16 Ağustos 2026, Pazar · 11:41 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Eğitim, düşünce kalıpları ve insanlar

Türkiye'deki eğitim sisteminin rahle-i tedrisatından geçen öğrencilerin çoğu, kademe fark etmeksizin, eğitim programlarının içeriğinin ve şeklinin sürekli değiştiğine; kimi dönem az, kimi dönem çok eğitimcilerin yanlış m…

Bu yazıyı yazmak için klavyenin başına oturduğumda, ilkokul yıllarımdan başlayarak eğitim hayatım boyunca yaşadıklarım ve meslek hayatımda şahit olduklarım gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti.

Geçmişte yaşananlarla bugün gördüklerimi karşılaştırdığımda aradan geçen onca zamana rağmen eğitime, öğrenciye ve öğretmene yaklaşım konusunda ne yazık ki çok fazla yol aldığımızı söyleyemiyorum.

Programlar değişti, yöntemler değişti, teknolojik imkânlar arttı; fakat öğrenciyi tanıma, onun bireysel farklılıklarını baz alma ve değerini yalnızca birkaç dersin notuyla ölçme konusunda aynı ilerlemeyi kaydedemedik.

İlkokuldayken öğretmenlerimiz, ellerinde değişik şekillerde; kalın mı kalın, uzun mu uzun sopalarla derse gelirdi. Üstelik bu sopaları yalnızca göz korkutmak için taşımaz, münferit dayaklarda ya da sıra dayağında fütursuzca kullanırlardı.

Buna öğrencileri faullerinden tutup havaya kaldırmak -bu daha çok erkek öğrencilere yapılırdı-, dakikalarca ayakta bekletmek, gözlerinden yaş gelene kadar tokatlamak, tekmelemek, kulak memelerinden tutup çekmek gibi başka "terbiye edici(!)" davranışlar da eşlik ederdi.

Fiziksel cezaların yanında öğrenciler arasında belirgin bir ayrım da göze çarpardı. Öğretmenler başarılı öğrencileri önemser, onlarla daha fazla ilgilenirken başarısız olanları kale almazdı.


Karne günü…

Bir de karnedeki notlara göre kimine bayram, kimine kâbus havası yaşatan meşhur karne günümüz vardı. O gün başarılı öğrenciler ile öğretmene yoğurt, ekmek, yumurta getirip arayı iyi tutanlar yüksek notlarla dolu karnelerini büyük bir sevinçle alırdı.

Karnelerini çantalarına koymak ne mümkün! Köyün içinde arzıendam edercesine, yoldan geçenlerin dikkatini çekmek için ellerinde sallaya sallaya yürür, doğruca ailelerinin yanına koşarlardı. Karne üzerindeki 5'leri, 4'leri gören aileler de çocuklarına methiyeler dizer, ileride "büyük adam" olacaklarını söylerdi.

Ardından bu zekânın ailede kime çektiği meselesine sıra gelir; anne, baba, dede, amca, dayı derken mutlaka birileri işaret edilirdi. Bununla da kalınmaz, çocuklarının notları düşük olan akraba ve komşulara karşı göğüsler kabartılır, iyi karne hava atma vesilesi olurdu.

Duyguları okşayan bunca övgü karşısında gel de coşma, özgüven patlaması yaşama! İyiden iyiye kabaran çocuklar da nasıl ders çalıştıklarını, öğretmenin kendilerini ne kadar çok sevdiğini, akıllarını ailede kimden aldıklarını uzun uzun çevrelerindekilere anlatırdı.

Karne, bir dönemin sona erdiğini gösteren sıradan bir vesika olmaktan çıkar; çocuğun zekâsının, değerinin, hatta aile içindeki itibarının birkaç rakam üzerinden ölçüldüğü, geleceğinin haritasının çıkarıldığı bir tür kehanet belgesi oluverirdi.

