6 Kasım 2026, Cuma · 09:18 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Ludovic Slimak: "İnsanlar sessizce ölürler" ("Paleo Serisi" – 6. BÖLÜM)

"Paleo Serisi"nin 6. bölümünde konuğum Ludovic Slimak. Slimak, Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (CNRS) bünyesinde çalışan bir paleoantropolog. 30 yıla yakın bir süredir Fransa'nın Rhône vadisindeki Mandrin mağara…

Slimak'ın, Neandertal'i "kendine özgü bir insanlık" olarak ele aldığı kitabı Çıplak Neandertal, Türkçede Monografi Yayınları'ndan çıktı. Slimak'la 2025'teki ilk söyleşimiz çok ilgi görmüştü. Bu kez onu, aradan geçen zamanın ve dizinin diğer konuklarının açtığı tartışmaların ışığında yeniden dinledim.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Slimak'ın anlattığı hikâye nesnel bir durum tespitiyle başlasa da sonrasında bambaşka, çok daha karanlık bir yere evriliyor. Mandrin'e bundan 54 bin yıl evvel gelen ilk Sapiens'ler bir avuç kâşif değilmiş. Kadınları ve çocuklarıyla yüz kişiyi aşkın bir topluluk, 40 yıl boyunca her yıl o mağaraya dönmüş. Sonra sessizce ortadan kaybolmuşlar.

Peki, ama neden?

Slimak'a göre cevap genlerde ve evlilik ittifaklarında saklı. Asıl çarpıcı olan ise genetik verilerdeki asimetri. Bizde Neandertal genleri var. Fakat son Neandertallerde bizden tek bir iz yok. "Senin kız kardeşini alıyorum, benimkini vermiyorum" diye bir şeyin insan topluluklarında görülemeyeceğini söylüyor Slimak. Görülüyorsa, bunun bildiğimiz tek bir karşılığı var ki, o da hiç iç açıcı değil.

Söyleşinin belki en sert kısmı Slimak'ın bilim dünyasına yönelttiği eleştiriler. Neandertal'i "aslında bizim gibi bir Sapiens" ilân eden söylemi bir "sömürgeci bakış 2.0" addediyor. Ona göre bu bakış, Neandertal'i ikinci kez öldürmekle eşanlamlı. Neandertal'in yok oluşunu ise ne iklimle ne de hastalıklarla açıklıyor. Kaliforniya'nın son Yahi yerlisi İshi'den1 Cibuti sokaklarındaki sönmüş bakışlara uzanan örneklerle, değerleri çöken toplumların bir fısıltı içinde, kendi kendilerini söndürerek yok olduğunu anlatıyor. Yani, bir tür intiharla.

Elbette en sonda kaçınılmaz "o soru" geliyor: Neandertal'in başına gelen, bir gün bizim de başımıza gelebilir mi?

Slimak'ın yapay zekâ üzerine söyledikleri, en azından benim için, söyleşinin en ürpertici anlarından biri oldu. Neyse ki sohbet nispeten umutlu bir notla kapandı; Afrika Boynuzu'nda bir bozkırın ortasında, ortak bir dili olmayan iki insanın yan yana oturup paylaştığı bir sigarayla...

Büyük iklim kırılmaları

Sinan Baykent: 2025'teki ilk söyleşimiz okurlar nezdinde çok güzel bir yankı bulmuştu. Geçen yıldan bu yana Mandrin mağarasında yahut diğer kazı alanlarınızda neler oldu?

Ludovic Slimak: Mandrin'de son buzullar arası dönemin sonuna denk gelen ve pek iyi bilinmeyen 80 bin yıllık ılıman katmanlara yoğunlaştık. Bu dönemin yaklaşık 125 bin ile 115 bin yıl öncesi arasındaki en sıcak evresi çok ilginç zira okyanus sıcaklıkları bugünkü ortalamaların iki üç derece üzerindeydi. Bu evre bizi neyin beklediğine dair bilgiler veriyor. Buzul karotları2 sıcaklıklarda çok büyük değişimler yaşandığını gösteriyor ama bunun karada, örneğin Türkiye, İspanya yahut Akdeniz Fransa'sında neye yol açtığını bilmiyoruz. Bu yüzden iki yıldır güneydoğu Fransa'da kazılara yeniden başladık. Orada 123 bin yıl öncesinden 80 bin yıl öncesine uzanan ve polenlerden yarasalara kadar her şeyi kaydeden bir istif var. Bildiğim kadarıyla Avrasya'da bunun bir eşi daha yok.


