17 Ekim 2026, Cumartesi · 01:23 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Yapay zekâ: ‘Chat’ değil, üretim için

Yapay zekâ insanın ve doğanın karşısında yeni bir hükmetme aracı mı olacak, yoksa insanlığın ortak refahına hizmet eden yeni bir üretici güç mü olacak? Çin’in deneyimi ikinci yolun mümkün olduğunu gösteriyor.

Yapay zekâ: ‘Chat’ değil, üretim için

Yapay zekâ insanın ve doğanın karşısında yeni bir hükmetme aracı mı olacak, yoksa insanlığın ortak refahına hizmet eden yeni bir üretici güç mü olacak? Çin’in deneyimi ikinci yolun mümkün olduğunu gösteriyor.

17 Ekim 2026 00:00 Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Çin İş Geliştirme ve Dostluk Derneği Başkanı ADNAN AKFIRAT

Bugün yapay zekâ üzerine ya­pılan tartışmaların önemli bir bölümü, hangisiyle daha iyi “chat” yapıldığıyla, sohbet ro­botlarıyla, büyük dil modelleriy­le ve teknoloji şirketleri arasında­ki rekabetle sınırlı kalıyor. Oysa asıl büyük dönüşüm başka bir yer­de gerçekleşiyor: Üretimde.

Temel soru, hangi şirketin daha büyük bir yapay zekâ modeli geliştirdiği değildir. Temel soru şudur: Yapay zekâ; sanayinin, tarımın, enerji­nin, ulaştırmanın ve sağlık siste­minin üretme yeteneğini nasıl de­ğiştirecek? Verimlilik artışından kim yararlanacak? Teknoloji in­sana mı hizmet edecek, yoksa in­san teknoloji şirketlerinin yönet­tiği yeni bir düzene mi tabi ola­cak? Çin’in yapay zekâ deneyimini önemli kılan, bu sorulara verdiği bütünlüklü yanıttır.

Yapay zekâ üretimin bütününe yerleştiriliyor

Çin Devlet Konseyinin 21 Ağus­tos 2025 tarihinde kabul ettiği “Ya­pay Zekâ + Atılımının Derinleme­sine Uygulanmasına İlişkin Gö­rüşler” belgesi, Çin’in yaklaşımını açık biçimde ortaya koyuyor.

Belgede yapay zekânın yalnızca teknoloji sektöründe değil; bilim, sanayi, tarım, hizmetler, tüketim, kamu yönetimi, eğitim ve sağlık alanlarında kullanılması öngörü­lüyor.

Sanayi bakımından hedef daha da somut: Yapay zekânın tasarım, ara ölçekli deneme, üretim, hizmet ve işletme süreçlerinin tamamına yerleştirilmesi isteniyor.

Bu ne demektir?

Yeni bir ürünün tasarımı ya­pay zekâyla hızlandırılıyor. Dijital ikizlerle fabrika kurulmadan üre­tim hattının simülasyonu yapılı­yor. Makine görüşüyle ürünlerin kalite denetimi gerçekleştiriliyor. Makinelerin ne zaman arızalana­cağı önceden hesaplanıyor. Enerji ve hammadde tüketimi gerçek za­manlı olarak düşürülüyor. Stoklar, tedarik zincirleri ve müşteri talep­leri birlikte yönetiliyor.

Dolayısıyla yapay zekâ, fabrika­nın dışından satın alınan bir yazı­lım olmaktan çıkıyor; üretim siste­minin içine yerleşiyor.

Çin Devlet Konseyi bu süreci yalnızca “üretimin otomasyonu” olarak tanımlamıyor. Belge, yapay zekânın üretim gücünde devrimci bir sıçrama ve üretim ilişkilerinde köklü bir iyileştirme yaratacağını açıkça belirtiyor.

Çin’in üstünlüğü yalnızca teknolojide değildir

Çin’in yapay zekâ alanındaki üs­tünlüğünü yalnızca sahip olduğu modellerle veya teknoloji şirketle­riyle açıklamak yetersizdir.

Çin’in dört büyük avantajı var­dır.

● Birincisi, Çin dünyadaki en bütünlüklü sanayi ve tedarik zin­cirlerinden birine sahiptir.

●İkincisi, çok geniş bir üretim verisine ve gerçek uygulama saha­sına sahiptir.

●Üçüncüsü, teknolojik yeniliği laboratuvardan çıkarıp hızla kit­lesel üretime geçirebilen güçlü bir mühendislik kapasitesi vardır.

●Dördüncüsü, devlet, üniversi­te, araştırma kurumu, meslek oku­lu ve üretici şirket aynı kalkınma hedefleri doğrultusunda harekete geçirilebilmektedir.

Yapay zekâ fabrikada kullanıl­dıkça yeni veri üretiyor. Üretim­den gelen veri yapay zekâ modeli­ni geliştiriyor. Gelişen model üre­tim sürecini yeniden iyileştiriyor. Çin’in asıl üstünlüğü bu döngüdür.

