YAYINLAMA 02 Kasım 2026 11:37
GÜNCELLEME 02 Kasım 2026 11:39
Maruf BUZCUGİL - Hüseyin GÖKÇE /ANTALYA
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, Meslek Komiteleri Ortak Toplantısında ASO üyesi sanayicilere seslendi.
Jeopolitik gelişmeler ve korumacılık eğilimlerinin küresel göstergeleri beliğin şekilde değiştirdiğini belirten Seyit Ardıç, IMF’in ekim raporunda küresel büyümenin yüzde 95’ini 32 ülkenin gerçekleştirdiğinin görüldüğünü, bu sayının Nisan raporunda 54 ülke olduğunu hatırlattı.
Dünya ekonomisinin büyümesine rağmen, bunun niteliğinin değiştiğinin altını çizen Ardıç, “Dünya Ticaret Örgütü’nün verileri de ticaretteki değişimi gösteriyor. Bu yılın ilk yarısında dünya mal ticaretinin dolar bazındaki artışının yüzde 47’si, yapay zekâ altyapısında kullanılan ürünlerden kaynaklandı” dedi.
Ülkelerin stratejik sektörlerde dışa bağımlılıklarını azaltmaya yöneldiklerini ifade eden Ardıç, ekonomik büyümenin kalıcı hale gelebilmesi için sadece talebin değil, üretim kapasitesinin ve faktör verimliliğinin de artması gerektiğini bildirdi.
Teknoloji ve verimlilik yatırımlarının, makroekonomik istikrar açısından da önemli olduğuna işaret eden Ardıç, “Daha yüksek üretkenlik; güçlü ihracat kapasitesi, daha düşük birim maliyet baskısı, sürdürülebilir büyüme ve kalıcı refah artışı anlamına gelir” diye konuştu.
“Enflasyon yüksek seviyelerde kalıcı hale geldi”
Ekonominin en önemli yapısal sorunlarından birisinin enflasyonun yüksek seviyelerde kalıcı hale gelmesi olduğunu kaydeden Ardıç, “Son bir yılda enflasyonun yüzde 30 seviyelerinde adeta sıkışıp kalması, dezenflasyon sürecinde ciddi bir dirençle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Enflasyonla mücadele programında dördüncü yıldayız. Ancak geldiğimiz noktada uygulamaya konulan tedbirler kalıcı bir ekonomi politikasına dönüşmüştür” dedi.
“Yüksek finansman maliyeti sanayicinin taşıyamayacağı yük haline geldi”
Yüksek finansman maliyetleri, baskılanan iç talep ve ertelenen yatırımların geçiş döneminin koşulları olmaktan çıkıp sanayicinin taşıyamayacağı bir yüke dönüştüğünün altını çizen Ardıç, “Enflasyonla mücadelede kalıcı olması gereken, sıkılaşmanın kendisi değil, fiyat istikrarıdır. Bu mücadelede başarıyı, enflasyonu düşürürken üretimi, yatırımı ve istihdamı ne kadar koruyabildiğimizle ölçmeliyiz” diye konuştu.
Enflasyonun ekonominin işleyişini belirleyen kronik bir soruna dönüşmesinin önlenmesi gerektiğini vurgulayan Seyit Ardıç, “Çünkü yüksek enflasyon üretim maliyetlerini artırıyor, yatırım kararlarını erteliyor, önümüzü görmemizi zorlaştırıyor. Bu baskı sürdükçe sanayimizin rekabet gücü de zayıflıyor; üretim yavaşlıyor, fabrikalar sessizleşiyor.
Enflasyonla mücadelede hedefimiz, fiyat istikrarıyla birlikte maliyet baskısının hafiflediği, yatırımların canlandığı ve üretim çarklarının yeniden hızlandığı güçlü bir ekonomi olmalı” değerlendirmesinde bulundu.
“Finansman giderinin faaliyet karına oranı yüzde 69.1’e çıktı”
Bu gelişmelerin imalat sanayinin bilanço verilerine de yansıdığını ifade eden Seyit Ardıç, “2023-2025 döneminde imalat sanayimizin toplam aktifleri reel olarak yüzde 6,6, özkaynakları yüzde 17,6 azaldı. Aynı dönemde toplam borçları ise yüzde 5,8 arttı. Daha da önemlisi, sektörün reel net satışları yüzde 11,7, faaliyet kârı yüzde 40,2, net kârı ise yüzde 63,5 geriledi. Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı da yüzde 44,8'den yüzde 69,1'e yükseldi” dedi.
“Üretimi sürdürebilmek için mali gücümüzü korumamız gerekiyor”
Bu rakamların tüm zorluklara rağmen üretmeye devam eden sanayicinin sermayesinin zayıfladığını, karlılığın aşındığını ve finansman yükünün ağırlaştığını gösterdiğini aktaran Seyit Ardıç, “Üretim ve büyüme rakamlarını değerlendirirken firmalarımızın mali gücünü göz ardı etmemeliyiz. Üretimi sürdürebilmek, yeni yatırım yapabilmek için mali gücümüzü korumamız gerekiyor” diye konuştu.