Bu, son Neandertaller ve ilk Sapiens'ler sayfasını kapattığınız anlamına mı geliyor?

Hayır, bu soruyu beslemeye devam etmek gerekiyor. Ama Mandrin'de neredeyse otuz yıl bu mesele üzerinde çalıştık ve bence artık olup biteni anlamaya başlıyoruz. Ekiplerim ve benim için, önümüzdeki yirmi otuz yılın, yani tam kapasite çalışan bir beyinle kalan kariyerimin büyük sorusu, iklim kırılmaları ve bunların insan toplumları üzerindeki etkileri olacak. Bunu henüz tam anlayamıyoruz.

40 yıl boyunca yüz kadar Sapiens

Mandrin'in ilk Sapiens'lerine, 54 bin yıl önceki Néronien'e3 dönelim. Geliyorlar, sonra ortadan kayboluyorlar ve akabinde Neandertal tekrar geri dönüyor. Başarısız bir ilk kolonileşme girişiminden mi söz etmeli sizce?

Önce bu ilk geçişi tanımlamak gerekiyor. Ségolène Vandevelde'nin incelediği is tabakalarına baktığımızda, bunun birkaç avcının kısa bir akını olmadığını biliyoruz. 40 yıl boyunca her yıl gelmişler. 40 yıl bir kuşak demek. Bütün hayatlarını orada geçirmişler. Bir toprakta 40 yıl kalabilmek örgütlü bir yapı gerektirir. En kaba tahminle yüz kişi kadar olmalılar, belki daha fazla.


Sayılarını neye dayanarak tahmin ediyorsunuz?

Bu yerleşim katmanları son derece zengin ve sondajlarımız aynı malzeme yoğunluğunun birkaç bin metrekareye yayıldığını gösteriyor. Neandertal yerleşimlerimiz belki yirmi otuz kişilikti. Burada ise çok daha büyük bir şey var. Üstelik arkeolojik ölçekte son derece kısa bir süre olan yalnızca 40 yıl kalmalarına rağmen, Rhône vadisinde beş alanı kolayca ayırt edebiliyoruz. Her yere yerleşmişler. Bir toprağı keşfe çıkmış on beş 15-20 avcı değil bunlar. Kadınları ve çocuklarıyla bir topluluk. Zaten Néronien katmanında bulduğumuz diş, 3 ile 5 yaşı arasında bir çocuğa ait. Bu ancak gerçek bir kolonileşme girişimi şeklinde yorumlanabilir.


Peki, ama bu 40 yılın sonunda ne oldu?

İs tabakaları, son 10 yılda ritmin değiştiğini gösteriyor. Yerleşimlerin ortasında mevsimden mevsime çok düzenli geliyorlardı. Sona doğru ise her şey gelişigüzel görünüyor, sanki artık daha az hâkim oldukları bir toprakta düzenli olarak konaklayamıyorlarmış gibi.