Bir de karne gününün gelmesini hiç istemeyen öğrenciler vardı. Bunlar, karnelerindeki notların zayıf olduğunu bilen, öğretmenleriyle arası pekiyi olmayanlardı. Karnelerini alanlar, kimse görmesin diye arka sokaklardan evlerinin yolunu tutar; bazılarıysa türlü kurnazlıklara başvururdu.

Kalemle düşük notların üzerinden geçip onları düzeltmeye çalışanlar, takdir/teşekkür belgesinin yolda suya düştüğünü söyleyerek ailesini kandırmaya uğraşanlar olurdu. Bazıları da o gün okula hiç gelmez, karnesini almazdı/almak istemezdi.

Bu gruptaki öğrencilerin çoğunun ortak kaderi belliydi: azarlanmak, küçük görülmek, başarılı öğrencilerle kıyaslanmak, yaşanan tüm olumsuzların günah keçisi seçilmekti…

Karne günü onlar için adeta bir kâbustu. Üstelik mesele yalnızca düşük notlarla da bitmezdi. "Kafan çalışmıyor!", "Hiçbir işe yaramıyorsun!", "Dayın/amcan da böyleydi, o da başarısızdı; sen de ona çekmişsin, senden bir şey çıkmaz!", "Onun/bunun çocuğuna kurban ol!" gibi incitici ve aşağılayıcı sözlerle gururları, özgüvenleri yerle yeksan edilirdi.

Tüm bunları bildiğim için öğrencilere, onları gülümseten, karşılaştırmaların hedefi yapmayan notlar layık görürüm. İlkokuldaki notlardan hareketle bireyi "başarılı" ya da "başarısız" diye nitelendirmek, hele geleceği hakkında kesin hükümlerde bulunmak bana göre çok yanlış bir görme biçimi.

İnsan değişir; onunla birlikte tercihleri, istekleri, merakları ve ilgi alanları da. "Başarısız" olarak etiketlenen bir öğrenci, günün birinde hiç tahmin etmediğimiz başarılara imza atabilir. Yeter ki kendini keşfedebileceği ve yeşerebileceği doğru zemini bulabilsin.

Toplumun "tembel" olarak damgaladığı öğrenciler, aslında tembel değillerdi. Başarılı oldukları alanların farklı olması daha büyük bir olasılık. Başta aileler olmak üzere toplumun büyük bir kesimi, başarıyı Fen Bilgisi, Sosyal Bilgiler, Matematik ve Türkçe gibi belirli derslerde arıyordu.

Müzik, resim, oyun ve fiziki etkinlikler gibi derslere ise aynı önem verilmiyordu. Bu derslerden alınan notlar ne kadar yüksek olursa olsun gereken ilgiyi ve saygıyı görmüyordu.

Hatta çoğu zaman karneye bakılırken bu notlara göz ucuyla bile bakılmazdı. Çocuk çok güzel resim yapıyor, sesi mükemmel, futbola yatkın kimin umurunda; ana derslerinin (Matematik, Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgiler…) notları düşük olduktan sonra…

O çocuklar büyüdüler. Üniversitelerin farklı bölümlerinden mezun olup öğretmen, avukat, mimar, doktor, hemşire oldular. Ancak onları çocukluklarında takip eden yanlış düşünce kalıpları bu kez başka biçimlerde karşılarına çıktı.

Üniversiteyi bitirmek de yeterli görülmedi; devlet kadrosuna geçemeyenler, mesleklerini yapabilecek eğitime ve diplomaya sahip olsalar bile öğretmen, doktor ya da mimar olarak görülmedi. Ne yazık ki bu anlayış bugün hâlâ devam ediyor.

Özellikle atanamayan öğretmenlere, "Sen daha öğretmen olamadın mı?" diye yarı acıma yarı alay içeren sorular sorulabiliyor. İş bununla da kalmıyor; insanın mesleki statüsü özel hayatında bile karşısına çıkarılıyor.

Bir arkadaşım anlatmıştı: Matematik bölümünden mezun bir tanıdığı sevdiği kıza talip oluyor. Ancak kızın babası, formasyon almayan, devlet kadrosuna atanamamış birine kızını vermek istemediğini söylüyor.

