Orta yol, istikamet, eş, benzer, misil, karşılık anlamına gelen ADL kökünden dilimize geçmiş, Arapça kelime… Bizde yüklendiği anlam; yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanımını sağlamak… Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, herkese uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme ve doğruluk ifadesi…
Bir yerde adaletten söz ediliyorsa, hak, hukuk, koruma ve kuraldan bahsediliyor demektir. Doğrulukla ilişkisi, sağlandığı takdirde herkes için en doğru ve en iyi olanı sunmasıdır. Davranışta ve hükümde doğru olmak, hakka göre karar vermek, eşitlik kavramlarını çağrıştırır.
Eğer bir yönetim toplumda birey haklarını sağlama, sorumluluklar ile uyumlu paylaştırmayı başarmışsa, orada adalet hakim olmuş demektir. Adalet; herkese hak ettiğinin verilmesi dileği ve öngörüsü üzerine inşa edilir. Bu da onu hukukun amacı haline getirir. Hayatın pratiğine uygun tasarlanmışsa, insanların karşılıklı olarak ortak faydasına hizmet eder.
HİÇ BİR İNSAN TEK BAŞINA ADİL OLAMAZ
Adalet, karşılıklı yarar sözleşmesidir. Birlikte yaşamanın kimyası, ben ve öteki arasında yaşanacakların kaideler bütünüdür. Adalet, hiçbir zaman kendiliğinden var olmaz. İnsanlar onu, karşılıklı ilişki ve alışverişlerinde, her yerde ve her zaman birbirlerine zarar vermemek adına oluştururlar.
Toplum hayatını düzenleme iddiasındaki her din; adaleti baş ilke olarak koyar. Tabii ki ilahi adalet diyerek kendisini tüm olan bitenden sorumlu ve yetkin kılarak… Eski toplumlar adaleti, tanrısal buyruklara taşımışlardır. Gözü bağlanıp eline bir kılıç tutuşturulmuş kadın olmadan önce; Zeus olmuştur, Zerdüşt olmuştur.
Her taht, adaletin en yüce makamı olmuştur. Taht’ın kelime anlamı “alt” olması, hayatı taşıyacak güçte ve sürdürecek kabiliyette adil olmasına bağlamıştır. Adaletten söz edeceksek en az iki kişi var olmalıdır. Hiçbir insan tek başına adil olamaz; kendini adil sandığı an adaletli olmaktan çıkacaktır. Çünkü adalet, toplumsal olgudur ve bireyin bir diğeriyle ilişkisinde hissedilir.
GADDAR PEK ÇOK KRAL TAHT SÜRDÜ ADALETİ SAĞLAYAMAYAN ÇÖKTÜ
Peki, neden adaletli olmak zorundayız? Gücüm varsa zulmetmekten beni alıkoyan nedir ki? Adalet, bireysel sorumluluklar penceresinden dürüstlük ilkesine dayanır. Ancak teme içgüdü; bireyin kendini korumasıdır. Adalet, tanımını karanlıktan alan aydınlık gibidir. Adaletsizliğin eninde sonunda can yakacağı bilinir ve bu yüzden “en yüce erdem” diye nakşedilir zihinlere…
Adalet güçlü olmak zorundadır. Adaleti sağlayan iki dinamik vardır; 1-erdem, 2-güç. Bu yüzden güçsüz adalet acizlik, adaletsiz güç ise zulümdür. Güç; adalet ile dengelenir. Eğer adalet yoksa en güçlü sistem, en büyük yıkımla sonlanacaktır. Öyle ki gaddar pek çok kral taht sürmüştür de adaleti sağlayamayan çoğu iyi kralın sonu çabuk gelmiştir. Kısaca adil zalimler hüküm sürmüşse de adaleti tesis edemeyen iyiler, sürdürülebilir olamamışlardır.
Adaleti kim tesis eder? Güç elbette… Devleti şayet güç ifadesi olarak kabul edersek, kişilerin çatışan çıkarları arasında hakka uygun dengeyi, devletin kurumları sağlayacaktır. Bu da adaletin sosyal anlaşmaya ihtiyaç duyduğu anlamına gelir.
