16 Ekim 2026, Cuma · 15:52 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Meclis Başkanı Kurtulmuş: Hırsızlık yapanın, yanlışlık yapanın dinlisi dinsizi olmaz

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Avrupa Parlamento Başkanları Konferansı için bulunduğu İtalya'da sorularımızı cevaplandırdı. Kurtulmuş'un Türkiye'nin Roma Büyükelçiliği'ndeki "Türk Toplumuyla Buluşma" programını da takip e…

Kurtulmuş'un Türkiye'nin Roma Büyükelçiliği'ndeki "Türk Toplumuyla Buluşma" programını da takip etme imkânı buldum. Toplantıya iş çevreleri, öğrenciler ve sivil toplum kurumlarının temsilcileri katıldı.

Kurtulmuş, buradaki buluşmada özellikle 3 yılını geride bırakan İsrail hükümetinin Gazze'de devam ettirdiği soykırımın, Batı Şeria'da devam ettirdiği insanlık dışı uygulamaların dünya sisteminin çöküşünü de ayan beyan bütün insanlığa gösterdiğini vurguladı.

Kurtulmuş, Türkiye olarak bütün bölgesel ve küresel sorunlara bakış açılarının diplomasi masasını açık tutmak, müzakereyi esas almak ve çatışmaları karşılıklı müzakerelerle sonlandıracak bir etkinliğin içerisinde olmak olduğunu dile getirdi.

Özellikle yürütülen süreçle ilgili olarak 3 sigortayı yasanın içine yerleştirdiklerini kaydederek, terör örgütünün silahlarını bırakması ve kendisini feshettiğinin anlaşılmasının güvenlik birimlerince tespiti ve Millî Güvenlik Kurulu'nun bunu teyit etmesinin birinci sigorta olduğunu söyledi.

İkinci sigortanın Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın başkanlığında bakanlıkların ve üst düzey devlet kurumlarının katılımıyla oluşan işleyişten sorumlu kurul olduğunu belirten Kurtulmuş, Meclis'te oluşturulacak izleme komisyonunun üçüncü sigorta olduğunu ifade etti.

Kurtulmuş, "'Ya silah bırakmazlarsa' gibi birtakım endişeler zaman zaman gündeme geldi vatandaşlarımızın nezdinde. Öyle bir şey yok. Silah bırakmazlarsa zaten kabul edilen bu yasa uygulamaya konulmayacaktır. Burada devlet olarak kendimizi, milletimizi garanti altına aldık. Sigortalarını yasanın içerisine yerleştirmiş olduk" dedi.

Kurtulmuş, bu sürecin sadece bir yasa, bir terör örgütüyle ilgili bir mesele olmadığını, bölgenin derlenip toparlanmasıyla ilgili de önemli ve tarihî bir adım olduğunu kaydetti.

Kurtulmuş, "Terörsüz Türkiye sadece Türkiye'nin sınırlarıyla ilgili bir mesele değil, daha şimdiden bölge ülkelerine, hem Suriye hem Irak hem diğer ülkelere olumlu etkilerini gördüğümüz bir süreci başlatmıştır. Ümit ediyoruz ki Terörsüz Türkiye sürecinin gelişmesiyle birlikte terörsüz bölge dediğimiz husus da gerçekleşecek" dedi.

Meclis Başkanı Kurtulmuş'a fon meselesinden Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine, Mekke İttifakı'ndan Terörsüz Türkiye'ye kadar merak ettiklerimi sorduk.

Meclisin yeni yasama yılının açılışı günü Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderlerin yanına gidip elini sıkmasını Terörsüz Türkiye'yle ilişkilendirilebilecek bir durum olarak görüyor musunuz?

Siyaset zaten böyle olması lazım. Siyaset, fikirlerin mücadele ettiği, hatta gerektiğinde fikirlerin çarpıştığı bir alan. Medeni ilişkilerin bütün siyasi partilerin liderleri tarafından, hatta bütün mensupları tarafından gösterilmesi lazım. Bu medeni buluşmanın zemini de Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Zaten partiler Türkiye'nin 81 ilinde kendi faaliyetlerini icra ediyorlar ama gelip müştereken faaliyet yaptıkları tek yer, tek zemin de Türkiye Büyük Millet Meclisi.

