Birincisi, Türkiye’nin desteklediği ve Birleşmiş Milletlerin de tanıdığı Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti.
İkincisi ise Türkiye karşıtı ülkelerin desteklediği ve General Halife Hafter’in kontrol ettiği, Bingazi’deki İstikrar Hükümeti.
Türkiye, 2019’da önemli bir adım atarak Ulusal Birlik Hükümetiyle deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat imzalamış, bunu da Birleşmiş Milletlere tescil ettirmişti.
Söz konusu deniz sınırı sadece 18,6 mil olmasına rağmen Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye hayal edilemeyecek büyüklükte bir avantaj sağladı.
7 yıl sonra ise söz konusu mutabakat, Bingazi Temsilciler Meclisi tarafından da onaylandı.
Bu gelişme gösteriyor ki Türkiye, 7 yıldır perde arkası diplomasi yürüterek Hafter’i ikna edip diplomatik bir zafere imza atmış.
Aynı General Hafter, 2019’daki mutabakata şiddetle karşı çıkmış ve Yunanistan, Fransa, İsrail, Avrupa Birliği hatta Rusya tarafından yakın markaja alınmış, sıklıkla bu ülkelere davet edilmiş, Türkiye’ye karşı durması istenmişti.
Ancak 2019’dan bu yana bölgede ve dünyada şartlar hızla değişti.
Rusya, Ukrayna savaşına yoğunlaşınca, İsrail Gazze ve İran savaşlarıyla meşgul olunca, Avrupa Birliği de Rusya tehlikesiyle ilgilenmek zorunda kalınca Türkiye’ye geniş hareket alanları bıraktılar.
Türkiye’nin, Hafter’i destekleyen Libya’nın sınır komşusu Mısır’la ilişkilerini düzeltmesine, her iki ülke arasında yeni bir sayfa açılmasına rağmen Kahire’nin mutabakatın onayına tepki verdiğini görüyoruz.
Bunun nedeni Mısır’ın, Yunanistan ve Kıbrıs Yunan Kesimiyle geliştirdiği ilişkilerin zarar görmesini istememesidir.
Ama hepsinden önemlisi, Ortadoğu’daki varlığını azaltmaya yönelen Trump başkanlığındaki ABD’nin Libya’daki çift başlılığın bitmesini istemesi sürecin önünü açmıştır.
Görünen o ki ABD, Libya’daki değişimin Türkiye’nin inisiyatifiyle gerçekleşmesini tercih etmiş.
Türk yetkililer uzunca bir süre Halife Hafter’i ikna etmeye çalıştı.
Öyle ki Hafter’in oğlu Saddam Hafter’le birçok görüşme yapıldı.
Türkiye’nin faaliyetlerinden şüphelenen Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail ve Yunanistan devreye girmeye çalıştı.
Hatta Netanyahu, Birleşik Arap Emirlikleri’nde Saddam Hafter’le görüştü.
Ancak Saddam Hafter’i Türkiye’den uzaklaştırmadılar.
Çünkü oğul Hafter’e, birleşecek Libya’da önemli bir görev planlanıyor.
Sonuçta Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile Libya’nın meşru hükümetinin imzaladığı anlaşmayı oy birliğiyle onayladı.
Oy çokluğu değil de oy birliği olması, Türkiye’nin politikalarına desteğin en yüksek seviyede verildiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Bir başka önemli ayrıntı ise mutabakatın onaylanması, Türkiye’nin Libya’daki birliği sağlamaya yaklaştığının kanıtıdır.
2019’da mutabakatın imzalanması ve bunun 2026’da onaylanması, Türkiye’nin 7 yıl önceki kazanımlarını pekiştirdi ve güçlendirdi.
Hiç beklemediği bir darbe alan Yunanistan, bir kez daha bu mutabakatı uluslararası hukuka aykırı ilan etti.
İmdada yetişen AB Komisyonu Başkanı von der Leyen de üçüncü tarafların hakkına saygı göstermediğini ileri sürerek mutabakatı tanımadıklarını duyurdu.
AB’nin, üyesi olan Yunanistan’ın yardımına koşması normaldir.
Çünkü Yunanistan’ın deniz sahası ve toprakları Avrupa Birliği’nin coğrafyası olarak görüldüğü için AB, Türkiye’nin kendi deniz ve kara sahasına müdahale ettiğini varsayıyor.
İsrail’in de tepki vermesi doğaldır.
Çünkü hem Doğu Akdeniz’deki hareketlerinde Türkiye tarafından sınırlandırılacak olmasından hem de müttefiki Atina’nın zor durumda kalmasından rahatsızdır.
Mutabakatın onaylanması, Yunanistan’ın tüm planlarını çöpe attı.
Bunu sadece ben değil, birçok Yunan söylüyor.
“Atina uyurken, Ankara 7 yıl boyunca ince ince süreci işledi” yorumları yapılıyor.
Örneğin Atina'daki Küresel İlişkiler Enstitüsü Başkanı Constantinos Filis şöyle diyor:
Türkiye Libya'daki varlığını sağlamlaştırdı. Artık Libya'da bir fikir birliği olduğu için gelecekte bir Libya liderinin Yunanistan ile anlaşma imzalaması imkânı artık ortadan kalkmıştır.
Yunanistan, Türkiye ile Libya arasındaki anlaşmaya karşı çıkarken Rodos ve Girit adaları nedeniyle söz konusu sınırın geçersiz olduğunu iddia ediyor.
Çünkü Yunanistan kendini bir takımada devleti gibi göstermeye çalışıyor.
Oysa Yunanistan, Filipinler, Endonezya, Japonya, Fiji, Bahamalar, Papua Yeni Gine gibi bir takımada devleti değildir ve topraklarının önemli kısmı Avrupa kıtasında olan bir anakara devletidir.
Dolayısıyla Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Anlaşması'nın takımada devletlerine karasuları, münhasır ekonomik bölge, deniz yetki alanları gibi konularda sağladığı kolaylık ve haklara sahip değildir.
Üstelik Yunanistan, dünyada sanki başka deniz yetki alanları anlaşmaları yokmuş gibi davranıyor.
Danimarka ile Norveç, Bosna ile Hırvatistan, ABD ile Küba, ABD ile Venezuela, Endonezya ile Malezya, Kanada ile Danimarka, Avustralya ile Doğu Timor, İsrail ile Lübnan, Yunanistan ile İtalya arasında imzalanmış deniz yetki alanları anlaşmaları mevcuttur.
Peki Yunanistan, İsrail, Avrupa Birliği tamam diyerek bir kenara çekilir mi?
Bunun olmayacağını hepimiz biliyoruz.
Bu ülkeler Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi sınayacak, rahatsız edecek birçok adım atacaktır.
Çünkü kolay kolay kabul edemeyecekleri bir şekilde gafil avlandılar.
“Biz buradayız ve kabul etmiyoruz” demek için her türlü provokasyonu yapacaklardır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: YUNANİSTANİsrailAVRUPA BRİLİĞİgürbüz evren
DAHA FAZLA HABER OKU
Fon soruşturmasında eski AK Parti milletvekili Ertan Aydın da gözaltında
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.