Yani insanın aldığı eğitim, bilgisi, yeteneği, karakteri ve emeği bir tarafa bırakılıyor; bütün bunların önüne "atandı mı, atanmadı mı, formasyon aldı mı, almadı mı?" sorusu geçiriliyor.

Yanlış zihniyet, nerede olursa olsun yanlıştır. Bunun coğrafyayla, ülkeyle, ırkla ya da cinsiyetle ilgisi yoktur. Çocukken başarıyı birkaç dersin notuyla, yetişkinlikte ise devlet kadrosuyla ölçmeye devam ettiğimiz sürece bireyin gerçek cevherini göremeyeceğiz.

Serserilikten keşişliğe

Jay Shetty (Cey Şeti) de bu yanlış düşünceyle sınanmıştır. Hintli bir ailenin çocuğu olarak Birleşik Krallık'ta doğdu. Ailesine göre öğretmen, doktor, avukat olamamak başarısızlık demekti, bu yüzden Jay, ailesinin gözünde başarısızdı.

O, memur olmak istemeyen, uyuşturucu kullanan, kavgalara karışan, içkide sınır tanımayan ve olumsuz arkadaş çevresinde olan, bir amacı olmayan biriydi. Okuldan atılmayla karşı karşıya kaldı, okul yönetimine: "Kalmama izin verirseniz, değişeceğim" dedi.

Sözünü yerde bırakmadı, tüm kötü alışkanlıklarını bıraktı. Bilge olmaya karar verdi. Arkadaşları diskolarda, gece kulüplerinde eğlenirken o, günde sekiz saat meditasyon (derin düşünme) yaptı, okudu, öğrendi.

Üç yılını Hindistan'da geçirerek, bilgeliği öğrendi. Öğretmenleri, öğrendiklerini, insanlara aktarmasını istedi. Ailesinin yanına döndü. Bilgeliğini, insanların hizmetine sundu. Hindistan dağlarında keşişlerden öğrendiklerini 8 Rules of Love (Sevginin 8 Kuralı), Think Like a Monk (Bilge Gibi Düşün) isimli kitaplarında kayda aldı.

21'inci yüzyıl tam anlamıyla bir görsellik çağı. Filmler, diziler, reklamlar ve sosyal medya aracılığıyla görselliğin hayatımızın hemen her alanına nüfuz ettiği bir dönemde yaşıyoruz.

Hâliyle kendimizi, romantik film ve dizilerin, reklamların ve popüler kültürün benimsetmeye çalıştığı "ideal ilişki", "ideal sevgili", "ideal hayat" ve hatta "ideal iş" kalıplarının içinde buluyoruz.

Farkında olsak da olmasak da neyi sevmemiz, nasıl bir ilişki yaşamamız ve kimlerle mutlu olmamız gerektiğine dair birtakım hazır reçetelerle karşı karşıya kalıyoruz.

Jay Shetty ise 8 Rules of Love'da ortaya koyduğu 8 kuralla aşkı mistik, kendiliğinden gelişen ve yalnızca duygulara dayanan bir kavram olarak ele almıyor.

Popüler kültürün idealize ettiği aşk tanımının yerine, aşkı bilinçli biçimde eyleme dökülmesi ve zaman içinde geliştirilmesi gereken bir beceri olarak değerlendiriyor. Ona göre aşk; öğrenilen, emek verilen ve davranışlarla beslenen bir süreç.

Aşk, mükemmel bir evlilik teklifini organize etmek ya da mükemmel bir ilişki yaratmak değil; aşk, ortaklarımıza ve hayata özgü kusurlar arasında yolu bulmayı öğrenmektir.

Think Like a Monk'ta ise Jay Shetty, zihinsel ve ruhsal gelişime yönelik pratik önerilerde bulunuyor. Okura bir bilge gibi düşünmenin yollarını gösterirken olumsuzlukların üstesinden gelmek, aşırı düşünmenin önüne geçmek, karşılaştığımız her insandan bir şeyler öğrenmek, düşüncelerimizden ibaret olmadığımızı fark etmek ve korkularımızdan nasıl yararlanabileceğimizi anlamak… konular üzerinde duruyor.

