Kaldığımız yerden devam edelim…
Sanrı toplumu kavramı psikiyatrik bir tanıdan ziyade sosyolojik, felsefi veya kültürel bir yakıştırma olarak; bir toplumun büyük bir kesiminin gerçeklikle bağının zayıfladığı, ortak hurafe, yanılsama, propaganda, komplo teorileri veya kolektif bir inanç körlüğü etrafında hareket ettiği durumları tanımlamak için kullanılır.
Kavramın temel özellikleri şunlardır:
Kanıta Kapalı Olma: Sunulan somut verilere rağmen inancın sürdürülmesi.
Kolektif Kabul: Bireysel bir psikozdan ziyade, kitlelerin veya toplumsal yapıların aynı yanlışı doğru kabul etmesi.
Kuşku ve Düşmanlık: Genellikle dış mihraklar, gizli güçler, komplo anlatıları veya "biz ve onlar" dikotomisi üzerinden beslenmesi.
Şimdi bu çerçeve üzerinden Byung-Chul Han’a kulak verelim. Han, Güney Kore doğumlu bir Alman filozof, kültür kuramcısı ve akademisyen. İlgi alanı ise günümüz dijital kapitalizmi, neoliberalizm ve modern toplumun psikolojik krizleri…
Byung-Chul Han’ın felsefesine göre, günümüz sosyal medya alışkanlıkları bizi özgürleştirmek yerine dijital bir köleliğe hapsetmektedir. Düşünür, akıllı telefonlarımızı modern birer tapınak, sosyal medya platformlarını ise gönüllü olarak itiraf verdiğimiz dijital günah çıkarma kabinleri olarak nitelendirir.
Sosyal medya alışkanlıklarımızın Han felsefesindeki yansımaları şu şekildedir:
Yalnızlaşan Bireyler: Sosyal medyada bir araya gelen kitleler gerçek bir topluluk (biz) oluşturamaz; Han buna "dijital sürü" der, çünkü bu yapıda ortak bir eylem bilinci yoktur ve herkes kendi ekranında yalnızdır.
Yankı Odaları: Algoritmalar bize sadece hoşumuza giden şeyleri göstererek "öteki" olanı yok eder, bu da bizi farklı fikirlerle karşılaşmaktan alıkoyar ve narsisizmi besler.
Beğeni Kültürü: Profilimizi, tatillerimizi ve ilişkilerimizi sürekli sergileyerek kendimizi satılık birer "dijital ürüne" dönüştürüyor ve değerimizi aldığımız etkileşim sayısıyla ölçüyoruz.
Sürekli Kaydırma: Sosyal medyada maruz kaldığımız aşırı bilgi akışı bizi bilge yapmaz; aksine zihnimizi uyuşturarak derinlemesine düşünme yetimizi elimizden alır.
Hikayesizlik: TikTok veya Instagram Reels gibi platformlardaki anlık enformasyon parçaları bir anlatı (hikaye) oluşturamaz, bu yüzden hayatı anlamlandırmamızı zorlaştırır.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.