Bu nedenle Çin’in deneyimin­den çıkarılacak ders, daha fazla sohbet robotu geliştirmek değil­dir. Yapay zekâyı üretim bilgisiy­le, mühendislikle, işçinin tecrübe­siyle ve gerçek sanayi sorunlarıyla birleştirmektir.

Yeni nitelikli üretim güçleri ne demek?

Çin’in kullandığı “yeni nitelikli üretim güçleri” kavramı, yalnızca yüksek teknoloji şirketleri kurmak anlamına gelmiyor.

Amaç, geleneksel üretim sek­törlerini de bilimsel ve teknolo­jik yenilikle dönüştürmektir. Ay­nı emekle daha fazla miktarda ve daha kaliteli ürün üretmek; daha az enerji ve hammadde kullanmak; tasarım ile üretim arasındaki sü­reyi kısaltmak; işçiyi ağır, tehlikeli ve sürekli tekrarlanan görevlerden kurtarmak, bu dönüşümün parça­larıdır.

Bu nedenle meseleyi “Yapay zekâ insanın yerini alacak mı?” sorusuna indirgemek yanlıştır. Doğru soru şudur: İnsan ile maki­ne arasındaki yeni iş bölümü nasıl kurulacak ve ortaya çıkan verim­lilik artışı kimin yararına kullanı­lacaktır?

Çin’in bütünlüklü yaklaşımın­da teknolojik gelişme başlı başına amaç değildir. Teknoloji; üretimi, toplumsal refahı ve ülkenin ba­ğımsız kalkınma yeteneğini geliş­tirdiği ölçüde değerlidir.

Çin’in üretimde yapay zekâdan yararlanabilmesinin arkasında yalnızca teknoloji yatırımları yok­tur. Eğitim sistemi de bu dönüşü­me göre yeniden düzenlenmekte­dir.

Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi ile Devlet Konseyinin or­taklaşa yayımladığı “Eğitim Gücü İnşa Planı 2024–2035”, eğitim ile ülkenin modernleşme hedefleri arasında doğrudan bağ kuruyor.

Plan; stratejik olarak ihtiyaç du­yulan alanlarda yeni bölümlerin açılmasını, yeni mühendislik, yeni tıp ve yeni tarım disiplinlerinin ge­liştirilmesini istiyor.

Mühendislik ile tıp, tarım, mal­zeme bilimi ve yapay zekâ birleşti­riliyor. Üniversite, araştırma mer­kezi, teknoloji parkı ve üretici şir­ket arasında ortak araştırma ve uygulama platformları kuruluyor.

Üniversitenin görevi yalnız­ca diploma vermek veya bilim­sel makale yayımlamak değildir. Bilgiyi, toplumsal yararı artıran ve üretimi geliştiren bir güce dö­nüştürmektir.

Aynı plan, üniversitelerde geliş­tirilen bilimsel sonuçların kavram doğrulama, ara ölçekli deneme ve pilot üretim platformları yoluyla sanayiye aktarılmasını öngörüyor. Ayrıca mesleki eğitimin sanayiyle bütünleşmesini, şirketlerin eğitim süreçlerine katılmasını ve öğren­cilerin gerçek üretim ortamların­da yetişmesini temel hedef olarak belirliyor.

Yalnızca yapay zekâ uzmanı yetiştirilmiyor

Çin’in ihtiyaç duyduğu insan, yalnızca bilgisayar programı ya­zan uzman değildir. Makine mü­hendisliğini bilen yapay zekâ uy­gulayıcısına ihtiyaç vardır. Tarım ile veri bilimini birleştirebilen ve akıllı tarım uygulamalarını gelişti­ren uzmana ihtiyaç vardır. Üretim hattını bilen robotik teknisyenine ihtiyaç vardır. Tıp bilgisiyle yapay zekâyı birlikte kullanabilen sağlık çalışanına ihtiyaç vardır.

Çünkü üretimde yapay zekânın en önemli girdilerinden biri, yıl­lar içinde biriken mesleki bilgidir. Bir tekstil ustasının kumaşa ba­karak gördüğü kusuru, bir makine teknisyeninin sesten anlayabildiği arızayı, bir çiftçinin toprak ve hava koşulları hakkındaki bilgisini sayı­sal sisteme aktarmazsanız, eliniz­de büyük bir model olabilir fakat üretimi dönüştüremezsiniz.

Çin’in yapmaya çalıştığı, insa­nın üretim içindeki birikimini dış­lamak değil; bu bilgiyi yeniden kul­lanılabilir toplumsal bir üretim gücüne dönüştürmektir.

Mesleki eğitim üretim hattına taşınıyor

Çin Eğitim Bakanlığı’nın 6 Şu­bat 2026 tarihli mesleki eğitim re­formu belgesi bu bakımdan çok önemlidir. Belgede mesleki eğitim ile sanayinin birbirinden kopuk olması açıkça bir sorun olarak ta­nımlanıyor. Çözüm olarak şirket­lerin eğitim programlarına katıl­ması, fabrika mühendisleriyle usta teknisyenlerin ders vermesi, mes­lek öğretmenlerinin şirketlerde çalışması ve öğrencilerin gerçek üretim ortamlarında eğitim gör­mesi öngörülüyor.