Bence bu çok anlamlı. 100 kişilik bile olsa bir avcı-toplayıcı topluluğu kendi kendine yetemez. Bir kuşaktan ötekine geçebilmek için genetik çeşitliliğe, dolayısıyla burada Neandertal olan yerel topluluklarla gen alışverişine ihtiyaç duyar. Sapiens'te patrilokalite, yani kadınların bir gruptan diğerine geçmesi hadisesi, neredeyse evrenseldir. İspanya'daki El Sidrón mağarasının genetik verileri Neandertal'de de böyle işlediğini gösteriyor. Dolayısıyla kız kardeşlerini değiş tokuş etmeyi denemiş olmalılar: Senin kız kardeşin benim grubuma gelsin, benimki de seninkine geçsin ve böylece bir ittifak kuralım. Ama genetikten biliyoruz ki, iki topluluk tam anlamıyla birbiriyle üreyebilir değildi.
Bu bilimsel bir kanıt değil ama verileri kültürel antropolojiyle birlikte okuduğumuzda en makul senaryo bu. Ben üç kolonileşme dalgası ayırt ediyorum ve ilk dalgalarda Avrupa topraklarına gelen Sapiens nüfusu, genetik açıdan kendine yetecek kadar yoğun değildi. Alışverişler yaşandı ancak akim kaldı.


O hâlde bu insanlara ne oldu?

Bunu söylemek zor. Yerel olarak sönüp gitmiş olabilirler. Çok kısmî bir üreme uyumuna rağmen Avrupa'nın bir yerinde az çok melez topluluklar oluşmuş olabilir. Ya da sınırlı bir soy güneye doğru geri çekilmiş olabilir zira bunlar Akdenizli topluluklar. Bugün bu üç senaryodan hiçbirini kesin olarak öne çıkarmazdım.

"Senin kız kardeşini alıyorum, benimkini vermiyorum"

Sapiens-Neandertal ilişkilerine nispetle tartışma hâlâ çok canlı. Kimileri melezleşmeden, hatta asimilasyondan, kimileri de bir ikâmeden söz ediyor. Siz nerede duruyorsunuz?

Soruyu böyle sorarsak, ki bilim dünyasında böyle soruluyor, asıl meseleyi ıskalarız. Biri ötekini dışlamıyor. Memelilerin çoğunda yakın türler birbiriyle üreyebilir. Aslanlar, kaplanlar ve panterler de öyle, kaniş ile kurt da. Ama bu, kurdun kaniş, aslanın panter ya da Neandertal'in Sapiens olduğu anlamına gelmez. Üreme uyumu tartışılmaz ama bize az şey söyler.


Yine de bu genetik alışverişler bir şekilde tecrübe edilmiş…

Evet, mesele tam da burada ilginçleşiyor. Öncelikle bu alışverişlerin ne zaman ve hangi yoğunlukta yaşandığını tam olarak bilmiyoruz. En önemlisi, yalnızca tek bir yönde işlediğini son derece net görüyoruz. Batı Avrasya'da DNA'sına sahip olduğumuz en eski Sapiens'ler 47 ile 50 bin yıl öncesine ait ve çok az miktarda da olsa o dönemden Neandertal genleri taşıyorlar. Oysa bunlarda asla birinci kuşak bir melez bulmadık. Denisova'daki gibi, annesi Neandertal, babası Denisovalı olan bir çocuk yok. Genetik sızıntılar yaşandığını görüyoruz ama vücudun bu unsurlardan çok hızlı kurtulduğunu da görüyoruz.

Neandertal tarafında ise bugün, sanırım 40 ile 50 bin yıl öncesine tarihlenen ve en azından mitokondriyal DNA'sını bildiğimiz 27 birey var. Ve Sapiens'le sıfır alışveriş görüyoruz.


Bu ne anlama geliyor?

Çıplak Neandertal kitabımda bir bölümün konusu bu. Patrilokalite evrensel olduğu için, bir topluluğun komşusunun genlerini taşıyıp karşı tarafın bunun karşılığını taşımaması mümkün değil. "Senin kız kardeşini alıyorum, benimkini vermiyorum" diye bir şey yoktur. Bir kadını üç deve karşılığında almak fikri sömürgeci bir romantizmdir. Her toplulukta başlık parası vardır ama ondan önce gelen asıl mesele ittifaklardır ve bir ittifakın kurulması için kız kardeşlerin iki yönde de dolaşması gerekir. Burada iki yönde dolaşmıyorlar.