Yasa, adaletin yazılı kodlarıdır. Töre, adaletin sözlü kodlarıdır. Bu yüzden köyde töre, kentte yasadan söz edilmiştir önceleri… Günümüzde adaletin kapsama alanı, aile, klan, kabile, köy, kasaba, kent hatta ülkelerin de dışına taşarak küresel boyuta taşmıştır. Ortada denge arayışı varsa, sadece insanlar arasında değil, insan-hayvan, hatta bitkiler için adalet gündeme gelir. Geliyor da… Devlet Başkanı Yeltsin, kendi ülkesinde insan hakları ihlallerine başka ülkelerin karışamayacağını, bunun iç sorunu olduğunu savunduğunda Clinton; “hayır, küresel adalet; seni de kapsar” diye itiraz etmişti.
ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR
Adalet, aynı zamanda hukuk ve yasaları uygulayan devlet örgütünün temel ifadesidir. Öyle ki her mahkeme salonunda; “Adalet Mülkün Temelidir” diye yazar. Mülk, yani sahip olunanların temeli, adalete dayanmalıdır ki o mülk kalıcı olabilişin. Mahkeme, bu ilkeden yola çıkarak adalet dağıtır.
Adalet, düzen sağlar. Ülke, adaletle yaşar ve adaletsizlikle yıkılır. Eğer en yüksek mahkeme dahi en yoksul kişinin talebiyle harekete geçemiyorsa, o ülkede adalet komediye dönüşmüştür. Derler ki “davalın kadı ise başın beladadır.” Adalet dağıtma konumundakilerin hak ihlali; çürümüşlüğün en yoğun halini tanımlar.
Sevgi de adalete ihtiyaç duyar. Ancak bu sayede korunabilir. Saygı; adaletin çekim gücüdür. Eğer yoksa en güçlü sevgi dahi, gün gelecek, eriyip gidecektir.
Derler ki bir beldede hem adaletsizlik hem de yangın olsa; önce adaletsizliği gidermelisin. Zira, geciken adalet, adalet değil, büyük yıkım bırakır. Bir millete baş olmak, ancak adaleti sağlayacak olanın hakkıdır. Eğer adil olmayan biri başa geçmişse, buna tiran denir ve hiçbir tiran, kalıcı olamamıştır.
ADALET KENDİLİĞİNDEN OLMAZ ÇATIŞMA HALİNDE İHTİYAÇ DOĞAR
İyi olmak kolaydır. Zor olan adil olmaktır. Zira adalet, korunması, dağıtılması hayli güç ve külfet gerektirir. Adalet; ucuz değildir zaten. Adaleti sağlarken hata yapma riski de cabası… Suçsuz birini asmak; adli hatadır. Suçlu birini salıvermek de öyle… Ancak bu iki hata arasında kademe farkı vardır ve masum insanı mahkûm etmektense, suçlu birinin kurtulması riskini üstlenmek daha iyidir.
Adaletin bileşenlerinden olan güç ve erdem; eğer ortak kabul görmüş değer ve ilkelere dayanmıyorsa, tam adalet sayılmaz. Her darbe sonrası diktatörler, kendilerince adil davrandıkları iddiasıyla yasalar üretirler. Ancak toplumun genel kabul görmüş değerleri ve bireysel erdemin kimyasına uymuyorlarsa, bir sonraki diktatörün onları devirmesine dek hüküm sürerler.
Adalet, hayatın tamamını kapsar. İnsanın kendine adil olmasından başlar, kul hakkıyla gelişir ve gezegene adil davranmaya dek yol alır. Adaletin dışındaki her şey; kaos hanesine yazılır. Onun dahi içinde adalet mevcuttur. Bu yüzden her düzen, entropi ile dağılmaya ve her dağılan da adalet tarafından derlenip toparlanmaya ihtiyaç duyacaktır.
Adalet kendiliğinden olmaz. Çatışma halinde güçlü olan kazanıyorsa, kaosa doğru sürüklenen ortamdan bahsedebiliriz. Yasa tanımaz, kurala uymaz bireylerin eline geçen güç; toplumların köküne dinamit döşer. Adaleti reddedene zalim denmesi bundandır. Zulmeder ama bir yere kadar. Eğer zalim, zulmünü arttırıyorsa, sonu yaklaşıyor demektir. Aynı zamanda mazlum, direnmeye başlamışsa, adaletin tecellisi yakınlaşıyordur.
