Binalar enerji denklemimizin merkezinde Deprem güvenliği ve enerji performansı birlikte düşünülmeli Yeni bina kuralları yeterli mi? Finansman ve uygulama birlikte tasarlanmalı
COP31’e sayılı günler kala Türkiye’nin ev sahipliğinde yeni bir hedef gündeme geldi. 29 Ekim’de duyurulan Enerji Verimli Binalar için Antalya Mutabakatı, dünya genelinde bina stokunun kullanım aşamasındaki enerji yoğunluğunun 2020’ye göre 2035’e kadar yüzde 25 azaltılmasını amaçlıyor. Aynı zamanda binalarda elektrifikasyonun hızlandırılmasını öngörüyor. Türkiye içinse konuyu özellikle önemli kılan bir fırsat var. Depreme dayanıklı şehirler oluşturmak için zaten büyük bir bina dönüşümüne ihtiyaç duyuyoruz. Bu yatırımları enerji tüketimini de azaltacak şekilde planlayabiliriz.
Binalar enerji denklemimizin merkezinde
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2024 verilerine göre nihai enerjinin yüzde 22,6’sı konutlarda, yüzde 10,2’si ticaret ve hizmetler sektöründe kullanılıyor. Toplamda yaklaşık üçte birlik bir tüketimden söz ediyoruz. Isıtma, soğutma, sıcak su ve havalandırma ihtiyacı da kentlerin elektrik ve doğal gaz talebini belirliyor. Bu nedenle binalarda sağlanacak verimlilik, hanelerin faturalarını düşürmenin yanında enerji ithalatı, elektrik şebekesine gelen yük ve şehirlerin yaşam kalitesi üzerinde de etkili olacak.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın Eylül 2026 Türkiye değerlendirmesi ayrıca dikkat çekici. Türkiye’nin 2033’e kadar mevcut konutların yüzde40’ını yenilemeyi hedeflediği belirtiliyor. Hanelerin yüz31’inden fazlası 2000 yılından öncesinde yapılmış konutlarda yaşıyor. Ajans, deprem güvenliği ile enerji iyileştirmelerinin aynı süreçte ele alınmasını öneriyor. Ülkemizdeki kentsel dönüşüm zorunluluğu düşünüldüğünde bu öneri üzerinde ciddiyetle durmalıyız.
Deprem güvenliği ve enerji performansı birlikte düşünülmeli
Bir binayı yıkıp yeniden yapmak veya kapsamlı biçimde güçlendirmek zaten yüksek maliyetli ve uzun ömürlü bir karar. Aynı süreçte dış cephe yalıtımı, pencere kalitesi, hava sızdırmazlığı, verimli ısıtma-soğutma, sıcak su sistemleri ve uygun yenilenebilir enerji çözümleri birlikte tasarlanabilir. Bu tercihler, yapının onlarca yıllık enerji giderlerini belirler.
Örneğin eski bir apartmanın yenilenmesinde yalnızca deprem dayanımına ve daire sayısına odaklanılırsa daha teslim edilmeden yüksek enerji faturası üretecek yeni bir yapı ortaya çıkabilir. Oysa bina kabuğunun doğru tasarlanması ısıtma ve soğutma kapasitesini küçültebilir. Daha küçük kapasiteli ve verimli sistemler de hem ilk yatırımın bir bölümünü dengeleyebilir hem işletme giderlerini azaltabilir. Isı pompası ve çatı güneşi gibi yatırımların ekonomik uygunluğu da bu aşamada değerlendirilmelidir.
Yeni bina kuralları yeterli mi?
Türkiye’de önemli adımlar atıldı. 2025’ten itibaren toplam inşaat alanı 2 bin metrekare ve üzerindeki yeni binalarda Neredeyse Sıfır Enerjili Bina koşulları uygulanıyor. Bu kapsamda en az B enerji sınıfı ve birincil enerji ihtiyacının en az yüzde 10’unun yenilenebilir kaynaklardan sağlanması gerekiyor. Ancak mevcut yapı stokundaki dönüşümün hızı, uygulama kalitesi ve gerçek tüketimin izlenmesi ayrı bir sınav.
Enerji Kimlik Belgesi, projenin enerji performansını görünür kılıyor. Fakat kullanım başladıktan sonra gerçekleşen enerji tüketimini izlemek, sistemleri doğru işletmek ve beklenen tasarrufu doğrulamak da gerekli. Müteahhit ilk yatırım maliyetini, bina sahibi/kat malikleri ise gelecek yılların faturasını düşünüyor. Bu farklı öncelikler, daha verimli teknolojilerin başlangıçta tercih edilmesini zorlaştırabiliyor. İnşaat sürecindeki kararların toplam sahip olma maliyeti üzerinden verilmesi bu nedenle önemli.
Finansman ve uygulama birlikte tasarlanmalı
Kentsel dönüşümde konut sahiplerinin ödeme gücü, krediye erişim ve ortak karar alma süreçleri zaten belirleyici. Enerji verimliliği önlemlerini ilave ve ertelenebilir harcama gibi görürsek fırsatı kaçırırız. Enerji tasarrufunun finansal karşılığını proje aşamasında hesaplamalı; uygun vadeli finansman, hedefli teşvikler ve gelir düzeyini dikkate alan desteklerle yatırımı erişilebilir kılmalıyız.
Kamu binaları, hastaneler, okullar ve ticari yapılarda ölçülebilir tasarrufa dayalı enerji performans sözleşmeleri de yatırımı hızlandırabilir. Her durumda ortak nokta aynı. Başlangıç tüketimi bilinmeli, hedef performans tanımlanmalı ve bina kullanıma açıldıktan sonra sonuç ölçülmeli.
Son söz
COP31’de ortaya konulan yüzde 25 hedefi Türkiye için önemli bir gündem oluşturuyor. Ancak başarımızı hazırlanan yönetmeliklerin veya yenilenen bina sayısının ötesinde değerlendirmeliyiz. Depreme dayanıklı hale getirilen yapıların ne kadar enerji tasarrufu sağladığını, ailelerin faturalarının nasıl değiştiğini ve kentlerin enerji talebinin ne ölçüde azaldığını da izlemeliyiz. Deprem güvenliği için yapılması gereken büyük yatırımlar, doğru planlanırsa ülkemizin enerji geleceğini de iyileştirebilir. Bu fırsatı sonraki bir yenileme dönemine erteleme lüksümüz bulunmuyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.