Ya genetik olarak işlemiyordu – ama bunun böylesine güçlü bir asimetriyi tamamen açıklayabileceğini sanmıyorum – ya da gerçekten en çıplak hâliyle "senin kız kardeşini alıyorum, benimkini vermiyorum" durumu vardı. Kültürel antropolojide buna uyan tek örüntü bir grubun başka bir grubu yerle bir edip kadınlarını almasıdır. Bu asimetri bize karşılaşmanın son derece korkunç bir resmini veriyor olabilir. Şimdilik genetik bize bunu söylüyor.


"Yeni sömürgeci bakış Neandertal'i ikinci kez öldürüyor"

Buna rağmen asimilasyon fikri çok yaygın…

İçimizde Neandertal genleri var ama bu bize hiçbir şey söylemez. Kanişler genetik olarak kurda, bizim Neandertal'e hiçbir zaman olamayacağımız kadar yakınlar. Fakat kurtlar ortadan kalkarsa "bakın, kanişler tarafından asimile edildiler" diyemeyiz herhalde. Böyle işlemiyor.

Buna rağmen yalnızca kamuoyunda değil, bilim dünyasında da koca bir söylem gelişti. Geçenlerde bir konferans için Cebelitarık'taydım ve bilim dünyasının, Neandertal ile Sapiens meselesinin tamamını asimilasyon etrafında kurgulama biçimi karşısında hayretler içinde kaldım. İş, Neandertallerin aslında bizim gibi Sapiens'ten başka bir şey olmadığını söyleyen bir tür nihilizme kadar varıyor. Bence bu son derece tehlikeli. Bu, ırkçılık karşıtı olma iddiasındaki ama derinden asimilasyoncu bir düşünce. Bir tür "sömürgeci bakış 2.0". Bu, Neandertal'i ikinci kez öldürmek demek.


Yani içimizde yaşamıyorlar mı?

Bugünkü bütün Sapiens'leri ve onların taşıdığı bütün Neandertal DNA parçalarını bir araya getirseniz, bir Neandertal genomunun belki ancak yüzde 30'una ulaşırsınız. Hiçbir zaman eksiksiz bir genom olmaz. Bir Neandertal'i yeniden yaratamazsınız. Bu topluluklar biyolojik olarak, genetik olarak ve hepsinden önemlisi davranışsal olarak, etolojinin derin anlamıyla tamamen yok olmuştur. Çıplak Neandertal hiç bugünkü kadar güncel olmamıştı.

"İnsanlar sessizce ölürler"

Bir keresinde Neandertal'in yok oluşunun bir tür "intihar"a benzediğini söylemiştiniz. Çok güçlü bir ifâde. Bununla neyi kastediyorsunuz?

Avustralya'ya, Afrika Boynuzu'na ya da Amerika'daki yerli rezervlerine gidin. Oradakiler yalnızca farklı kültürlerden Sapiens'lerin karşılaşmaları. Elbette savaşlar, soykırımlar, kölelik, salgın hastalıklar yaşandı. Ama bu toplulukların çöküşünde bütün bunlar birer ayrıntı. Korkunç ayrıntılar belki ama belirleyici olan bunlar değil. ABD'de Hopi rezervlerini4 görmeye gittim. İnsanlarda asıl gördüğünüz şey sönmüş bakışlar. Hiçbir hayalleri kalmamış, hiçbir şeye inanmıyorlar.

Zaman geçirdiğim Cibuti'de ya da Etiyopya'da da aynı şeyi gördüm. Bozkırda insanlar gururlu ve bir hayalleri var, büyük şehrin hayalleri. Şehre vardıklarında ise bakışları sönmüş oluyor, yerlerde uzanıp yatıyorlar. Avustralya Aborjinleri üzerine de olağanüstü bir metin var. Onlar için en korkunç şeyin alkolün yanı sıra kahve ve çay olduğunu, bunların bir tür uyuşturucuya dönüştüğünü anlatıyor.

İşte değerlerin çöküşü bu. Her topluluğun kendi hikâyeleri vardır. İnsanların bir bütün olmasını, değerlerini ve gururunu korumasını sağlayan olağanüstü hikâyeler. Bütün bunlar çöktüğünde, bunların hiçbir değeri olmadığını düşündüğünüzde, geriye yere uzanmaktan başka bir şey kalmıyor.


