâhil- kentli mülk sahiplerinin yanına itti. Faşizmlerin kitle tabanı/oy/onay olarak ağır basmasının nedeni bu ittifaklardı. Almanya örneğinde, din-ideoloji vb. bir yana, saf dar sınıf bilinciyle insanlar “bir atım var demek ki ben mülk sahibiyim” veya “kardeşimle bakkal işletiyoruz demek ki ben mülk sahibi sınıftanım” dedikleri anda çoğunluk az farkla da olsa sayısal olarak mülk sahibi sınıflarda oluyordu. Bu analiz klasik merkez sağın neden yetmediğini ve neden “yeni misyonun”, “muhafazakâr devrimin” kazandığını sınıf ittifakları çerçevesinde açıklamayı deneyen bir tez. Misyonun neden kazandığını, toplumsal onayı nasıl elde ettiğini anlamaya çalışıyor. Misyonun neden aynen bu şekilde tezahür ettiğini açıklamıyor. Örneğin neden geniş “muhafazakâr devrim” dalgasının içinde Hitler gibi başlangıçta önemsiz görülen bir Avusturyalı onbaşının öne çıktığını açıklamıyor. Bunun için, başlangıçtaki tezler dâhil başka temalara dönmeliyiz. Öte yandan Roemer ve ekibinin İsveç ve Almanya verileriyle yaptıkları simülasyonlar 2 parti/3 sınıf modelinde solun (Sosyalist/Sosyal Demokrat) kazanma olasılığının 3 parti/3 sınıf modeline göre, Komünist Parti de seçime girince, çok daha yüksek olduğuna işaret ediyor. Bunun nedeni sol oyların bölünmesi denebilir ama SSCB’ye karşı Komünistlerin kayıtsız şartsız destek tavrının kararsız seçmende yarattığı alerji de bir neden olmuş olabilir. Yani özellikle kırsal kesimde komünistlerin müdahalesi orta sınıfı Hitler’in kucağına itmiş de olabilir.
Luebbert, Fransa’yı kısaca incelediği bir bölümde ve hemen ardından gelen İngiltere ve Fransa’da işçi hareketlerinin zayıflıkları kısmında bizi yakından ilgilendiren bazı noktaları vurgular. Fransa’da sosyalistlerin radikal cumhuriyetçilerle ittifakının geçmişi 1914 öncesine gidiyor. Luebbert bu ittifak olmasaydı Jean Jaurès’in bile meclise giremeyebileceğini Theodore Zeldin’den aktararak yazıyor. Seçimler iki turlu olduğu için ikinci turda şansı azalan adayların hangi adaylar lehine yarıştan çekileceği tercihi sonucu belirliyordu. Diğer ülkelerdeki, örneğin İngiltere’deki, liberal-işçi koalisyonlarına benzer şekilde Fransa’da da SFIO (Sosyalist) ve RP (Cumhuriyetçi) iş birliği yapıyordu. Roemer Luebbert’in kitabından etkilenerek siyasi ajandanın çok boyutlu olduğu bir siyasi rekabette Wittman modelini genelleştiren ve Luebbert’in sezgisini formelleştirilen seçim oyunu çözüm kavramı PUNE’yi (Party Unanimity Nash Equilibrium) ayrıntılı biçimde açıklıyor. Zamanla PUNE ilgili siyaset bilimi yazınında oldukça kabul görmüş bir Nash çözümü sürümüne dönüştü. PUNE, olası politikalar kümesinin boyutundan bağımsız olarak iki siyasi partili bir rekabette türsel olarak iki boyutlu bir dengenin varlığını garanti ediyor. Partiler açısından bakınca, parti içinde Militanlar, Reformistler ve sadece kazanmayı düşünen Oportünistler şeklinde üç kanadın Nash pazarlığı yaptığı bir oyun tanımlıyor. Genel olarak PUNE merkez, sağ ve sol olarak üç kanatlı tüm partilere uygulanabilir ve örneğin, bir Stalin-Trotsky-Bukharin oyununa sahne olabilir. Keza, güncel bir örnek, PUNE çok kanatlı partilerde vekillerin neden farklı oy verdiklerini veya neden merkezin onları serbest bırakmak zorunda kaldığını açıklayabilir.
