Paris yönetimi de bütün başkentler gibi Trump'ın seçim yarışından zayıflamış olarak çıktığının farkında. Ancak bilinmezliğini koruyan asıl konu, Trump'ın bundan sonraki planları. Nitekim Trump, İran'a yönelik savaşın Cumhuriyetçi Partisi'nin seçim yenilgisinin nedenlerinden biri olduğunu bizzat kabul etti. Fransız başkentinde bazı çevreler, Trump'ın yakın ekibinin, hatta belki de Trump'ın kendisinin bile bu savaşın geleceğine ilişkin nasıl bir yol izleneceğini bilmediği görüşünde.
Ancak Paris, İran dosyasından elini çekmiş değil. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un kısa süre önce gerçekleştirdiği ve Körfez'deki altı ülkeden beşini kapsayan geniş kapsamlı ziyaret de bunun göstergesi. Macron'un bu ziyarette, özellikle sonbahar ve kış döneminde ülkesinin petrol, doğal gaz ve türev ürün ihtiyacını güvence altına alma çabasının yanı sıra, altı ülkenin liderleriyle ele aldığı temel mesele, Paris'in aylardır bölgede hüküm sürdüğünü belirttiği "ne savaş ne de barış" durumundan nasıl çıkılacağı oldu.
fazla okuBu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Fransız kaynaklar, Fransa'nın bölgede askerî varlık göstermesine de dikkat çekiyor. Ancak bu durum, Fransa'nın İran'a karşı yürütülen savaşın tarafı olduğu anlamına gelmiyor. Paris, bölgedeki askerî angajmanının tamamen savunma amaçlı olduğunu vurguluyor.
Fransa'nın değerlendirmesi, İran'ın nükleer programının denetim altına alınması, Tahran'ın Körfez bölgesindeki istikrarı bozan uygulamalarına son vermesi ve Körfez suları, Hürmüz Boğazı ile Babülmendeb Boğazı'nda serbest deniz ulaşımının sağlanması ilkelerine dayanıyor. Paris'e göre bunlar bütün tarafların üzerinde uzlaşabileceği ortak hedefler. Bu şartlar oluşturulmadan bölgede güvenlik ve istikrarın tesis edilmesi mümkün değil.
Avrupa ile ABD arasındaki görüş ayrılığı ise bu hedeflere ulaşmada kullanılacak yöntemler konusunda ortaya çıkıyor. Paris, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinin ortak bir yaklaşım benimsediğini belirtiyor. Fransa ve İngiltere, Hürmüz Boğazı'nda güvenli geçişi sağlamak amacıyla Avrupa merkezli bir misyon başlatırken, Avrupa ülkeleri 2024'ten bu yana Kızıldeniz ve Babülmendeb Boğazı'nda gemilerin korunmasına yönelik faaliyet yürütüyor.
"Ne savaş ne barış" durumuna karşı uyarı
Fransa'nın bakış açısına göre bölgede yeniden savaş çıkma riski hâlâ mevcut. Paris, bazı çevrelerin ABD'deki son iç siyasi gelişmelere rağmen bu ihtimali, İran rejimini devirmek için değerlendirilmesi gereken bir "fırsat" olarak görebileceğinin de farkında. Bu yaklaşımı savunan isimlerin başında ise Binyamin Netanyahu geliyor.
Paris ve çok sayıda Avrupa ülkesi, savaşın şubat ayında başlamasından sonra İran'a yönelik askerî harekâttan uzak durdu. Fransa, yeniden savaş ihtimaline karşı da aynı mesafeli tutumunu koruyor. Ayrıca Paris, savaşın nihai hedefi olarak gösterilen İran rejiminin devrilmesinin gerçekleşmeyeceği kanaatinde.
Fransız değerlendirmesine göre İran'a yönelik askerî saldırılar, rejimi ayakta tuttu ve daha da güçlendirdi. Söz konusu saldırılar, rejim içerisindeki en radikal unsurların kendi etrafında kenetlenmesini sağlarken, nükleer program sorununu da çözmedi.
Körfez'deki mevcut durumun devam etmesi ise fiilen "gri bölgede", yani "ne savaş ne de barış" koşullarında kalınması anlamına geliyor. Bu durum, normalleşmeye dönüşü zorlaştırırken, bölgenin uzun süre güvenlik ve istikrarsız kalmasına yol açabilir. Bunun sonucunda petrol ve doğal gaz tedariki ciddi zarar görür, bölgesel ve küresel ekonomi olumsuz etkilenir.
Paris, bu durumun sürmesinin hem siyasi hem de ekonomik sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunuyor. Siyasi açıdan Irak'ın güvenliğini tehdit eden gelişmelere ve Bağdat yönetiminin silahları devletin kontrolünde toplama çabalarına yönelik risklere dikkat çekiliyor. Ayrıca İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki işgalinin sürmesi, Hizbullah'a silahlarını teslim etmeyi reddetmesi için gerekçe ve adeta bir "can simidi" sağlıyor.
Paris, savaşın yeniden başlamasının İran'ın Körfez ülkelerini tekrar hedef alması anlamına geleceğine de dikkat çekiyor. Bu ülkelerin yeni saldırılardan zarar göreceği belirtilirken, Tahran'ın bu yöndeki niyetini gizlemediği, aksine saldırıların kapsamını genişletmekle açık tehditte bulunduğu ifade ediliyor.
