20 Ekim 2026, Salı · 14:39 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Tunus'ta sokak yeniden konuşuyor: 2011’in öfkesi geri mi dönüyor?

Tunus’ta Habib Burgiba Caddesi’nin iyi bildiği bir ses var. 2011’de Zeynel Abidin Bin Ali’nin ülkeyi terk etmesine giden günlerde atılan sloganlar, 17 Ekim cumartesi günü aynı asfaltta yeniden duyuldu ve bu kez muhatapla…

Kortejin içine bakınca sendikacılarla avukatlar, gazetecilerle işsiz gençler, dünya görüşleri birbirine pek uymayan muhalifler yan yanaydı. Kimi cezaevindeki yakınını düşünüyordu, kimi ay sonunu nasıl getireceğini. Sloganlar birbirine karışırken caddede iki ayrı dert konuşuluyordu. Biri geçim sıkıntısı, öbürü ise sesini duyurabileceği alanın gittikçe daraldığı korkusuydu.

Peki Tunus on beş yıl sonra yeniden 2011’e mi dönüyor?

Kulağa çekici gelen bir benzetme bu ama sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer ve bugünün Tunuslusu ağzının nasıl yandığını unutmadı.

Devrimin hemen ardından kurulan koalisyonların anlaşmazlıklarını, defalarca tekrarlanan seçimleri hafızalarından silmiş değiller. Giderilemeyen işsizlik ise zaten her gün yanı başlarında.

Bugünün öfkesini kavramak için önce o günün umutlarına bakmak lazım. Ardından, damlaya damlaya göl olan hayal kırıklıklarına.


Bir caddenin hafızası ne kadar güçlü?

17 Aralık 2010’da Sidi Buzid’de Muhammed Buazizi’nin kendini yakmasıyla başlayan halk hareketi birkaç hafta içinde ülkenin siyasi düzenini değiştirdi ve Bin Ali 14 Ocak 2011’de Tunus’tan ayrıldı. O günlerde sokaklara dökülenlerin ortak arzusu seçimlerden ibaret değildi. İş bulmak, keyfî muameleye uğramadan insan gibi yaşamak istiyorlardı.

Tunus sonraki yıllarda çoğulcu seçimlere gitti, yeni bir anayasa yaptı, iktidarı farklı partilerin eline verdi. Gelgelelim ekonomik sıkıntılar bu hızla hafiflemedi ve iç bölgelerdeki gençlerin işsizlik deneyimiyle kıyı kentlerinin turizm ve ticaret imkânları arasındaki uçurum kapanmadı.

Siyasette söz hakkı genişleyip geçimde bunun karşılığı görülmeyince demokratik kurumlara duyulan güven yıprandı. 2011 sonrasını kazanılmış özgürlüklerin hikâyesi olarak anlatmak bu yüzden güçleşti, çünkü devrimi hazırlayan işsizlik ve bölgesel eşitsizlik gibi sorunların bir bölümü demokratik geçişin içinde de çözülmeden kaldı.

Kays Said’in 2019’daki yükselişi biraz da bu yorgunluğun ürünüydü. Geleneksel partilerden uzak duran bir hukukçu olarak siyasi seçkinlerin halktan koptuğunu söylüyordu. 25 Temmuz 2021’de parlamentonun çalışmalarını askıya alıp yetkileri cumhurbaşkanlığında toplaması, destekçilerine göre yıllardır tıkanan yönetimi onarmanın yoluydu, muhalifleri ise bunu kurumların bağımsızlığına yönelik bir müdahale olarak okudu.

2024 cumhurbaşkanlığı seçiminde Said oyların yüzde 90,69’unu aldı, ancak katılım yüzde 28,8’de kaldı. Sandıktan çıkan destek ortadaydı, fakat seçmenlerin önemli bir bölümünün sürecin dışında durduğu da o rakamların içinde saklıydı.

17 Ekim’deki yürüyüşe bütün ülkenin iradesini yüklemek hatalı bir okuma, seçim sonuçlarını memnuniyetin eksiksiz ölçüsü saymak da öyle. Gazetecilere yönelik yargılamalar ve muhalif siyasetçilerin tutukluluğu üzerindeki tartışmalar da bu dönemin ayrılmaz parçaları arasında. Yönetim hukukun uygulandığını ve yolsuzlukla mücadele ettiğini söylüyor, hak örgütleri ise eleştirel seslerin baskı altında kaldığını belirtiyor.


Mutfaktaki hesapla meydandaki slogan buluşunca

Tunus’taki ekonomik şikayetleri anlamak için büyük kuramlara kapı çalmaya lüzum yok. Markete giren bir ailenin maaşı yerinde sayarken gıdaya her ay biraz daha fazla para ayırdığını düşünün, gerisi kendiliğinden anlaşılır. Eylül 2026’da yıllık enflasyon yüzde 5,6’ya çıktı, gıda fiyatlarındaki artış yüzde 8,4’ü buldu ve et ile sebze-meyve zamları düşük gelirli hanelerin sofrasında kendini en çok hissettirdi.