Neden diğer sağcılar değil Hitler kazandı? Sadece devlet ve burjuvazi katında değil, “halk” nezdinde de iktidara nasıl geldi? “Sınıf politikasının” ideal döneminde, bütün aktörlerin dar anlamda –ekonomist bilinç- “sınıf bilincine sahip” oldukları bir dönemde nasıl oy ve destek alabildi? Etkili konuştuğu için mi? Mesela bilindiği gibi meşhur “faşizmin kitle ruhu” – “Küçük adam” tezi- var; Gramsci’nin “Mussolini İtalyan küçük burjuvasının yoğunlaşmış ifadesidir” tezi var –merkezdeki seçmen teoremi. Kazandılar çünkü “karizmatiktiler”, çünkü “sıradan insan” (milletin ortalaması) bakınca onlarda kendisinden bir parça görüyordu vb. Bu tip tezler kısmen doğrudur. Ama doğru oldukları ölçüde açıkladıkları nedir? Öncelikle “neden tam da Mussolini lider oldu veya neden Hitler de Goering değil?” sorularına kısmen cevap verebilirler. Yoksa neden kazandılar sorusuna tamamen ekonomik sebeplere dayalı cevaplar da verilebilir. Ancak bu cevaplar kazanan siyasal akımın neden o akım olduğunu da neden geniş bir yelpazede özellikle Nazi partisinin öne çıktığını da veya neden Hitler’in lider olarak benimsendiğini de açıklamaya yetmez. Örneğin yeni tarihli bir NBER çalışma dokümanı mahalle/kaza/nahiye seviyesindeki seçim sonuçlarına dayanarak Brüning hükümetinin kemer sıkma politikalarının Nazi partisinin seçim başarısında çok etkili olduğunu öne sürüyor. Naziler seçimleri asla tam olarak kazanamayabilirlerdi ki zaten tek başlarına kazanmış da değillerdi. 1933 Mart seçimlerinde başka bir aşırı sağ partinin desteğine ihtiyaç duymuşlardı. 23 Mart 1933 tarihli meşhur yasa böyle geçebilmişti ve bu Alman devletinin parti devleti olmasına izin vermişti. Öncesinde Mayıs 1928 seçimlerinde yüzde 2,6’dan Eylül 1930’da yüzde 18,5’e ve Temmuz 1932’de yüzde 37,7’ yükselen bir grafik var.
İdeoloji miydi? Bu kadar insan Nazi ideolojisini ışık hızıyla benimsemiş miydi? Bu çalışma 1930-1932 arasında Brüning hükümetinin vergi artışları, yeni vergiler, işsizlik ödeneklerinin azaltılması, kamu harcamalarının kısılması, emekli maaşlarında ve transferlerde kesintiye gidilmesi gibi tamamen anti-Keynesyen ve ‘sihirbaz maliyeci’ Dr. Hjalmar Schacht’ın yapacaklarının tam tersi politikalar gütmesinin kritik önemde olduğunu iddia ediyor. Konu sadece 1929 Büyük Depresyonu değildi. Önemli olan depresyona karşı neyin nasıl yapıldığıydı. Elbette Schacht’ın programının pratik Keynesçilikten ibaret olmadığı, Keynesçiliğin büyük burjuvazi için cazip ve kapsayıcı olmayıp geçici önlemler paketinden ibaret görüldüğü, Schacht adımlarının kapsamlı bir Nazi silahlanma ve yayılma planının parçası olduğu da söylenebilir. Dünyayı ters yüz eden bir iktidar yürüyüşünü sadece propagandaya, hitabete vb. dekoratif faktörlere bağlamak gerçek bir açıklamadan kaçmak demek değil midir?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.