Fon krizine ilişkin soruları yanıtlayan Ağıralioğlu, şunları kaydetti:
fazla okuBaşından itibaren süreci isimlendirirken hükümetin bir özeni var, ‘fon krizi’ demeyi seviyorlar. Bu bir fon rezaletidir, krizi değil. Hükümet yönetirken bu meseleyi sanki kendilerinden önce olmuş, kendileri de bu sorunu kucaklarında bulmuş, bu mevzunun mağdurlarına da yardımcı olmak için çok alicenaplık yapıyormuş gibi konuşuyor. Dolayısıyla burada ben iki şeyi yapmaya çok özen gösteriyorum; buna sebep olan denetimsizliğin, bu büyük vurguna sebep olan kontrolsüzlüğün, alarmları kapatan para kazanma azgınlığının; bu borsaya girmesi mümkün olmayan şirketlerin borsaya girmesine imkân vermek için ekran karartanların yahut denetim mekanizmalarını karartanların, yani projekte edeceğimiz yer burası önce. Sistem niye çalışmadı? Bu sistem çalışmazken kimler bu işte nüfuz imkânlarını kullanarak avantaj kolladı, kimler ‘ben bu işe razı olmam’ diye istifa etti; bunlara bakılacak.
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
"Cumhurbaşkanı biliyorsa da bilmiyorsa da durum vahim"
Hükümet tarafında şöyle bir algoritma var, yani aslında kibarca şöyle diyorlar: ‘Tayyip Bey’in haberi yok.’ Şimdi bizim her derdimize deva olsun diye getirdiğimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde, ‘Yetkileri bana verin’ diyen, sizi her dertten kurtaracağını söyleyen kudretli iradesi, eğer biz 18,5 milyar dolar fonda, onun 4 katı borsada dolandırılırken Cumhurbaşkanımız bunu bilmiyorsa biz millet olarak çok kötü durumdayız. Biliyorsa çok çok daha kötü durumdayız. Yani biliyorsa da bilmiyorsa da bizim durumumuz vahim. O yüzden bunu doğru muhasebe etmeliyiz. Bu olandan bitenden korumaya çalışmak için söylediğiniz şey onu şahsen koruyabilir ama milletle mukavelesini gölgeler bir şeydir bu.
Cumhurbaşkanımız bizim bu kadar dolandırıldığımızı bilmiyorsa, Cumhurbaşkanı olarak bizden istediği yetkiyle her derde deva olacağını söylediği bu sistemin sorumluluğunu biz kime yükleyeceğiz mesela? Nasıl yükleyeceğiz? Demek ki bu sistem çalışmıyor. Dolayısıyla ‘haberi yok’u yönetmeye çalışıyor hükümet tarafı anladığım kadarıyla. ‘Haberi yok’u yönetirken belki bu fon meselesi dediğiniz fon rezaletinin ahlaksızlık kısmını, denetimsizlik kısmını, yönetimsizlik kısmını, mali sistemin bu işlere müdahale edememe kısmını falan belki yönetmeye çalışırsınız ama Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kısmını yönetemezsiniz.
467 bin kişi fonda, 4 milyon kişi borsada. Yani fondan esas konuşulması gereken borsaya gelemediğimiz için bir 4 milyon kişi de borsada. Aileleriyle beraber bakarsanız, Türk siyasetinin herhalde mali olarak yapılan bir denetimsizliğin yahut böyle bir dolandırıcılığın 15 milyon kişiyi birden etkileyebildiği ilk defa büyük bir şeyle karşılaşıyoruz. Bu normal bir soygun değil. Normal, medeni ülkelerde 10 ay önce Hazine ve Maliye Bakanınız ‘Burada birtakım anormallikler var’ diye uyarıda bulunuyorsa, 10 ay önce bu işin başında olan, yani işin amiri olan insanın dikkati çektiği, işaret ettiği ve denetim istediği bir süreçte mekanizma çalışmıyorsa bu memlekette bir mekanizmayı çalıştırmak mümkün değildir.
"Türk demokrasisinin kalitesini düşürür"
Yolsuzluğu konuşmanın yasak olduğu, ‘Yolsuzluk mu yapılıyor?’ sorularının sorulmasının dahi yasak olduğu bir ülkeye dönüşmek ne demek? Bu yüzden ben Türkiye’nin bu içine girmiş olduğu büyük türbülanstan bir an önce çıkıp bir an önce stabil hâle gelebileceği demokrasi ve hukuk standartlarını konuşmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Bu şekilde yönetilirse memlekette haber alma hakkına, olana bitene itiraz eden, soru soran gazetecilerin konuşmasına, memleketle ilgili bu endişeleri olan siyasetçilerin terörize edilmesine, ‘Bizim acaba kaygılarımız var, bu sistemi muhasebe edelim’ diyen herkesin şeytanlaştırılmasına dönen bir mekanizma Türk demokrasisinin kalitesini düşürür, Türk hukuk sisteminin kalitesini düşürür.