Onun için Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu karşılaşmaların yapılması lazım. Hatırlarsınız, daha evvel Meclisin açılış resepsiyonunda bütün muhalefet partilerinin liderleriyle Cumhurbaşkanımız aynı mekânda buluştu. Bunlar iyi şeyler, doğru şeyler.

Meclis Başkanı seçildiğimden itibaren bütün arkadaşlara söylüyorum. Devletin 2 tane resmî günü var: 30 Ağustos ve 29 Ekim. Devletin de 1 tane başkanı var, Cumhurbaşkanı var. Bu tebrikat törenlerinde partilerin hepsinin oraya gelip kendilerini göstermeleri aslında kendi lehlerinedir ve Türkiye siyasetine olumlu katkı sunar. Bu, siyasetin olması gereken asgari anlayışıdır. Ümit ederim herkes bu noktaya gelir. Doğru buydu.

Bir de şöyle bir şey var. Terörsüz Türkiye gibi Cumhuriyet tarihimizin en önemli meselesini çözmede büyük bir irade göstermiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, aslında diğer bütün problemlerini de çözebilecek güce, iktidara sahiptir. Bunun için de müzakere edeceğiz. Farklı fikirlerde olanlar ortak bir noktada buluşmak için önce birbirlerinin varlıklarına saygı duyacak, ondan sonra da fikirlerine saygı duyarak müzakere edecek. Ben oldukça olumlu bir adım olarak gördüm.


Mekke Ortak Savunma Anlaşması ne zaman Meclise gelir?

Daha bize herhangi bir yazı intikal etmedi. Usul olarak biliyorsunuz, bunun bir uluslararası anlaşma hâline gelmesi için Meclis Başkanının imzasıyla Cumhurbaşkanlığından gelen teklif Genel Kurula havale edilir. Henüz bu aşamaya gelinmedi. Teklif gelince kısa bir süre içerisinde Meclisin önce komisyonuna, ardından da Genel Kuruluna gelir ve Meclis görüşmelerini yapar.

Tabii bu konuda çok hassas bir konu var. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan bölgenin 3 önemli unsuru. Bu bölgede güçlü bir savunma ittifakı oluşturmaları bölgenin lehine olur. Burada hassas konu, bu ittifak hiçbir üçüncü ülkenin aleyhine değildir ve olmamalıdır. Hatta gerekirse başta bölge ülkelerimiz olmak üzere bu ittifak genişlemeli. Afrika'daki, Asya'daki, uzak bölgelerdeki güçlü Müslüman ülkelerin de bu savunma ittifakının içerisine girmeleri lazım. Çünkü bölgedeki gelişmeler gösteriyor ki hiçbir bölge ülkesi, ne kadar zengin olursa olsun, asla dışarıdan bir savunma temin edemeyecektir.

Katar'da Hamas heyetinin bombalanması sonrasında bunu defaatle kamuoyuna da ifade ettim. Orada İsrail sadece Hamas'a ve bölge ülkelerine bir cevap vermedi, Amerika'ya da doğrudan cevap verdi. "Ne kadar para alırsanız alın, siz bu ülkelerin güvenliğini sağlayamazsınız." mesajını verdi. Dolayısıyla İslam dünyasının içinde bulunduğu bu fevkalade olumsuz şartlardan kurtulabilmesinin ilk şartı, kendi güvenliğini sağlayabilecek bir iradeyi ortaya koymasıdır. Ümit ederiz ki Mekke Anlaşması böyle bir adımın başlangıcı olsun. Bölgede başta Müslüman ülkeler olmak üzere farklı gruplar arasındaki çatışma potansiyellerinin de ortadan kaldırılmasına vesile olsun.

Tabii bölge ülkelerinin en önemli ortak meselesi, İsrail'in yayılmacı, saldırgan politikalarına karşı uyanık olmak, tedbirli olmak ve iş birliği içerisinde olmaktır. Dolayısıyla Mekke İttifakı'nı İslam ülkeleri arasında bir çatışma alanı olarak değil, tam tersine derlenip toparlanmanın mekanizmalarından birisi olarak görmenin yararlı olacağı kanaatindeyim.


Asker gönderilmesi gibi bir konu olursa Meclis ayağında ayrıca bir süreç olacak mı?