Hayattan ümidi kesmek gibi mi?

Kaliforniya'da İshi'yi hatırlayın. Toplumsal ağlar çözüldüğünde ya kendi içinize çökersiniz ya da kendinizi yalıtırsınız. Ama kendinizi yalıttığınızda ağlarınız kalmaz. Grup küçülür ve genetik olarak yoksullaşır. İshi, geride sadece annesiyle amcasının kaldığını, onların ölümünü izlediğini ve sonunda tek başına kaldığını anlatıyor. Sonra beyaz şeytanı görmek ve ölmek için şehre iniyor. Toplumun intiharından bireysel intihara kadar varan bir süreç…


Sessiz bir yok oluş yani…

Bir fısıltı içinde! İnsan kendini sessizce yalıtır ve ölür. Bunlar Sapiens'ler arasından, birbirinden farklı kültürel tabakalar arasından örnekler. Şimdi Neandertal'in var olmadığını söyleyen o nihilizmi reddedersek, onu kendi insanlığı, kendi dünya tasavvuru, kendi etolojisi olan bir topluluk olarak düşünürsek ve onu Sapiens'in normalleştirme ve standartlaştırmayla örülü, derinden farklı etolojisinin karşısına koyarsak, bence meselenin merkezinde bu duruyor: Toplumların kendi içindeki çöküşü. Ne hastalıklar ne iklim değişiklikleri ne de genetik darboğazlar. Bunlar sonuç. Süreç ise zihinsel.


İklimi ya da kaynakları neden bu kadar kesin bir biçimde dışarıda bırakıyorsunuz?

Çünkü bir milyon yıldır bütün homininler5 teknik, iklim ve çevre meselelerine kusursuz biçimde hâkimler. Havanın daha sıcak ya da daha soğuk olması mesele değildir. Bir protein kaynağı tükenirse deniz kabuklularına, salyangozlara, kuşlara yönelirsiniz. Homininlerin olağanüstü uyum yetenekleri var. İnsan biçimleri hayvanlar gibi ölmez.

Doğal dünyadan uzaklaştık ve dünyanın gerçekliğini fantezilerimizin ve tasavvurlarımızın inşâ ettiğine karar verdik. İnsanın yalnızca fantezilerine ve hayallerine kulak verdiğini anlamazsak, insanların nasıl öldüğünü anlayamayız. Önce toplu, sonra bireysel çöküşlerle ölürler. Ve kabul etmeyi reddettiğimiz gerçek örüntü, bunun aslında bir tür intihar olduğudur.

"Yapay zekâyla bugün bilim kurgu dahi geride kalmıştır"

Yapay zekânın bir gün bizi aşabileceği, hatta tıpkı bizim Neandertal'in yerini aldığımız gibi bizim yerimizi alabileceği giderek daha sık dile getiriliyor. Kendi Sapiens'imizi mi yaratıyoruz?

Yarattığımız şey, kendi eskime sürecimiz. 2023-2024'te kitabım vesilesiyle bir televizyon programına davet edilmiştim. Neandertal'i etkileyen süreci anlamanın çok önemli olduğunu, çünkü bizi bekleyenin de aynı süreç olduğunu söylemiştim. Yanımdaki bir aktör "bizim yerimizi kim alacak?" diye sordu. "Belki ChatGPT 7.0" diye cevap verdim. Kehanet gibiymiş (gülüyor). Artık pek uzak değiliz.

Bir buçuk yıl zarfında asal sayıların listesini bile veremediği için matematikçilerin dalga geçtiği yapay zekâlardan, problemleri yüzlercesiyle, birkaç dakikada ya da birkaç günde çözen makinelere geçtik. Zeki mi, bilinçli mi, empatik mi bilmiyorum. Fakat orada olduğunu görüyorum. Yapay zekâyla konuştuğunuzda bazen saçmalıyor ama zaman zaman da "bunu nereden buldu?" diye şaşırıyorsunuz.