Eşitlik, adalet için gereklidir ama yeterli değildir. Testiyi kıranla suyu getireni bir tutar ve onları eşitlersen, adaletten değil, zulümden söz etmiş olursun. Adalet; eşitliği kapsar ama eşitlik; adaleti kapsamayabilir.
KENDİN İÇİN İSTEDİĞİNİ KOMŞUN İÇİN DE İSTEYEBİLDİĞİNDE...
Bir ülkenin gücü, nüfusu, serveti, ordusuyla ölçüldüğünde, bu durum; anlık ve geçicidir. Ancak o ülkede adalet hüküm sürüyorsa, bireyler arasında çatışmalar azalmış, yöneten-yönetilen arasında güven tesis edilmiş ve gelecek kuşaklara kalıcı bir devlet vadedilmiş demektir. Eğer o ülkenin muktedirleri adaleti savsaklar, kendi yandaşına hak geçirir ve muhalifinin hakkını korumayı seçmez ise iktidarları sarsılacak ve mutlaka son bulacaktır. Tarih, aksini yazmamıştır.
İyilik, adaletin iddia kapsamındadır. İyilik zaten hak kavramıyla birlikte anılır. Kendin için istemediğin şeyi, komşun için de istemiyorsundur. İyilik erdemiyle dolu bir yürekten adaletsizlik sadır olmaz. Zarar görecek kendisi olsa bile adaleti isteyebilecektir. Kendi katiline masum diyen biri; adaletten söz ediyorsa, o ülkede birlik-dirlik gitmiş, zulüm iktidarı başlamıştır. Güçten adaleti çıkar, geriye; zulüm kalır zaten.
Evrensel adalet; dünyanın her kültüründe, her coğrafyası ve ikliminde, aynı temel ilkelere saygı duyma halidir. Çöldeki bedevi ile kutuptaki Eskimo, aynı ilkeler ile gezegende var olabiliyorsa evrensel adalet hükmünü icra ediyordur.
Adaletin küçüldüğü yerde, kavgalar büyür. Çatışmalar artar, Düzen bozulur, dirlik ve birlik yiter. Ülke iç savaşa sürüklenir, güçlülerin zulmü çoğalır, zayıflar ezilir. Böylesi bir ortamda adaleti küçültenler, nefret ve kin üretir olurlar. Neticede zulmettikleri bir gün adaleti küçültenleri yok eder.
“Sayılmayız parmak ile
Tükenmeyiz kırmak ile
Taşramızdan bakmak ile
Kimse bilmez ahvalimiz.”
Ozan Muhyi, sürgit zulmedenin mazlumları sürgit kıramayacağı iddiasındadır. Nitekim tarih de bu tezini doğrular.
ADAM ALDIRMA DA GEÇ GİT DİYEMEM ALDIRIRIM
Adaletin olmadığı yerde öfkem büyür. Kaç ve savaş güdülerinden daima savaşmayı seçerim. Çünkü çiğnenmiş adaletin yeniden tesisi için kendime durumdan vazife çıkarırım. Mehmet Akif’in dediği şudur; “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem / Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem / Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? / Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!/ Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim / Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! / Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım / Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!”
YARGIÇ ADALET DAĞITANDIR SATIN ALINAMAYANDIR
Menfaat, yakınlık, düşmanlık, önyargı; adaletin kirleticileridir. Kimi yasa üzerinden, kimi töre, kimi de bireysel yargılarıyla çözme gayretine girse de adaleti sağlamakla görevli hukuk devleti, tek merciidir. Eğer hukuk devleti çalışmıyorsa, herkes kendi adaletini arama derdine düşer ki buna anarşi denir.
Adalet, suçlama ve cezalandırma yetkileriyle donanımlıdır. Af, cezayı ortadan kaldırsa da suça dokunamaz. Çünkü suçun tanımı; adaletin kat’i hükmünden gelmektedir. Adaletten kaçış olur da ondan saklanmak mümkün değildir. Topal olsa da mutlaka gelir bulur ve hükmünü icra eder.
Neticede adalet; evrenin dengesi, yıldızların yörüngesi, dünyanın düzeni, bireyin var kalma garantisidir. Adaleti ıskalayan, zulümle randevulaşacaktır.