Gençlerin hâli daha yorucu. Yılın ikinci çeyreğinde işsizlik yüzde 14,9 olarak ölçüldü, 15-24 yaş grubunda oran yüzde 35,4, üniversite mezunlarında ise yüzde 26,6. Elinde diplomayla yıllarca kapı kapı iş arayan birine büyüme rakamlarını anlatmaya kalkarsanız, “aç ayı oynamaz” cevabını alırsınız.

Ekonomi ikinci çeyrekte yıllık yüzde 2,3 büyüdü ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Üretim arttıkça iş imkânlarının aynı hızla çoğalacağı kesin sayılmaz, hele yeni işler belli şehirlerde toplanıyorsa iç bölgelerdeki gençlerin sabrı çabuk tükeniyor.

Yaz boyunca su ve elektrik kesintileri yaşandı, ilaç bulmakta zorlananlar çoğaldı ve kamu hizmetlerine duyulan öfke bunların üstüne eklendi. Said yönetimi ekonomik aksaklıklarda spekülasyonun ve çıkar gruplarının payına dikkat çekiyor, muhaliflerini krizleri kışkırtmakla suçluyor. Göstericiler kendi yaşadıkları sorunların çözülmesini bekledikçe iki tarafın teşhisi birbirinden uzaklaşıyor ve karşılıklı güven eriyip gidiyor.

Meydandaki kalabalığın siyasi ağırlığı buradan geliyor. Bir gazetecinin ifade özgürlüğü kaygısı ile işsiz bir gencin ekmek parası derdi ayrı yerlerden doğuyor ama su akar yolunu bulur ve ikisi de taleplerini duyuracak bir kapı bulamayınca aynı meydana akıyor. Bu birlikteliğin kalıcı bir programa dönüşüp dönüşmeyeceğini şimdilik kimse bilmiyor.

Yine de son yürüyüşü öncekilerden ayıran şey, eskiden ayrı ayrı dile getirilen sorunların yan yana gelmesiydi. Bireysel şikâyetlerin ortak talebe dönüşmesi siyasette bazen yıllar sürer, Tunus ise bunun bir gecede de yaşanabileceğini kendi tarihinden biliyor.


Sendika bu kez hangi kapıyı açabilir?

17 Ekim yürüyüşünün çağrıcıları arasında Tunus Genel İşçi Sendikası UGTT, avukatlar, gazeteciler, insan hakları savunucuları ve işsiz mezunların örgütleri vardı. 9 kuruluşun birlikte hareket etmesi, uzun zamandır parçalı görünen muhalefet açısından hatırı sayılır bir adım. Güzergâh da rastlantıya benzemiyor, çünkü Muhammed Ali Meydanı’ndan başlayıp Habib Burgiba Caddesi’ne uzanan hat, işçi hareketinin hafızasıyla 2011’in siyasi hatırasını aynı yolda buluşturuyor.

UGTT bu ülkenin sıradan bir meslek kuruluşu değil. 2013’te siyasi suikastlar ve kutuplaşma yüzünden geçiş süreci tıkandığında işveren örgütü, avukatlar ve insan hakları savunucularıyla birlikte ulusal diyaloğun kurulmasına öncülük etti ve bu dört kuruluşun çalışmaları 2015’te Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. Birbirine tahammül etmekte zorlanan siyasi rakiplerin aynı masaya oturabildiği nadir örneklerden biri, o yıllarda Tunus’tan çıkmıştı.

Sendika o günlerde işçi haklarını savunurken partiler arasındaki güven bunalımının aşılmasına da katkı sundu ve bu miras UGTT’ye bugün de toplumsal bir ağırlık kazandırıyor. Ne var ki 2013’ün aktörleriyle bugünküler birbirine benzer şartlarda yürümüyor.

UGTT, Said’in 2021’de attığı ilk adımlara ihtiyatla yaklaşmış, bunların geçici kalmasını ve anayasal güvencelerle sınırlandırılmasını istemişti. Sonraki yıllarda yönetimle arası bozuldu. Bugünkü ortak yürüyüş sendikanın farklı kesimler arasında yeniden köprü kurabildiğini gösteriyor, fakat birlikte yürüyenleri seçim, anayasa ve ekonomik reform konusunda ortak paydada buluşturmak bambaşka bir uğraş.

Örneğin sendikalar kamu istihdamının genişletilmesini istiyor, bütçe disiplinini öne çıkaran partiler ise ayağını yorganına göre uzatmayı. Aynı hükümet programında buluşmaları kolay görünmüyor ve meydanda uzanan eller masada geri çekilebilir.

Said’in destekçileri, eski partilerin ülkeyi yıllarca siyasi pazarlıklara mahkûm ettiğini hatırlatıyor. Muhalefet ise kurumların tek merkezde toplanmasının sorunları derinleştirdiğini savunuyor. İki anlatının ortasında kalan vatandaşın beklentisi bir hayli sade, hastaneye gittiğinde ilacı bulmak, çalıştığında kazandığı parayla geçinebilmek.