Daha metin gelmedi. Meclise geldiğinde bunlar konuşulur. Tabii bu konuda çok farklı fikirler müzakere edilecek. Kararı verecek olan Meclistir. Ama prensip olarak Türkiye şimdiye kadar yabancı ülkelerde yapmış olduğu askerî misyonlarının hiçbirisinde savaş amacıyla bulunmamıştır. Hepsinde oraların güvenliğini sağlamak ve barışın tesisine katkı sunmak için oradadır. Afganistan'da öyle olmuştur, Balkanlar'da öyle olmuştur, Somali'de öyle olmuştur.

Türkiye, Pakistan ve Azerbaycan arasında da bir birlik vardı. Şimdi bir de Mekke İttifakı geliyor. Bunlar ileride birleştirilebilir mi?

Bunun bir de öncesi var. Biliyorsunuz, RCD (Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği) diye bir şey vardı. Daha öncesinde Sadabat Paktı vardı. Bunlar bölgenin önemli ülkeleri. Bir araya gelmelerinde büyük fayda var. Günümüz şartları da bunu kaçınılmaz bir mecburiyet olarak ortaya koyuyor. Genişletilebilir. Mısır işin içerisine konulabilir. Malezya, Endonezya ileriki adımlarda işin içerisine girebilir. Yine aynı şekilde Afrika'daki bazı güçlü ülkeler de bu işin içerisine girebilir. Hatta İran'ın da bir müddet sonra böyle bir paktın içerisinde olması İslam dünyası arasındaki iç çatışma ihtimalini de ortadan kaldırır. Bu anlaşmanın öncelikli amacı caydırıcılıktır. Bir saldırı paktı değil, savunma paktıdır. Böyle bir etki yapacağını ümit ediyoruz.


Azerbaycan'la ilgili son dönemde gündem bayağı yükseliyor. Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin aşılmaz bir kriz noktasına geleceğini düşünüyor musunuz?

Kesinlikle bunu iki ülke arasında bir kriz hâline dönüştürmemek lazım. Azerbaycan'ın Karabağ topraklarını işgalden kurtarmasında en büyük desteği koşulsuz bir şekilde veren ülke Türkiye'dir. 44 günlük o muazzam kurtuluş savaşında, Karabağ topraklarının işgalden kurtulması savaşında Türkiye'nin sınırsız bir desteği oldu. Her alanda, özellikle uluslararası alanda Azerbaycan'ın her zaman yanında olduk.

Türkiye-Azerbaycan dostluğu, kardeşliği öyle bir günde kurulmadı, birkaç durumla da ortadan kalkacak değildir. Haydar Aliyev'in söylediği gibi "Bir millet, iki devlet" anlayışının bozulmayacağını ümit ediyorum. Azerbaycan'daki bazı uygulamalar dolayısıyla biz dostlarımıza, kardeşlerimize gerekli tavsiyelerde bulunuruz. Bu asla Azerbaycan'ın iç işlerine karışmak, müdahale etmek anlamına gelmez. Benzer süreçlerden çok çekmiş olan Türkiye olarak bu tür bireysel hakların yasaklanmasıyla ilgili uygulamaların fayda getirmeyeceğini biliyoruz. Bunu da Azerbaycanlı dostlarımızla her platformda paylaşırız.

Roma'ya hareketimizden önce TBMM-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı aradı, dostluk grubundaki milletvekili arkadaşlarımızı Türkiye'ye davetimizi ifade ettik. Böylece hem ilişkilerimizin sıhhatini göstermek bakımından hem de varsa konuşacağımız konuların yetkili arkadaşların ağzından konuşulmasını, müzakere edilmesini temin edeceğiz. Ay sonunda da Sayın İlham Aliyev Türkiye'de, Türk Devletleri Teşkilatı Liderler Zirvesi'ne katılacak. Orada da Sayın Cumhurbaşkanımızla müzakere edecek.

Bu tür hassas konuların sosyal medya üzerinden bir mücadele alanına dönüştürülmemesini tavsiye ederiz. Azerbaycan ve Türkiye asla ayrılmaz 2 devlettir. Hakikaten tek bir millettir. Dolayısıyla herkesin bu süreçte kullandığı terminolojiye dikkat etmesi lazım. Biz Azerbaycan'ın her türlü insan hakkına saygılı, güçlü bir devlet olarak yoluna devam etmesini arzu ederiz. Kaldı ki Ermeniler tarafından işgal edilen Karabağ topraklarının kurtulmasıyla birlikte orada ilk gerçekleştirilen icraatlardan birisi de camilerin onarılması ve hemen işgalden sonra camilerden Ezan-ı Muhammedî'nin okunmaya başlanmasıdır. Bu da Azerbaycan'ın Müslüman kimliğinin açık bir göstergesidir.