Okul ile fabrika arasındaki du­var kaldırılıyor. Eğitim tesisleri­nin yalnızca ders yapılan mekân­lar değil; gerçek üretim, uygulama, teknik hizmet ve yenilik merkezle­ri olması amaçlanıyor. Bu model­de mesleki eğitim, üniversiteye gi­demeyen gençlerin yönlendirildiği ikinci sınıf bir alan değildir. Tek­nolojik modernleşmenin temel kurumlarından biridir.

Yapay zekâ insanlığın ortak malı olmalıdır

Burada Çin’in yaklaşımının bel­ki de en önemli yönüne geliyoruz. Çin, yapay zekâyı birkaç büyük şirketin özel mülkü veya yalnızca teknolojik üstünlük sağlama ara­cı olarak görmüyor. Yapay zekânın insanlığın ortak yararına sunul­ması gereken uluslararası bir ka­mu malı olduğunu savunuyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı tarafın­dan 26 Temmuz 2025 tarihinde yayımlanan “Küresel Yapay Zekâ Yönetişimi Eylem Planı”, yapay zekâyı açıkça “insanlığa yarar sağ­layan uluslararası bir kamu ma­lı” olarak tanımlıyor. Belge; yapay zekânın iyilik için ve insanlığın hizmetinde geliştirilmesini, gü­venli ve denetlenebilir olmasını, adalet ve kapsayıcılığın korunma­sını ve açık uluslararası işbirliği­nin geliştirilmesini istiyor.

Yapay zekânın gelişme yönünü yalnızca büyük teknoloji şirketle­rinin kâr hesapları belirlememeli­dir. Toplum, kamu otoritesi ve in­sanlığın ortak ihtiyaçları bu geliş­meye yön vermelidir. Verimlilik artışı yalnızca şirket bilançoları­nı büyütmemeli; çalışma sürele­rinin kısalmasına, gelirlerin yük­selmesine ve kamu hizmetlerinin gelişmesine hizmet etmelidir. Ya­pay zekâ enerji ve hammadde tü­ketimini azaltmalı; israfı, karbon salımını ve çevre kirliliğini düşür­melidir. İnsan ile doğa arasındaki uyumu güçlendiren bir üretim dü­zenine hizmet etmelidir.

Gelişmekte olan ülkeler ise ya­pay zekâ devriminin yalnızca müş­terileri ve veri kaynakları haline getirilmemelidir. Teknolojiye, he­saplama kapasitesine ve bilgiye ulaşabilmelidir.

Türkiye ne yapmalıdır?

Türkiye’nin Çin’den hazır bir model kopyalaması mümkün de­ğildir. Fakat Çin deneyiminden çı­karabileceğimiz çok açık dersler vardır.

●Birincisi, yapay zekâ politikası sanayi politikasından ayrı hazır­lanamaz.

●İkincisi, eğitim planlaması ül­kenin kalkınma hedeflerinden ba­ğımsız yürütülemez.

●Üçüncüsü, üniversite öğretim üyesinin başarısı yalnızca yayın ve atıf sayısıyla ölçülemez. Bilginin üretime, kamu hizmetine ve top­lumsal faydaya dönüşüp dönüş­mediğine de bakılmalıdır.

●Dördüncüsü, mesleki eğitim ikinci sınıf eğitim olmaktan çıka­rılmalıdır.

●Beşincisi, yapay zekâ yatırım­ları birkaç büyük şirketle sınır­lanmamalı; küçük ve orta ölçekli sanayi işletmelerinin de yararla­nabileceği ortak altyapılar kurul­malıdır.

Türkiye her alanda aynı anda ilerleyemez. Makine, otomotiv, tekstil, tarım, enerji, sağlık tekno­lojileri ve savunma sanayisi gibi güçlü olduğumuz sektörleri seç­meliyiz. Bu sektörlerde üniversite, meslek okulu, organize sanayi böl­gesi ve üretici şirketlerin birlikte yönettiği yapay zekâ üretim mer­kezleri kurmalıyız.

Şunu aklımızdan çıkarmayalım: Yapay zekâ yarışını yalnızca en bü­yük modeli geliştiren ülke kazan­mayacaktır. Bu yarışı; yapay zekâyı fabrikasına, okuluna, mesleki eği­timine ve emekçinin günlük üre­tim bilgisine en etkili biçimde yer­leştiren ülke kazanacaktır.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL

Kaynak: Dünya Gazetesi
İlgili Haberler
Borsa New York borsası düşüşle kapandı Dünya Gazetesi · 1 saat önce Borsa ABD borsaları teknoloji hisseleri öncülüğünde düşüşle kapandı Finans Gündem (ing) · 1 saat önce Borsa Wall Street haftayı yapay zeka hisselerindeki sert satışlarla tamamladı Foreks · 1 saat önce Borsa Cafer Mahiroğlu soruşturmasında 7 şüpheli için tutuklama talebi Dünya Gazetesi · 4 saat önce Borsa Avrupa borsaları, yapay zeka sektöründeki toparlanmayla günü yükselişle kapattı Dünya Gazetesi · 5 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.