Kadı eğer adil ve matematik biliyorsa...
Adalet, matematikle ilişkilidir en fazla… Cebirdeki eşitlikler, adalet formülleridir. Eşitliği aşan boyutuyla adalet, matematik üzerinden hayata yansır. Nadir bilinen öyküdür; İki adam çölde seyahat ederken acıkır ve sofra kurarlar. Birinin 5, diğerinin 3 çöreği vardır. Derken başka bir yolcu gelir ve acıktığını söyler, ücreti mukabilinde sofraya kurulmayı önerir. Yemek biter ve misafir olan sofraya 8 akçe bırakır gider… Adamlardan biri çörek başına 1 akçe üzerinden parayı dağıtmak ister fakat öteki itiraz eder, 4’er halinde eşit dağıtılmasını ister. Anlaşamazlar ve kadıya giderler. Kim haklıdır?
Kadı; matematik bilmektedir. Şöyle hüküm verir. “sofrada kimin ne kadar yediğini bilmemekle birlikte eşit yendiğini farz ediyorum. Hesap kolay olsun diye her çöreği 3 lokmaya bölersek, 5 çörek sahibinin 15 lokması, 3 çöreği olanın ise 9 lokması vardır. Masada toplam 24 lokma, 3 kişi tarafından eşit yenmiştir. Bu da adam başı 8 lokma eder. 15 lokma sahibi, 8’ini kendi yemiş, 7’sini misafire ikram etmiştir. 9 lokma sahibi, 8’ini kendi yemiş ve ancak 1’ini ikram etmiştir. O halde 8 akçeden 7’si birine, 1’i de ötekine verilmesine hükmedilmiştir.
Matematik bilen kadının adalet ile hükmettiğinden eşitlik kavramının nasıl yetersiz kaldığına dair şık bir öyküdür bu. Adalet ayrıca fizik ile kimya ile biyoloji ile bire bir ilişkilidir. Tüm bu müspet bilimlerin altında, eşitlik ile adalet dengesi arayışı yatar. Hukuk, sosyoloji, antropoloji ve diğer bilim dallarıyla adaletin ilişkisi vardır elbette… Ama en temel ilişki, matematik ile olandır.
Karınca kararınca adalet
Kanuni şair bir padişahtır ve saraydaki meyve bahçelerini karıncalar sarmıştır. Onları kırmak işten dahi değildir ama adı gibi kanun koyucu ve adaletin bekçisi sıfatıyla Şeyhülislam Ebussud’a şiirle sorar; “Ağaçlarımı sarınca karınca Günah mıdır karıncayı kırınca?” Cevap da şiirle gelir; “Yarın hakkın divanına varınca Süleyman’dan hakkın alır karınca…”
Adaletin gözü kapalı ama gönül gözü açık
Ancak bu; adalet terazisinde hak geçirmesin anlatımıdır. Aksine, adaletin sadece gözleri değil, gönül gözü de açık olmalıdır. Adaleti maliyetli yapan da budur. Güç kullanacaksın, araştıracaksın, tarafları dinleyecek, delil ve şahit talep edeceksin. Tüm bu maliyetlere rağmen, adaleti bireylerin veya muktedirin eline bırakan devletler, yıkılacaktır.
Güç beraberinde erdemi de taşımalı
Nice ezilenler gördüm, eline güç geçtiğinde, ilk işleri adaletten uzaklaşmak olmuştur. Zira güç, beraberinde erdemi taşımamıştır o ezilene… Ben ve öteki ayırtında bildiği tek şey; ezmek ve ezilmek üzerinedir. Bu yüzden ezilmişlikten gelenin ezme davranışı; adaletin hâkim olmadığı ortamın en belirgin özelliğidir.
Adaletin gücü mü, gücün adaleti mi ?
Adalet kuvvetli değilse kuvvetlilerin adaleti gündeme gelir. Savaşı kazananın adil olması, zaferin erdemidir. Mağlubun haklarını dahi gözeten galip, zaferini kalıcı kılabilir ancak. Konfüçyüs’ün 2 bin 500 yıl önceki tanımında adalet; kutup yıldızına benzetilir. O hep oradadır ve her şey onun etrafında döneri durur.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.