Memlekette sadece gazeteci olmak değil; memlekette çiftçi olmak ateşten gömlek giymek, memlekette öğrenci olmak ateşten gömlek, memur olmak ateşten gömlek, kiracı olmak ateşten gömlek, memlekette çocuk olmak ateşten gömlek. Kurşun seslerine uyanabilirsiniz mesela. Memlekette aslında sanayici olmak ateşten gömlek, çünkü çalışarak batıyorsunuz. Memleket ateşten gömlek. Memleketin kendisini ateşten gömleğe çevirmişler. Dolayısıyla sadece gazeteci olmak değil; bu kadar sorunu olan memlekette cesareti olan gazeteciler zaten vazifelerini yapıyor, ateş hattında siyaseti takip ediyorsunuz. Ama eskiden gazetecilerimiz başardılar; gerçekten savaş hattına gidenler için durum daha riskli olurdu, şimdi memleket ateş hattına döndü. Gerçekten şu anda esnaf geziyoruz biz; esnaf kamera görünce korkuyor. İş adamını ziyaret ediyoruz, ‘Var mı bir sorununuz?’ diyoruz; demeç verirken çekiniyor.
Sayın Cumhurbaşkanı, bir problem var, belki duymuyorsun, görmüyorsun; bilin diye söylüyorum: Dünyada hiç kimseden korkmadığıyla övündüğünüz milletiniz iktidarınızdan korkuyor. Ne yapıyorsunuz ki milletiniz sizden korkuyor? Yahut sizin kendilerine ne yapacağınızdan endişe ediyor milletiniz? Yani sizin milletinizden korkmanız gerekmiyor mu? ‘Vadettiklerimizi yapamazsak, vadettiğimiz gibi bir ülke kuramazsak seçmen bize sandıkta gereken cevabı verir’ diye korkmanız gerekmiyor mu sizin?
"Şimdi biz neye sığınacağız, nereye sığınacağız"
Yine başımıza bir şey gelirse ‘Beni korusa korusa anayasa korur’ demek ne kıymetli bir şeydir. Anayasa'dan medet ummak, ‘Anayasa beni korur’ diyebilmek yani... Şimdi biz neye sığınacağız, nereye sığınacağız? Türk milletine ne tavsiye ediyor iktidarımız, kime sığınalım biz? Yani diyelim ki iktidar bazen güç zehirlenmesiyle bazen avantaj kollarken mecrasından çıkabilir, bu herkes için olmuş. Bu millet devletten yana muzdarip olunca, siyasetten yana muzdarip olunca, güçlülerden yana muzdarip olunca, mafyadan yana muzdarip olunca kime sığınacak? Hukuka. Peki, hukukun bağımsız olması gerekmiyor mu? Bunu yönetmek zorundayız. Bu olmadan bu memleket ayağa kalkamaz. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, ‘Ülke ancak adaletle kalkınabilir’ diye bir öngörüsü olduğu için ismi Adalet ve Kalkınma’dır.
"Nezaketli olan gelir, nobran olan gider"
Şimdi kalkınma olmadığına göre adalet yoktur, adalet olmadığı için kalkınma yoktur. Dolayısıyla bu ‘3 Y’ ‘yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar’ kalkınamamış ülkede, o Adalet ve Kalkınma Partisinin ‘K’si var ya, yolsuzluğun, yoksulluğun ve yasakların konuşulmamasına dönmüştür. Yani olmadığı değil de konuşulmadığı ülke... Buna dönen memleket, bu da otoriterleşme demektir. Bu da ne demektir biliyor musunuz? Merkeze oturan gelir, otoriterleşen gider. Hep böyledir: Nezaketli olan gelir, nobran olan gider. Çalmayı kötü sayıyorsak bunu engelleyecek mekanizmaları kurmak zorundayız. Bunu engelleyecek mekanizmaları kurmazsak bu fon rezaleti gibi, kayyum atanan yerlerdeki soygunlar gibi, siyasetin imkânlarını kullanan, iktidardan muhalefetten herkesin hissesine bu düşer. Dolayısıyla denetim mekanizmalarının çalıştığı, adil, demokratik bir ülke kuracaksak adaletin hâkim olmasını sağlayacağız, adaleti, yargıyı tam bağımsız hâle getireceğiz, söz veriyoruz milletimize.
ANKA
DAHA FAZLA OKUHakkında daha ayrıntılı: ANAHTAR PARTİ
DAHA FAZLA HABER OKU
Burak Karadoğan İttifak mı, itham mı?
röportaj
Dr. Osman Gazi Kandemir Avrupa'da sosyal devletin sonu mu hazırlanıyor?
ÇEVİRİ KÜLTÜR
Oscar adayı yıldız, Batman v Superman sonrası yaşadıklarını anlattı
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.