Yani tehlike robotlar değil, yine kendimiziz – öyle mi?

Risk, kendi içimize çöküşümüz. Kendini geliştirebilen yapay zekâlar kuantum bilgisayarlarına bağlandığında ne olacak? Çok kısa vâdede bu makineler dünyayı bize üç dört yaşında çocuklara anlatır gibi, çok basit kelimelerle anlatmak zorunda kalacak. Elbette tıpta, fizikte, insan ömründe olağanüstü şeyler olacak ve bu on, on beş yıl içinde gerçekleşebilir. Bugün artık bilimkurgu bile ölmüştür, tamamen geride kalmıştır.


O hâlde asıl risk nerede?

Arzunun yokluğunda. Çocuklarımız ve torunlarımız, anne babalarının ve büyükanne büyükbabalarının söylediklerinin, yapay zekâdan alabileceklerinin yanında pek bir şey ifâde etmediğini düşünecekler. Üstelik bu makineler bedenlenecek, etrafımızda olacak. Memeli olduğumuz için onlara duygular yansıtacak, tıpkı bir oyuncak ayıya bağlandığımız gibi onlara bağlanacağız. Empati, zekâ ve bilinç görüntüsü veren ve parlak olan bir şey karşısında son derece bağımlı hâle geleceğiz.

Çocuklarımız dillere, kavramlara, müzik enstrümanlarına ilişkin öğrenim süreçlerinde beyin esnekliği kazanmaları gereken dönemde bunu reddedecekler. Kendi zihinsel çabalarını bir başkasınınkiyle değiştirmek o kadar kolay olacak ki! Biyolojik olarak yok olacağımızı söylemiyorum. İnsanlar yine olacaklar ve fakat çok daha az ilginç olmaları kuvvetle muhtemel.

"İkinci bir Mayıs 68 olabilir ancak çok fazla akıl gerektirecek"

Bu gidişâta karşı oluşan direnç çoğunlukla doğaya, toprağa dönüş arzusuyla pekişiyor. İronik olan bence şu: Neandertal doğanın ayrılmaz bir parçasıydı. Sapiens ise doğaya egemen olmak için ondan koptu. Bugün yarattığımız şeyden doğaya kaçarak kurtulmaya çalışmamız tarihin bir cilvesi değil mi?

Bu her zaman var olmuş bir yan adım. Fransa'da 1968'den sonra bu, Larzac'a6 dönüşü doğurdu: "Ağaçlara sığınıp keçi ve koyun yetiştireceğiz" dendi. Ama 68'in eskileri hep aynı şeyi söylüyorlar: "Komün hâlinde yaşamak istedik, ama mümkün olmadı, hepimiz birbirimize girdik." Neden? Çünkü geleneksel kırsal topluluklar, kuşaktan kuşağa aktarılan son derece zengin toplumsal yapılara göre yaşıyordu ve bu yapılar herkese kendi özgürlük alanını da tanıyordu. Bunu öylece yeniden yaratamazsınız.

Asıl mesele elma mı yetiştireceğim, inek mi besleyeceğim değil. Asıl mesele, bir kıta ölçeğinde geniş bir topluluklar bütününün, her biri kendi alanı ve değerleriyle, dengede yaşamasına imkân verecek kadar sağlam bir toplumsal yapının hangisi olduğu. Hep ikinci bir Mayıs 68'e umut bağladım. Birincisi ne yazık ki başarısız oldu. Daha iyisini yapabiliriz ama bu çok fazla akıl gerektirecek.

Bozkırda bir sigara…

Son olarak, daha kişisel bir sorum var. Birbirinizi anlayabileceğinizi varsayarsak, bir Neandertal'le ateşin başında bir saat oturabilseydiniz, beklentileriniz neler olurdu?