Akdeniz’in öteki kıyısı bu sesleri duyuyor mu?

Avrupa Tunus’taki gelişmeleri yakından izliyor, çünkü İtalya’ya uzanan deniz yolları, düzensiz göç ve ticaret ilişkileri ülkeyi Akdeniz siyasetinin ağırlıklı oyuncularından biri hâline getirdi. Avrupa Birliği ile 2023’te imzalanan ortaklık mutabakatında mali istikrar, ticaret, enerji ve göç yönetimi öne çıktı, insan hakları örgütleri ise güvenlik iş birliğinin siyasi özgürlüklerden koparılamayacağını söylüyor.

Akdeniz’in kuzeyinde düzensiz göçü durduracak önlemler tartışılırken güney kıyısında iş arayan bir gencin önünde hangi seçeneklerin kaldığı pek konuşulmuyor. Hâlbuki bu iki gündemi birbirinden ayırmak giderek zorlaşıyor.

Avrupa başkentleri burada kolay olmayan bir hesapla karşı karşıya. Tunus’ta istikrarın sürmesini isterken demokratik kurumlara yönelik kaygıları nasıl tartacaklar? Göçün azalması kısa vadede önceliklerinin başında gelebilir, ama gençlere kendi ülkelerinde yaşayabilecekleri bir gelecek sunulmadıkça göç isteğinin ekonomik kökü yerinde kalacak. Ülkenin kırılgan ekonomisi bu denklemi her geçen ay biraz daha sertleştiriyor.

Komşu Cezayir sınır güvenliği ve ekonomik ilişkiler yüzünden Tunus’un istikrarına bağlı, Libya’da yıllardır süren parçalanma ise yeni bir belirsizliğin bedelini gözler önüne seriyor. Tunus ile Libya arasındaki uzun sınır hesabı güvenlik açısından da ağırlaştırıyor. Buna karşın 2011’deki gibi bir bölgesel dalgaya işaret eden belirti şimdilik görünmüyor.

Fas’tan ya da Cezayir’den bakıldığında Tunus, gündem tartışmalarından önce ticaret yolları ve sınır geçişleriyle, bir de aile bağlarıyla yakın bir komşu. Orada uzayan ekonomik sıkıntı turizmden yatırımlara birçok alana sıçrayabilir. Kuzey Afrika’da istikrarın değeri ise komşu ülkelerdeki krizlere bakınca daha iyi anlaşılıyor.

17 Ekim gösterileri Said yönetiminin yarın sona ereceği anlamına gelmiyor. Buna karşın yıllardır birbirinden uzak duran toplumsal kesimlerin aynı yerde buluşabilmesi, Tunus siyasetinde göz ardı edilemeyecek bir gelişme. Sendikaların diyaloğu sürdürüp sürdüremeyeceği önümüzdeki dönemin seyrini belirleyecek, hükümetin ekonomik taleplere nasıl karşılık vereceği de öyle. Muhalefetin ortak beklentileri somut önerilere çevirebilmesi ise belki en zor sınav.

2011’de Tunus sokaklarında duyulan ses dünyanın pek çok yerinde yankılanmıştı. Bugün o caddede yürüyenler 2011’in bütün koşullarını yaşamıyor, belki gelecekten beklentileri de farklı ama iş ile özgürlük talebi, onurlu bir hayat arzusu hâlâ tek soluktan dile getiriliyor.
Belki de 17 Ekim’i 2011’e bağlayan en güçlü ayrıntı budur. Meydandakilerin sorduğu şey, on beş yıl önce verilen sözlerin kendi hayatlarında karşılık bulup bulmadığı.

Sloganlar akşam biter. Ay sonunu getirme telaşı ise ertesi sabah mutfakta yeniden başlar ve sokağın önümüzdeki aylardaki sesini büyük ihtimalle o telaşa verilecek yanıt belirleyecek.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: tunusGöktuğ Çalışkan

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Burak Karadoğan İttifak mı, itham mı?

röportaj

TÜRKİYE'DEN SESLER

Sinan Baykent Antonio Rosas: "Neandertalleri 'bizden daha az insan' görmek hata olur" ("Paleo Serisi" – 2. BÖLÜM)

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir Avrupa'da sosyal devletin sonu mu hazırlanıyor?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürbüz Evren Fransa'daki yağmacılık olaylarının gerçek nedenini merak edenler için bir yazı

İlgili Haberler
Makroekonomi Bakan Bayraktar Türkiye'nin 2040 enerji hedefi açıklandı: Yüzde 70 yenilenebilir kaynak CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Karadeniz'in su ürünleri ihracatı 322 milyon doları aştı CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Türkiye'nin enerji altyapısına 2035'e kadar 80 milyar dolar yatırım CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Uzman isim anlattı: Altın yükseliyor, petrol baskı altında! Merkez Bankası ne yapacak? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi 2027 ASGARİ ÜCRET NE KADAR OLUR? Asgari ücret zammı hesaplama: Yüzde 28, 29, 30 zam oranına göre asgari ücret ne kadar olacak? CNN Türk Ekonomi · az önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.