17 Ekim 2026, Cumartesi · 15:26 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Trump'ın gözü Ankara'da: Erdoğan, Yemen savaşına müdahil olur mu?

Donald Trump 13 Ekim Salı günü gazetecilere, Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Suudi Arabistan için destek isteyebileceğini söyledi ve "Başkan Erdoğan, sanırım benim istediğimi yapar" dedi. Ne tür bir destekten söz ettiğini anla…

Ankara ise aynı gün kendi hattını çizdi. Erdoğan, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'la telefonda görüştü ve İletişim Başkanlığı'nın duyurduğuna göre Husilerin saldırılarını en güçlü ifadelerle kınayıp Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın yanında duracağını söyledi. Aktarılan ifadelerde asker ya da Yemen'de bir harekât yönünde tek bir söz geçmiyor. Telefon görüşmesinin gölgesinde ise Riyad'daki Kral Halid Havalimanı duruyordu.

10 Ekim Cumartesi günkü saldırıda 13 kişi öldü, 300'den fazla kişi yaralandı. Pazar akşamı pist kenarına düşen bir mermi bir Pakistan vatandaşının canına mal oldu, 11 kişiyi de yaraladı. Bu noktada başlıktaki soruya kısa bir yanıt vermek gerekirse, Yemen'de bir savaşa girmek Ankara'nın masasında görünmüyor ama Riyad'ın yanında durmanın birden çok yolu var ve hangisinin seçileceği önümüzdeki haftaların en çok konuşulacak konusu.


Mekke imzası ile Yemen cephesi arasındaki mesafe

Mekke Ortak Savunma Anlaşması 7 Ağustos'ta imzalandığında en çok anılan hüküm, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının üçüne birden yapılmış sayılacağıydı. NATO'nun beşinci maddesine benzetilen bu cümle Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ı aynı çatı altında topluyor. İmza ile uygulama arasında ise her ülkenin kendi hukuk düzeninden geçen birkaç kapı var.

Türkiye'de ilk kapı Meclis. Uluslararası anlaşmaların bağlayıcı olması için TBMM onayı gerekiyor ve Erdoğan 12 Ekim'de metni önümüzdeki günlerde Meclis'e göndereceklerini söyledi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de birkaç gün önce Dışişleri'nin çalışmalarını büyük ölçüde tamamladığını belirtmişti. Pakistan gerekli resmî işlemleri bitirdiğini bildirdi, her ülke de kendi iç hukukunun gerektirdiği adımları atıyor.

Zincirin halkaları birbirine karışmıyor. Anlaşmanın onaylanması bir karar, askerin yurt dışına gönderilmesi için Anayasa'nın 92. maddesi uyarınca Meclis'ten ayrıca izin alınması bir başka karar, Yemen'de saldırı harekâtına katılmak ise bambaşka bir karar. Kâğıt üzerinde bir "çifte anahtar" düzeni var ve ikinci anahtar için ortada bir tezkere görünmüyor.

Mekke metnindeki ortak savunma hükmü bir tarafa yönelik saldırıyı konu alıyor. Husi füzelerinin Suudi şehirlerine düşmesi bu hükme dayandırılabilir, Suudi Arabistan'ın Yemen içinde yapacağı bir karşı harekâtı aynı hükme bağlamak ise çok daha zor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın 8 Ekim'deki açıklamasına göre anlaşma savunma amaçlı ve Türkiye başka bir ülkenin topraklarına asker gönderip orada saldırı düzenlemeyecek.

Riyad'da 5 Ekim'de toplanan üçlü komite, caydırıcı tedbirlerin devreye alınması ve üzerinde uzlaşılan güçlerin Suudi Arabistan'a hızla gönderilmesi konusunda anlaştı. Taahhüt her ülkenin kendi mevzuatına bağlandı; asker sayısı, görev ve komuta yapısı da açıklanmadı. Milli Savunma Bakanlığı da olası katkının Anayasa'ya göre yürütüleceğini bildirdi.


Trump'ın hesabı, Ankara'nın takvimi

Washington'ın acelesinin nedeni Beyaz Saray'ın kendi iç hesaplarında yatıyor. Şubat sonunda başlayan İran savaşı sekiz ayı geride bıraktı, akaryakıt fiyatları rekor seviyede ve 3 Kasım'da ara seçim var. Trump 8 Ekim'de seçimden önce İran'a saldırmayacağını yazmıştı, Riyad saldırısının ardından ise Yemen'deki rolünü yeniden düşüneceğini ve İran'a yönelik saldırıları gündeme alabileceğini söyledi. Muhammed bin Selman'ın eylülde doğrudan Amerikan müdahalesi istediği ama olumlu karşılık bulamadığı da bildirilmişti.

