Türkiye, 48 gigavatlık rüzgâr enerjisi kapasitesi hedefini Antalya'da düzenlenecek COP31'de uluslararası arenaya taşıyor. Sektör temsilcileri yeni yatırımlar için bürokratik kolaylık ve finansman desteği talep ederken; ekosistemi tehdit ettiği için iptal edilen projeler ve kamunun sırtından yatırımcıya sağlanan garantili kâr transferi tartışmaların merkezinde yer alıyor.
Güncellenme: 6.11.2026 12:31:00
Cumhuriyet/Ekonomi Servisi Takip Et:Türkiye, 48 gigavatlık rüzgâr enerjisi kapasitesi hedefini Antalya'da düzenlenecek COP31'de uluslararası arenaya taşıyor. Sektör temsilcileri yeni yatırımlar için bürokratik kolaylık ve finansman desteği talep ederken; ekosistemi tehdit ettiği için iptal edilen projeler ve kamunun sırtından yatırımcıya sağlanan garantili kâr transferi tartışmaların merkezinde yer alıyor.
Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB), COP31 Zirvesi öncesinde düzenlediği basın toplantısında sektörün güncel verilerini, büyüme hedeflerini ve yatırımların önündeki yapısal beklentileri kamuoyuyla paylaştı.
TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden ve birim başkan yardımcılarının katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda açıklanan verilere göre; Türkiye'nin 2012'de 2,4 gigavat (GW) olan mekanik rüzgâr kurulu gücü Haziran 2026 itibarıyla 16,2 GW'a ulaştı. 2025 yılında gerçekleştirilen 2.142 megavatlık yeni kurulumla Avrupa'nın en büyük ikinci pazarı konumuna yükselen Türkiye'de, rüzgâr enerjisinin elektrik üretimindeki payı ise yüzde 13,5 olarak ölçüldü.
Sektör mevcut üretim kapasitesiyle Türkiye'nin yıllık 4 milyar dolarlık doğal gaz ithalat faturasını engellerken, 30 bin kişiye istihdam sağlıyor ve ekipman ihracatıyla ekonomiye yıllık 2-2,5 milyar dolarlık katma değer yaratıyor.
2035 İÇİN DEV HEDEF VE YATIRIM ENGELLERİ
TÜREB, Türkiye'nin 2035 yılı için rüzgâr kapasitesi hedefini 48 gigavat olarak öngörüyor. Mevcut gücün yaklaşık 3 katına çıkarılmasını gerektiren bu senaryonun gerçekleşebilmesi için 2026-2035 döneminde her yıl ortalama 3,2 GW'lık yeni kurulum yapılması şart.
Mevcuttaki 25,5 GW'lık karasal proje stokunun yalnızca 4,5 GW'ının yatırım aşamasında olduğuna dikkat çeken sektör temsilcileri; projelerin hayata geçirilme hızının artırılması için üç temel sorunun aşılması gerektiğini savunsalar da, madalyonun diğer yüzünde ciddi ekolojik ve ekonomik itirazlar yer alıyor:
İzin Süreçleri ve Doğa Katliamı Endişesi: Sektör temsilcileri orman, mera ve kamulaştırma işlemlerinin hızlandırılmasını talep etse de, her bölgenin rüzgâr Enerjisi Santrali (RES) kurulumuna uygun olmaması bu süreçteki iptallerin ana nedenini oluşturuyor. Kuş göç yolları üzerine, ormanlık alanlara veya tarım arazilerine kurulan plansız projelere karşı açılan davalar sonucunda birçok proje mahkemelerden dönüyor. Örneğin; İzmir Karaburun, Çeşme ve Urla gibi bölgelerde ekosistemi ve endemik türleri tehdit eden pek çok RES projesinin ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) olumlu kararları Danıştay ve yerel mahkemeler tarafından iptal edildi. Bu durum, izin süreçlerindeki yavaşlamanın sadece bürokratik bir hantallık değil, doğayı korumaya yönelik hukuki bir zorunluluk olduğunu gösteriyor.
Şebeke: 2035'e kadar planlanan 28 milyar dolarlık iletim altyapısı yatırımlarının, santral projeleriyle eş zamanlı ilerlemesi gerektiği ifade ediliyor.
Finansman ve Özal Dönemi Mirası: Yatırımcılar artan borçlanma maliyetlerine karşı devlet destekli, öngörülebilir ve uygun maliyetli finansman modelleri talep ediyor. Ancak "Maliyet ve risk devlette, kâr yatırımcıda" formülü kamuoyunda haklı bir sorgulamaya yol açıyor. Temelleri 1980'lerde Turgut Özal döneminde atılan ve enerji sektörünü bir kamu hizmeti olmaktan çıkarıp piyasalaştıran yanlış yönetim politikaları, bugünkü tartışmaların da merkezini oluşturuyor. Özal'ın enerji sektöründe başlattığı "Yap-İşlet-Devret" modeli ve alım garantili özelleştirme mantığı, devletin özel sektörü fonladığı ancak elde edilen kârın tamamen şirketlerin kasasına girdiği çarpık bir sistem yarattı. Günümüzde kamuoyu ve iktisatçılar haklı olarak şu itirazı yükseltiyor: "Eğer bir proje için gereken uygun maliyetli krediyi, garantileri ve altyapı desteğini zaten devlet sunacaksa, bu kârlı enerji santrallerini neden kamu adına doğrudan devlet yapmıyor?" Yatırımcıya kâr transferi sağlayan bu model, kamunun kendi kaynaklarıyla yatırım yapma kapasitesini tartışmaya açıyor.
TÜRKİYE'NİN RÜZGÂR POTANSİYELİ COP31'DE
Türkiye, 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi'nde rüzgâr potansiyelini uluslararası platforma taşıyacak. "Uygulama COP'u" temasıyla gerçekleşecek zirvede TÜREB, Küresel rüzgâr Enerjisi Konseyi (GWEC) ile birlikte 8 farklı oturum düzenleyecek. 9 Kasım'da gerçekleşecek "Bakanlar ve Yatırımcılar Toplantısı"na 10'dan fazla ülkeden bakan ve yüzlerce yatırımcının katılması bekleniyor.
İlgili Konular: #TURGUT Özal #Yenilenebilir enerji #COP31
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.