Ermenistan anayasasında Karabağ'la ilgili değişiklik yapılması gereken bir kısım olduğu söyleniyor. Sürecin önünde bir engel var mı?

Orada bütün inisiyatif Ermenistan Parlamentosundadır. Sayın Paşinyan bu konuda başından itibaren fevkalade olumlu yaklaşımlar içerisinde. Tabii orada da parlamentoda hassas dengeler üzerinde iş yürüyor. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinin ve buna bağlı olarak Türkiye-Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinin yolunda, rotasında ilerlediğini görüyorum.

Ümit ederim ki burada en önemli engellerden birisi, bahsettiğiniz bu anayasa maddesi. Bu anayasa maddesinde değişiklikler yaparlarsa zaten uluslararası hukuk tarafından tanınmış olan Karabağ'ın Azerbaycan toprağı olduğunu Ermenistan tarafı da kabul etmiş olacak ve aradaki sorun ortadan kalkacak.

Terörsüz Türkiye konusunda bir sorum olacak. Dün itibarıyla 4 lojistik mağaradan terör örgütünün çekildiği kamuoyuyla paylaşıldı. Daha önce de 2 mağaradan çekilmişlerdi. Bunların lojistik barınma yerleri, mağara sayısı tam olarak biliniyor mu? Terk ettiler mi, teslim mi ettiler?

Hem Türkiye'nin içerisinde hem Türkiye'nin dışında Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, istihbarat teşkilatlarımız sahayı avuçlarının içi gibi biliyor. Nerede ne var, nerede kim var, hangi mağara var, bunlar biliniyor. Sadece "mağarayı teslim ettik" demekle de bu olmuyor. Güvenlik birimleri tarafından teyit edilerek süreç işliyor. Türkiye'nin içerisinde PKK'nın hiçbir silahlı unsuru kalmadığını hem PKK açıklıyor hem de güvenlik birimleri bunu teyit ediyor. Söylediğiniz gibi oradaki mağaraların sayısını devlet biliyor, istihbarat birimleri biliyor, güvenlik birimleri biliyor. Bunların süratle terk edilmesi sürecin sağlıklı işlemesi için çok önemlidir. Ama bundan daha önemli olan zihinlerdeki silahın bir daha ele alınmamak üzere, bir daha silahlı mücadeleye dönmemek üzere yakılması, gömülmesidir. Esas olan budur. En başından beri söylüyoruz. Yoksa bugün bütün silahlarını gelip tek tek teslim etseler bile Allah muhafaza, yarın şartlar başka bir şekilde tezahür ettiği zaman Orta Doğu'da en rahat bulunan malzeme silahtır; istediğiniz her türlü bombayı, istediğiniz her türlü silahı bulabilirsiniz. Burada PKK'nın süratle silahsızlanmayı temin etmesi ve bu sürecin yasada belirlendiği üzere hem Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığındaki kurul vasıtasıyla hem de güvenlik birimleri vasıtasıyla takip edilerek nihayete erdirilmesi lazım.


Kasım ayına yetişeceğini düşünüyor musunuz?

Ben şuna bakıyorum. İlk andan itibaren, en zor zamanda bile Terörsüz Türkiye sürecinin asla akamete uğramayacağına inananlardanım. Çünkü işin ilk düğmesi doğru iliklenmiştir ve iş kendi rotasında ilerliyor. 3 ay geç olur, 5 ay geç olur, bunların hiçbir önemi yok. Mühim olan yoldan çıkmamaktır. Şu anda süreç kendi yolunda devam ediyor.