Sermayesi eriyen, karlılığı azalan, kazancının giderek daha büyük bölümünü finansmana ayırmak zorunda kalan sanayi yapısıyla kalıcı rekabet gücü oluşturulamayacağını söyleyen Ardıç, “Bu nedenle dezenflasyon sürecinde sanayimizin üretim, yatırım ve istihdam kapasitesini koruyacak, finansmana erişimi kolaylaştıracak ve özkaynak yapısını güçlendirecek politikaları da eş zamanlı hayata geçirmek zorundayız” ifadelerini kullandı.
Yeni başlayan 50 milyar liralık Nefes Kredisi için TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na teşekkür eden Seyit Ardıç, KOBİ’leren uygun koşullarda finansman sağlayacak bu adımı çok kıymetli bulduğunu anlattı.
Şu anda karşı karşıya olunan sanayisizleşme riskinin henüz hedeflenen teknoloji, katma d eğer ve refah düzeyine ulaşmadan üretim gücünün zayıflaması olduğunu belirten Ardıç, “Erken sanayisizleşme, erken mezuniyet değildir. Okuldan atılmaktır. Kalkınma hikâyemizin başarıyla devam etmesi için sanayimizin üretim gücünü koruyacak, yatırımların önünü açacak ve teknolojik gelişimini hızlandıracak politika tedbirlerini vakit kaybetmeden hayata geçirmeliyiz” dedi.
İhracatçıya yönelik döviz dönüşüm desteğinin 2027’de yüzde 3’ten yüzde 2’ye düşeceğini dile getiren Ardıç, 100 milyon liralık destek tavanının yüksek ihracat hacmine sahip firmaları sınırladığını, ilave bürokratik yükümlülüklerin de desteğe erişimi zorlaştırdığını anlattı.
“Fon konusu reel sektörü etkileyen sistematik soruna dönüşmemeli”
Yatırım ve üretimi artırmanın temel şartlarından birisinin de güven veren bir ortam olduğunu söyleyen Seyit Ardıç, “Finansal sisteme olan güvenimizin önemli bir göstergesi de ihtiyaç duyduğumuz anda paramıza ulaşabileceğimizi bilmektir. Bir işletmenin üretimde kullanacağı kaynağa erişememesi, hammadde alımını, çalışanlarının ücretlerini ve tedarikçilerine yapacağı ödemeleri aksatabiliyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fon konusunu hassasiyetle ele almasını kıymetli bulduklarını kaydeden Ardıç, “Temel beklentimiz bu sürecin şeffaf biçimde ilerlemesidir. Ancak burada önemli olan, bu gelişmelerin piyasanın geneline yayılan ve reel sektörü etkileyen sistemik bir soruna dönüşmemesidir. Etkili denetim, sorumlulukların belirlenmesi ve yatırımcıların doğru bilgilendirilmesi, güveni güçlendirecektir” dedi.
Sanayinin geleceğini doğrudan etkileyecek en önemli gelişmelerden birisinin de Antalya’da düzenlenecek COP31 olduğunu söyleyen Seyit Ardıç, “Bu önemli organizasyonu yalnızca küresel iklim politikalarının tartışılacağı uluslararası bir toplantı olarak değil, Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma ve sanayide yeşil dönüşüm vizyonunu dünyaya taşıyacağı stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyoruz” dedi. Küresel rekabetin kurallarının değiştiğini bildiren Ardıç, “Üretim maliyetleri, teknoloji kapasitesi ve ürün kalitesi kadar, üretimin karbon yoğunluğu da uluslararası ticarette belirleyici hâle geliyor. Avrupa Birliği'nin 2026 yılı itibarıyla uygulama dönemine geçen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, bu dönüşümün en somut örneğidir” dedi. Ardıç, ASO olarak Türkiye sanayisini COP31’de temsil edeceklerini kaydederek, “Yeşil Bölge’deki standımızda Yeşil OSB Belgeli ASO 2. OSB, Dünya Teknoparklar Birliği üyesi ASO Teknopark, Türkiye’nin ilk model fabrikası olan ASO Model Fabrika, ASO METES ve yine ülkemizin ilk nükleer kümelenmesi ASO NÜKSAK ile çalışmalarımızı tanıtacak, yeni iş birlikleri geliştireceğiz. ASO Teknoloji Üssü ve ASO Serbest Bölgesi projelerimizi de uluslararası yatırımcılara anlatacağız^” dedi.
İllerin teknolojik gelişmişlik seviyesini gösteren ASO-İLTEK çalışması yanı sıra yeni bir çalışmadan daha bahseden Ardıç, “Ankara sanayisinin sesini güncel verilerle daha güçlü duyuracak ASO Sanayi Eşik Endeksi’ni hazırlıyoruz. Kısa adı ASO-SEE olan bu endeksimiz ile Ankara sanayisinin aylık nabzını tutacağız. Sahadan gelen verilerle sanayimizin bugününü daha iyi görecek, önümüzdeki riskleri erkenden fark ederek gerekli uyarıları yapacağız” diye konuştu.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.