Bir defasında Afrika Boynuzu'ndaydım. Bozkırda yapayalnızdım ve çırılçıplak, omzunda bir siğil domuzu taşıyan, yaylı bir avcı çıkageldi. Sadece ikimiz vardık. Ortak bir dilimiz yoktu. Sadece yan yana oturduk. Bir tütün kesesi çıkardı, gazete kâğıdına bir sigara sardı ve birbirimize bakarak birlikte sigarayı tüttürdük. Sigara bitince siğil domuzunu yeniden omzuna aldı. Aslında her şey söylenmişti. İkimiz de memnunduk ve herkes kendi yoluna gitti.

"Öteki"yle karşılaştığınızda geriye kalan, bizi derinden, içgüdüsel olarak birleştiren şeydir. Kelimelere de soru sormaya da gerek yok. Birbirinize bakarsınız, birlikte bir an geçirirsiniz ve bu yeter. Elbette o, o âna benim atfettiğimi atfetmedi belki. Bu normal ve böyle olması da güzel. Bir Neandertal'le karşılaşsaydım, o an onun için ve benim için aynı olmazdı. Ama böyle olması güzel olurdu.

1. İshi: Kaliforniya'daki Yahi halkının son üyesi olarak bilinen yerli. Grubunun son üyeleri de öldükten sonra 1911'de Oroville kasabası yakınlarında ortaya çıktı ve 1916'daki ölümüne kadar Kaliforniya Üniversitesi'nin antropoloji müzesinde yaşadı.
2. Buzul karotları: Antarktika ve Grönland'daki buz tabakalarından sondajla çıkarılan uzun buz silindirleri. İçlerinde hapsolmuş hava kabarcıkları, yüz binlerce yıl öncesine kadar atmosferin bileşimini ve sıcaklık değişimlerini yeniden kurmayı sağlıyor.
3. Néronien: Mandrin'de bulunan, Ludovic Slimak ile ekibinin Batı Avrupa'daki ilk Sapiens'lere atfettiği yaklaşık 54 bin yıllık taş alet kültürü.
4. Hopi rezervi: ABD'nin Arizona eyaletinde, Hopi yerli halkının ata topraklarının bir kısmı üzerinde 1882'de kurulan rezerv.
5. Homininler: İnsan soyunun bütün üyelerini kapsayan grup. Australopitekler, Neandertal, Denisovalılar ve Sapiens bu gruba dahil.
6. Larzac: Güney Fransa'da bir plato. 1970'lerde bir askerî kampın genişletilmesine karşı verilen köylü mücadelesinin simgesi oldu ve Mayıs 68'in ardından pek çok "toprağa dönüş" eylemcisini kendine çekti.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA OKU

Hakkında daha ayrıntılı: Ludovic SlimakPaleo Serisisinan baykent

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Göktuğ Çalışkan 163 maddelik Ankara Beyannamesi: Türk dünyasında yeni bir düzen mi kuruluyor?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Hasan Köse İlkokuldan liseye matematik müfredatının yeniden tasarımı: Kavrayış merkezli bir öğrenme mimarisine doğru (11)

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu ABD ara seçimleri ve eksik demokrasi

TÜRKİYE'DEN SESLER

Sare Şanlı "Köle İncili"nden Afrika kiliselerine: İncil nasıl sömürgeleştirildi?

İlgili Haberler
Makroekonomi En çok satan modellerin 2027 MTV tutarları netleşti! İşte kuruşu kuruşuna yeni vergi tarifesi CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi ALTIN FİYATLARI GÜNCEL-ANLIK 6 KASIM | Bugün gram, çeyrek, cumhuriyet ne kadar, kaç lira? Kapalıçarşı altın fiyatları alış-satış tablosu CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Şimşek'ten Emekliye "Kademeli Zam" Mesajı: Emekli Zammında "Prim ve Yaş" Kriteri Haber.com Ekonomi · 19 dk önce Makroekonomi Alarko Carrier Gebze Fabrikası’nda üretimi sonlandırıyor: 183 çalışan etkilenecek Paratic · 20 dk önce Makroekonomi Bakan Yumaklı'dan pestisit iddialarına rakamlı yanıt: Avrupa ile Türkiye arasında dikkat çeken fark CNBC-e · 21 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.