Terörsüz Türkiye konusuna İmralı'nın daha müspet, DEM Parti'nin biraz daha mesafeli durduğu yönünde birtakım iddialar da kamuoyuna yansıyor. Siz bir fikir ayrılığı ya da rol paylaşımı olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu süreç, artık toplumun kahir ekseriyetinin kabul ettiği bir süreçtir. Millet artık bir daha terör, bomba, silah, çatışma istemiyor. Üç senedir memleketin hiçbir yerinde neredeyse hiçbir olay olmuyor. İki önemli durumdan bahsedeyim. Geçen sene Gabar Dağı'nı milletvekili arkadaşlarımızla ziyaret ettim ve orada petrolün çıktığı yerde incelemelerde bulundum. Bu sene de Cudi Dağı'nda Hazreti Nuh Peygamber'i anma törenine katıldım. Daha evvel bir tek sivilin çıkamadığı yerlerde şimdi insanlar huzur içerisinde, rahat içerisinde bulunuyor. Ayrıca bu huzur, esenlik ortamı devam ettiği sürece terör baronları, savaş baronları kaybedecek. Onların kaybettiğini göreceğiz. Kazanan da barış ekonomisi olacak. Vatandaşlar barışın vermiş olduğu zenginliğin, refahın paylaşıldığını ve bunun tabana yayıldığını bir şekilde görecekler, hissedecekler. İnşallah bir müddet sonra bunu da hep beraber göreceğiz. Sınır aşan sinerji koridorları vasıtasıyla, yani bölge şehirlerinin birbirlerine bağlandığı, kendi aralarındaki ticari faaliyetlerini, yatırım faaliyetlerini, eğitim, kültür ve turizm faaliyetlerini artırdığını görecekler ve insanlar derin bir nefes alacaklar. Hatta bir adım ötesini söyleyeyim. Bir müddet sonra aramızdaki bu sınırların da aslında hiçbir anlam ifade etmediğini bizzat Türkiye'deki, Suriye'deki, Irak'taki ve diğer bölge ülkelerindeki halklar görecek. Bundan daha kuvvetli bir toplumsal motivasyon olabilir mi? Karşı çıkanlar olacak mı? Olacak. Savaş baronları, terör baronları mutlaka bundan rahatsızlık duyacaklar. Bunun hiçbir önemi yoktur. Şunu çok net söyleyeyim. Kim karşı çıkarsa kaybeder.

Mecliste oluşturacağınız izleme komisyonu ne zaman kurulacak?

En kısa zamanda. Roma'daki program olmasaydı bu hafta siyasi partilere ziyaretlerimi yapacaktım. Artık haftaya kaldı. Zaten partilerin bir kısmıyla temaslarımız oldu. Diğer bütün partilerle de temas kurup, önceki komisyon gibi çok geniş, 50 kişilik bir komisyon değil, daha fonksiyonel, daha küçük bir grupla bu süreci takip etmek lazım. Bunun önemi şu. Bildiğiniz gibi uluslararası alandaki bütün çatışma çözümü örneklerinde bir üçüncü göz var. Bu ya başka bir devlet ya da devletler ya da Birleşmiş Milletlere akredite uluslararası kuruluşlar. "Türkiye Modeli" dediğimiz bu modelin alametifarikası, üçüncü gözün bizatihi milletin kendisi olmasıdır. Meclis bu anlamda millet adına denetleme, gözetleme görevini görecek. Aslında Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda çok iş yapılmıştır. Bütün Türkiye önce dinlendi. Arkasından bir rapor hazırlandı ve onun yansıması olarak da Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun hazırlandı. Bütün bu süreçlerde komisyon hakikaten çok etkili olarak çalıştı.

Şimdi burada hazırlayacağımız bir rapor yok, hazırlanacak bir yasa teklifi yok, vesaire. Ama sonuçta hem Cumhurbaşkanlığı bünyesinde oluşturulan kurulun çalışmalarını hem sahadaki gelişmeleri bir şekilde gözlemleyecek, Meclisle yürütme arasındaki koordinasyonu sağlayacak ve eğer gerekirse yeni birtakım yasal düzenlemelerin yapılabilmesi için öneriler ortaya koyacak. Dolayısıyla milletin sahiplenmesini güçlendirecek bir mekanizma olarak görülmesi lazım bu komisyonun. En kısa zamanda inşallah kurarız.


Fon kriziyle ilgili bir yasal düzenleme şu anda Meclisin gündeminde. Bu konuda değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Komisyonda görüşmelerine başlandı. Gerçekten çok vahim bir durum. İlk andan itibaren çok açık bir şekilde bu sürecin üzerine gidiliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız, bendeniz ve devletin bütün ilgili birimleri, ilgili bakanlıklar bu konudaki kanaatlerini hiçbir tereddüde mahal bırakmaksızın ortaya koyduk, koyuyoruz. Bu büyük bir haksızlıktır, büyük bir zulümdür, gariban vatandaşın biriktirdiği paraları, hatta arabasını, evini satarak helal paralarıyla oluşturdukları bir fonu haksız yere hortumlamaktır. Bir koyup 10 bin almaktır. Bu ahlaksızlıktır, namussuzluktur. Buna karşı asla taviz vermeden kim yaptıysa, hangi gerekçeyle yaptıysa, hangi açgözlülüğün esiri olup bu işlerin içerisine girdiyse herkes, kim varsa bunlar ortaya çıkarılmalı ve hesabı sorulmalıdır. Milletimizin tamamının beklentisi budur.