Kitap üç ana bölümden oluşuyor: Vazgeçmek, Gelişmek ve Vermek.

Bu üç bölüm aslında Shetty'nin bilgelik anlayışının da yol haritasını oluşturuyor. Kendisi de bu yolda birçok zorluğu göze alan, alışkanlıklarından vazgeçen ve farklı bir yaşam biçimini deneyimleyen biri. Bilgeliği yalnızca teorik bir kavram olarak ele almayan Shetty, bilge kişiyi şu sözlerle tarif ediyor:

Bilgeler tahriklere karşı dayanıklıdır, eleştiriden uzak durur, keder ve kaygı ile baş edebilir, egosunu susturabilir ve anlamlı, amaca yönelik bir hayat kurabilir.


Huzura giden yolumuzun merak, düşünme, gayret ve aydınlanmadan geçtiğini bizlere hatırlatıyor.

Jay'in kitaplarını okuyup anlattıklarını hayatınıza aktardığınızda, ne kadar faydalı olduklarını daha iyi göreceksiniz. "Hayal hırsızları"nın söylediklerine kulak asmayan Jay Shetty, zamanla başarılı bir podcast sunucusu, yazar ve yaşam koçu oldu.

Hazırlayıp sunduğu On Purpose, iyi oluş kategorisinde dünyanın en çok dinlenen podcast'lerinden biri hâline geldi. Programında ABD'nin eski başkanı Joe Biden'ın yanı sıra Hasan Minhaj, Mehmet Öz, Vishen Lakhiani, Kobe Bryant ve Oprah Winfrey gibi farklı alanlardan tanınmış isimleri ağırladı.

Bilgelik üzerine hazırladığı videolar 360 milyondan fazla izlendi. Sosyal medya hesaplarında 38 milyon takipçiye ulaşan Shetty'nin 400'ü aşkın videosu toplamda 8 milyardan fazla görüntülenme elde etti.

Jay Shetty ayrıca 2017'de Forbes dergisinin 30 Altı 30 listesinde yer aldı. Hayatının yönünü değiştirmek için çıktığı yolculuğu, bugün milyonlarca insana ulaşan kitaplara, podcast'lere ve videolara dönüştüren Jay Shetty'nin On Purpose podcast'ine göz atmanızı; 8 Rules of Love ve Think Like a Monk kitaplarını okumanızı öneririm. Kitapları Türkçeye de çevrildi.

Jay'in sözüyle noktalayalım:

Kendi kaderinizi eksik yaşamak, başkasının sahte hayatını tam yaşamaktan daha iyidir.


Bilgelikle kalın…

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: EğitimdüşünceinsanBehçet Darğın

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Elif Dikmen Diriöz Sürdürülebilir kozmetik ve güzellik

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu Coğrafya ve insan: Uzun vadeli kaynaşma, değer bilinci, medeniyet inşası ve jeopolitik sonuçlar

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir Mısır neden Mekke Anlaşması'na dahil olmadı?

ÇEVRE

TÜRKİYE'DEN SESLER

Prof. Dr. Mustafa Öztürk Seyhan bölgesindeki sulama kanalı suyu sulamada kullanılamaz

İlgili Haberler
Makroekonomi Meta’ya 193 milyar dolarlık dev dava CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Vatandaşların yarısı tehlikenin üzerinde oturuyor Sözcü Ekonomi · 13 dk önce Makroekonomi Yılın ilk yarısında 23,1 milyon varil petrol, 1,6 milyar metreküp doğal gaz üretildi AA Ekonomi · 13 dk önce Makroekonomi CNBC-e’nin uydu frekansı değişti! İşte yeni frekans ve tarama bilgileri CNBC-e · 15 dk önce Makroekonomi Borsada mitler ve gerçekler: Avrupa hisseleri ABD'nin muhteşem 7'lisine meydan okuyor CNBC-e · 19 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.