Ekonomik sonuçlar ise daha net. Bunların başında petrol, doğal gaz ile türev ürünlerin tedarikine yönelik tehditlerin devam etmesi ve bunun küresel ekonomi üzerindeki etkileri geliyor. Ayrıca enerji ihracatçısı Körfez ülkelerinin ekonomileri de ciddi zarar görüyor. Paris'in değerlendirmesine göre mevcut kriz, örneğin, Katar'ın doğal gaz ihracatının yüzde 75'inden mahrum kalmasına yol açarken diğer Körfez ekonomileri de süreçten olumsuz etkileniyor.
Paris, İran'ın ABD'nin taleplerine boyun eğmeyeceği konusunda oldukça emin. Özellikle İran yönetimi, ABD'ye karşı yürütülen savaştan galip çıktığına inanıyor. Her durumda Tahran'ın, rejimini tehdit eden gelişmeleri önlemek için elindeki bütün imkânları kullanmaya hazır olduğu değerlendiriliyor.
Bu yaklaşım, İran'ın bilinen tutumuyla da örtüşüyor: Ülke dış dünyaya açıldığında ekonomik kaynakları ve dolayısıyla direnme kapasitesi artıyor. Rejimin dış dünyaya kapanması durumunda ise askerî ve baskıcı uygulamalarını daha da yoğunlaştırdığı görülüyor.
Savaş çözüm getirmeyecek
Fransa'nın değerlendirmesinde değişmeyen temel görüş, savaş yoluna başvurmanın herhangi bir çözüm getirmeyeceği yönünde. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Paris çözümü, İran'la tüm ihtilaflı başlıklarda "sert ve kararlı müzakereler" yürütülmesinde görüyor.
Fransa'nın yanı sıra İngiltere ve Almanya da 2003 yılına kadar uzanan, Tahran'ın nükleer programına ilişkin uzun müzakere deneyimine sahip. Üç Avrupa ülkesi, 2015 yılında İran ile P5+1 ülkeleri arasında imzalanan nükleer anlaşmaya giden süreçte önemli rol oynamıştı.
Macron, Körfez turu sırasında bölge liderleriyle ülkelerinin beklentilerini ve Tahran'la hangi konularda müzakere yürütülebileceğini ayrıntılı biçimde ele aldı. Macron, görüşmelerinde Paris'in bu süreçte kendilerine "eşlik etmeye" hazır olduğunu ifade etti.
Fransa ayrıca, 23 Eylül'de İstanbul'da gerçekleştirilen sekizli toplantıya da büyük ilgi gösterdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya bir tarafta Avrupa üçlüsü Fransa, İngiltere ve Almanya ile İtalya'nın dışişleri bakanları, diğer tarafta ise "Mekke İttifakı" temsilcileri ve Mısır katıldı. Toplantının ardından Mekke İttifakı temsilcileri Tahran'ı ziyaret etti.
İstanbul toplantısının temel ve öncelikli amacı, askerî gerilimi düşürerek savaşın yeniden başlamasını önlemek, İran'la güçlü temellere dayanan bir diyalog ve müzakere süreci başlatmak, üzerinde uzlaşılabilecek çözümler aramak ve Kızıldeniz, Hürmüz Boğazı ile Babülmendeb Boğazı'nda deniz ulaşımının serbestisini yeniden tesis etmekti.
Katılımcılar düzenli aralıklarla bir araya gelme konusunda mutabakata varırken, Tahran ziyareti ise İran'la doğrudan iletişim kanalı açmayı hedefledi.
Bütün bu gelişmeler, Trump yönetiminin İsrail'le birlikte kontrolü altında tutmak istediği İran dosyasına Fransa ve Avrupa'nın yeniden müdahil olma arzusunu yansıtıyor. Paris ve Avrupalı ortakları, Körfez'de çıkarları bulunduğunu ve bu çıkarları savunmak için seslerini duyurmaları gerektiğini düşünüyor.
Ancak barış ve savaş konusundaki kararın Paris'in ya da Avrupalıların elinde olmadığı, nihai karar merciinin Washington olduğu da kabul ediliyor.
Bazı çevreler, seçim yenilgisinin ardından Trump'ın artık eskisinden farklı bir tutum sergileyeceğini öngörüyor. Buna göre Trump, Avrupalılarla uzlaşmaya daha yatkın hâle gelebilir ve gerek Ukrayna gerekse İran konusunda Avrupalıların yürüttüğü çalışmaları dinlemeye daha açık olabilir.
Buna karşılık, tam tersi görüşü savunanlar da var. Bu çevreler, Trump'ın salı gecesinden çarşamba sabahına uzanan saatlerde yaptığı açıklamalarda, yeniden eski savaşçı söylemine dönmesini kanıt olarak gösteriyor.
Peki, kim haklı, kim yanılıyor? Bugün için bu sorunun bir cevabı yok. Cevap, önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
DAHA FAZLA OKUHakkında daha ayrıntılı: fransafransa seçimleriABDİRAN
DAHA FAZLA HABER OKU
dosya DÜNYADAN SESLER
Rabia Abdusselam Cezayir ve Nijer: Ateş koridorları ve Sahel'de nüfuz yarışı
dosya DÜNYADAN SESLER
Elie el-Kasifi Maşrık ve İran'ın doldurulmamış boşluğu
dosya DÜNYADAN SESLER
Kemal Allam Rusya'nın Afganistan'a dönüşü: Geri çekilmenin acısından Taliban'la ittifaka
dosya DÜNYADAN SESLER
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.