2 Kasım 2026, Pazartesi · 12:18 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Düzenin içindeki değişim ve değişimin içindeki insan

Düzenin içindeki değişim ve değişimin içindeki insan

Yaşamın doğal dengesi ve sınırları

Yaşam bir denge üzerinde, tıpkı dünyanın hem güneş hem de kendi ekseni etrafındaki hareketine benzer şekilde, çizgisel (ilerlemeci) ve döngüsel (tekrarcı) olarak oluşmaktadır. Burada aynı zamanda limit durumlar söz konusudur. Zira farklı alanlarda farklı limitler (hatta sabitler) vardır. Bunlar evrenin daha doğrusu Allah’ın koyduğu, bir anlamda sınırlardır. Bu sınırlar aşılamaz ve geçilemez. Aşılsaydı veya geçilseydi ne olurdu, diye sorulabilir. Bu durumda başka bir evren, başka bir hayat olurdu. Örneğin Ordu’nun dereleri yukarıdan aşağıya akamazdı. Işık hızı aşılsaydı, olaylardaki sebepler ile sonuçların sırası değişirdi. Şimdi alıştığımız gibi önce bardağın düşüp, sonrasında kırılması tersine dönerdi. Diğer bir ifadeyle önce bardak kırılır, sonra da düşerdi. Ordu’nun dereleri bile aşağıdan yukarıya doğru akardı. Dolayısıyla yaşam adeta ters yüz olurdu. Böyle gelmiş, böyle gitmezdi. Adeta anlam karmaşası yaşanırdı. Her şey altüst olur, birbirine girer, neyin sebep neyin sonuç, kimin de ne olduğu pek anlaşılamazdı. Dün dün, bugün de bugün olmazdı. Bugün dün, dün de bugün olabilirdi. Garip bir evren yapısı ortaya çıkardı. Entropi bile azalırdı. Yaşam şimdiye dek alıştıklarımıza benzemezdi. Böyle bir evrende büyük şair Hafız’ın deyişiyle, karşımızdakine şöyle seslenebilirdik: Ben kimim, siz kimsiniz, burası neresi?

Yukarıda da belirtildiği gibi yaşamın doğal bir akışı ve yapısı söz konusu... Sebepler önce, sonuçlar ise sonrasında ortaya çıkmaktadır. Ordu’nun dereleri hep yukarıdan aşağıya akmaktadır. Dün dün bugün de bugün olmaktadır. Ne dün bugün, ne de bugün dün olmaktadır. Yarının ise bambaşka bir gün olması olağandır. Bu noktada yaşam böyle gelmiş böyle gitmektedir. O, söz konusu olağan akışında, sessiz ve derinden aksa da zaman zaman akışı, olaylar ve insanlar bağlamında değişmektedir. Değişim, fizik yasalarının değişmesi şeklindeki köklü dönüşümler değil, bu yasaların belirlediği sınırlar içinde gerçekleşen yön değiştirmelerdir. Adeta olayların akışının bir yönden, diğer yöne evirilmesi şeklindedir. Paralel evrenler misali, bir evrenden diğer bir evrene geçiş gibidir. Buna rağmen tüm paralel yaşamlarda yine aynı yasalar geçerli ve etkilidir.

Değişim ve tarihin yönü

Yaşamda farklı şeyler de gelişebilmektedir. Hatta olağan olsa da bazen beklenmedik olaylar bile olabilmektedir. Bu hususta Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, “Allah zaman zaman tarihin yönünü değiştirir” derdi. Bu nasıl olur diye sorduğumuzda ise ani ve küresel ölçekte gelişen, deprem gibi doğa olayları, savaşlar, salgınlar, ölümler ve diğer bireysel ve toplumsal olaylar, tarihin yönünü değiştirir, şeklinde bir açıklama getirirdi. Bunlar küresel ölçekte değişimlerdir. Bireysel ölçekte ise pek çok olgu ve olay kişisel (mikro) tarihin yönünü değiştirmesi açısından zaten her an, her gün olmakta ve gelişmektedir.

Değişim elbette doğanın en etkin ve en büyük hatta en acımasız yasasıdır. Hiçbir şey değişimden bağımsız olamaz, ondan kaçamaz, kaçsa da kurtulamaz. Bu noktada her şey değişir ancak her şeyi değiştiren ilke değişmez. Değişmesi de beklenmez. Bu ilke halk arasında, değişmeyen şey değişimdir şeklinde bilinmektedir. Bu yüzden akan sular bir gün akmaz olabilir, yaşayanlar gün gelir yaşayamaz olabilir, şahlar da mat olabilir…

Şairin dediği gibi:

Bahar biter, kış olur.

Gün biter, gece olur.

Söz biter, sükût olur.

Zenginlerde metelik,

Güzellerde cemâl,

Güçlülerde kuvvet kalmaz olur...

Sonuç

Hayat böyle akıp gider. Gelenler gider, gidenler ise gelemez. Bu sistem hep böyle çalışır ve kendi kendini tüketen bir çark gibi döner. Gün gelir her şey değişir, âlem çöker, âdem gider, elem biter, değişmez denilen şeyler bile değişebilir, her şey ters yüz olabilir. İnsanın da evrenin de kıyameti kopabilir.

Dolayısıyla hayatı ve dinamiklerini bilmek ve buna göre yaşamak, oldukça önemli olsa gerek. Hiç ölmeyecek gibi yaşamak ile yarın ölecek gibi yaşamak arasında kurulan bir denge etrafındaki yaşam anlayışını, peygamberimiz Hz. Muhammed tavsiye etmiştir. Bu, evrensel bir tavsiyedir ve insanlık henüz topyekûn bu noktaya gelememiştir. Ancak henüz gelmemesi, gelmeyecek anlamına da gelmemektedir.

Belki de insanlık, hâlâ zamanın içinde koşarken, hakikati anlamaya çalışmaktadır. Belki de insanlığın aradığı denge tam da bu noktadadır: Zamanın içinde akarken zamana teslim olmamak, değişimin ortasında savrulurken yönünü kaybetmemektir. Kaldı ki hayat ve insan birlikte akıp gitmektedir. Mesele sadece akmak değil; akarken dengeyi, dönüşümü, entropiyi ve anlamı fark edebilmektir.

İlgili Haberler
Makroekonomi Rekabet Kurumu'ndan Google'ın yapay zekâ özetlerine yönelik tedbir kararı CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi 2027 OCAK EMEKLİ (SSK-BAĞ-KUR) -MEMUR ZAMMI TAHMİNİ | Ocak ayı maaş zammı ne kadar olacak? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi 2027 OCAK EMEKLİ (SSK-BAĞ-KUR) -MEMUR ZAMMI TAHMİNİ | Ocak maaş zammı ne kadar olacak, en düşük memur maaşı kaç TL’ye çıkacak? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Güney Kore’de Yapay Zekaya Rekor Bütçe Fortune Türkiye · 15 dk önce Makroekonomi Google'ın yapay zeka moduna soruşturma Star Ekonomi · 16 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.