Bu koşullarda Beyaz Saray'ın aradığı şey, "yük paylaşımı" yapacak bir ortak. NATO'nun ikinci büyük ordusuna ve güçlü bir savunma sanayisine sahip Türkiye, Mekke ittifakının üyesi olarak akla gelen ilk isimlerden biri.
Ankara'nın takvimi ise kendi ritmiyle işliyor. Önünde Meclis onayı ve asker gönderimi için ayrı bir tezkere süreci var. Husi lideri Abdülmelik el-Husi de 7 Ekim'de Türkiye ile Pakistan'a Yemen'deki çatışmaya karışmama çağrısı yaptı. Ayrıca iki ülkenin de ABD ile İran arasındaki arabuluculuk rollerini bırakmak istemediği biliniyor.

Washington seçim saatine bakarken Ankara için zaman bir koz niteliğinde. Metnin Meclis'e hangi sırayla ve hangi güvencelerle geleceğini, Riyad'dan karşılığında görev tanımı ve komuta yapısında netlik isteyip istemeyeceğini kendi hesabına göre belirleyebilir ve böylece ipin ucunu elinde tutar.

11 Ekim'de Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın yayımladığı R4 bildirisi bu yaklaşımı yansıtıyor. Metin Riyad'ın saldırıları önlemek ve caydırmak için aldığı bütün meşru tedbirleri destekliyor ve saldırıların derhal durdurulmasını istiyor ama kuvvet taahhüdü içermiyor. Fidan'ın daha önce Mısır'ın da anlaşmaya katılabileceğini söylediği hatırlanırsa, dört ülkeli bu formül ittifakın kapısının başkalarına da açık olduğunu gösteriyor.


Riyad'ın ihtiyacı, Ankara'nın elindekiler

Kral Halid Havalimanı saldırısının ayrıntıları Suudi açığın nerede olduğunu gösteriyor. Soruşturmaya yakın yetkililere göre Husiler önce çok sayıda insansız hava aracı gönderdi, ardından seyir ve balistik füzeler 1.000 kilometreden uzun bir yol alıp hedefe ulaştı. Suudi hava savunması ağırlıkla İran kaynaklı balistik tehdide göre kurulmuştu, Patriot ve THAAD stokları da İran savaşının ilk aylarında hızla eridi.

Eksik, Türk savunma sanayisinin güçlü olduğu katmana denk düşüyor. KORKUT gibi top temelli sistemler alçaktan uçan insansız araçlara karşı pahalı önleyici füzelerden çok daha ucuz bir yanıt sunuyor, Hisar füzesi de bu katmanı tamamlayabilir. SAHA 2026 sırasında Riyad'ın bu sistemlere, Kalkan radarına ve petrol tesislerini korumak üzere altı Hisar bataryasına ilgi gösterdiği bildirilmişti. Daha uzun menzilli SİPER'in balistik füzelere karşı kabiliyeti bilinmiyor, bu yüzden Ankara Riyad'ın boşluğunu tek başına kapatamaz ve ilk aşamadaki katkı büyük olasılıkla teknik ve savunma ağırlıklı kalır.

Bedel pistlerle de sınırlı değil. Lufthansa Grubu, Air France-KLM ve Etihad gibi şirketler Riyad seferlerini durdurdu, Suudi ekonomisinin bu yıl reel olarak yüzde 3,6 küçülmesi öngörülüyor. Vizyon 2030'un turizm ve yatırım hedefleri, hasar gören pistten çok sigortacıların ve havayollarının geri dönüş takvimine bağlı görünüyor.
Suudi yönetimi için güvenlik, yatırım ve itibar iç içe geçmiş durumda. Türkiye'nin sunabileceği savunma desteği bu yüzden askerî olduğu kadar siyasi ve ekonomik bir anlam da taşıyor.


Babülmendep'in iki yakası

Husiler eylülde Kızıldeniz kıyısını ele geçirip Babülmendep'in çevresine yerleşti, Suudi destekli Yemen hükümet güçleri 5 Ekim'de karşı saldırıya geçti ve boğazın denetimi hâlâ tartışmalı. Dünya deniz ticaretinin yüzde 12 ile 15'i bu Kızıldeniz koridorundan geçiyor. Süveyş hattı Türk ihracatçılar ve armatörler için de ana güzergâhlardan biri, enerjide dışa bağımlı bir ülkede petrol fiyatındaki her sıçrama cari hesaba yansıyor.

Boğazın öbür yakasında Türkiye'nin kendi ayağının bastığı bir zemin var. Mogadişu'daki eğitim üssü ve Somali ile deniz güvenliği alanındaki işbirliği Ankara'ya Babülmendep'in güney çıkışında hazır bir dayanak sağlıyor, Kızıldeniz'de yolun açık kalması da Riyad'a verilecek destekten bağımsız bir çıkar.

Yemen'in kendi hikâyesi bu hesaplardan çok daha eski ve ağır. Husi hareketi 2004'te Saada'da silahlı bir harekete dönüştü, 2014'te Sana'yı ele geçirdi ve 2015'ten beri hükümeti destekleyen Suudi öncülüğündeki koalisyonla on yılı aşkın süredir birbirini tüketiyor. BM verilerine göre 22 milyondan fazla Yemenli insani yardıma muhtaç ve eylülden bu yana 185 binden fazla kişi yerinden edildi. Ekim 2022'de sona eren BM ateşkesinden sonra cephe hatları büyük ölçüde sabit kaldı, Riyad ile Husiler arasındaki doğrudan temaslar da 2023'te bir yol haritası konuşulacak noktaya geldi.

Husi lideri Riyad'ın havalimanlarına, ithalata ve ekonomik kaynaklara kısıtlama getirdiğini öne sürüyor; dolayısıyla masadaki pazarlığın konusu cephe hattını aşıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi 12 Ekim'de Suudi mevkidaşını arayıp askerî yolda ısrarın durumu karmaşıklaştıracağını söyledi ve Riyad ile Husiler arasındaki diyaloğa yardım teklif etti. İki ülkenin 2023'te yeniden açtığı büyükelçilikler hâlâ çalışıyor, yani Riyad ile Tahran arasındaki kanal tümüyle kapanmış değil.

Ankara'nın Tahran'la uzun bir ortak sınırı ve ticari bağları var. Husi saldırılarını kınarken bu köprüyü kullanılabilir tutması, kendi çıkarına olduğu kadar Riyad'a da fayda sağlayabilecek bir denge.

Türkiye'nin sağlayabileceği katkı birlik göndermekten daha geniş bir alana yayılıyor. Hava savunması desteği Riyad'ın pistlerini açık tutabilir, Tahran'la konuşabilen bir NATO üyesi olmak da masaya oturmanın yolunu aralayabilir. Ara seçimlerden sonra Beyaz Saray'ın dikkati başka bir cepheye kayarsa, Ankara'nın bugün attığı adımların hesabı Riyad ve Tahran'la kurulan ilişkiler üzerinden görülecek.

Pistlerini ve petrol tesislerini koruyabilen bir Riyad, Husilerle ve arkalarındaki Tahran'la daha rahat pazarlık eder ama bu hesabın tutması Suudi önleyici füze stoklarına ve Husilerin elinde kalan füze sayısına bağlı. Mekke Anlaşması'nı Riyad'ın seçeneklerini genişleten bir araca çevirebilen Ankara, hem Washington'ın "yük paylaşımı" arayışında hem de Tahran'la kurulacak masada söz sahibi olur. Bugünkü verilerle Erdoğan'ın Yemen savaşına taraf olarak katılması beklenmiyor ama Türkiye'nin bu savaşın nasıl biteceğine müdahil olması hiç de uzak bir ihtimal değil.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: ABDDONALD TRUMPTürkiyeYEMEN

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu İbn Haldun'un Mukaddime'si ışığında modern Arap toplumlarında asabiyet erozyonu ve medeniyet döngüsü

TÜRKİYE'DEN SESLER

Prof. Dr. Mustafa Öztürk Mutfaklarda kullanılan yapışmaz tencere ve tava tehlikeli

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir Çin petrol ithalatını neden azalttı?

röportaj

TÜRKİYE'DEN SESLER

Sinan Baykent Ségolène Vandevelde: "Son Neandertal ateşi ile ilk Sapiens ateşi arasında yalnızca bir yıl var" ("Paleo Serisi" – 1. BÖLÜM)

İlgili Haberler
Borsa Osman Gazi Karadeniz'e uğurlandı! Cumhurbaşkanı Erdoğan 2027'yi işaret etti: Her 3 haneden biri yerli gaz kullanacak Ekonomim · 1 saat önce Makroekonomi "Gaz üretimi ikiye katlanacak" Habertürk Ekonomi · 1 saat önce Borsa Cumhurbaşkanı Erdoğan duyurdu: 2027'de her 3 haneden 1'i kullanacak Dünya Gazetesi · 1 saat önce Makroekonomi Ekrem İmamoğlu: Ey Erdoğan bu kalleş düzenden kendini de koru Independent Türkçe · 2 saat önce Makroekonomi Trump Rusya ile yaptırımları askıya aldı: Gerekçe ulusal çıkarlar Ekonomist · 2 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.