Fon Kurulu da ilk andan itibaren çok etkin, gerçekten güçlü tedbirlerle süreci yönetiyor. Ama millet bunun bir de mahkemelerdeki yansımasını, yani hukuk önünde hesap verilmesini bekliyor. Onun da en kısa zamanda gerçekleşeceğini düşünüyorum.


Fon kriziyle alakalı sivil toplum kuruluşları, özellikle de muhafazakâr sivil toplum kuruluşları ilk defa seslerini çok yükselttiler, bildiriler yayımladılar. Tam da bahsettiğiniz çerçeveyi söylüyorlar. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Bu meselenin maalesef Türkiye için yeni olmadığını biliyoruz. Geçmişte Banker Bilo vardı, Banker Kastelli vardı, Jet Fadıl diye bir fenomen vardı. Şimdi maalesef böyle birtakım hırsızlar, arsızlar her zaman oluyor. Hırsızlığı, arsızlığı din ya da dinsizlik üzerinden tanımlamak kadar vahim bir şey olamaz. Haksızlık yapanın, yanlışlık yapanın dinlisi dinsizi olmaz. Suç bizatihi suçun kendisiyse, açık bir suçsa onun üzerine gidilmesi lazım. Burada muhafazakâr STK'lar bunu söylüyorlar. Sorunuza da bunun muhafazakârlıkla, muhafazakâr olmamakla bir ilgisi yok. Vicdan sahibi olan herkes bu konudaki hassasiyetini dile getiriyor. Bunlar aslında toplumun genel beklentileridir.


Azerbaycan konusuna bakacak olursak, İsrail Türkiye'yi Azerbaycan, Ermenistan, Kıbrıs üzerinden çevrelemek mi istiyor? Bunun arka planında böyle bir şey olabilir mi?

Yoktur diyemem. İsrail hükümeti her türlü melaneti işler, işleyebilir. Böyle bir potansiyeli var.

Şeytanın bile aklına gelmeyecek birtakım fitne, fesat politikalarını izleyebilir mi? İzler. Yüzlerce kere buna şahit olduk. Dolayısıyla "İsrail şunu mu yapıyor, bunu mu yapıyor, Müslüman ülkelerin arasına fitne mi koyuyor, Türkiye ile Azerbaycan'ı birbirine mi düşürmek istiyor?" gibi soruları bile sormanın ben lüzumsuz olduğu kanaatindeyim. Yapar mı? Yapar.

İmam Şafii'ye atfedilir: "Onlar adamsa biz de adamız." Onların aklı, zihni, beyni, stratejik düşüncesi var da Allah aşkına bizim Türkiye olarak stratejik düşüncemiz yok mu? Onların attığı adımlara karşı biz de hem ülkemizi korumak, vatanımızı korumak, milletimizin emniyetini temin etmek bakımından her türlü stratejik adımı atarız. Atıyoruz da zaten, buna da devam ederiz. Ama İsrail istiyor diye ne kimseyle dost oluruz ne de kimseye düşmanlık yaparız.


Komşu ülkelerden de Terörsüz Türkiye sürecine yönelik olumlu açıklamalar geliyor. Bu, sürecin bölgesel olarak sahiplenildiğini mi gösteriyor?

Hiç şüphesiz. Bölgedeki aklı başındaki unsurlar Türkiye'deki süreci sahipleniyorlar. Bu sürecin kendilerine de ne kadar katkı sağlayacağını görüyorlar. Demin mesela sınır aşan sinerji koridorlarından bahsettim. Irak'ta milis kuvvetlerin silahsızlanması ve terörün ortadan kalkmasıyla birlikte Kalkınma Yolu Projesi sadece Irak'ın gelişmesi, güçlenmesi için değil, Basra'daki Fav Limanı'ndan bizim sınırımıza kadar 1.200 kilometrelik bir proje. Hem ulaşım projesi hem muazzam bir lojistik projesi. Yol boyunca birçok lojistik merkez oluşacak, birçok üretim yeri olacak ve oradan da Şanlıurfa-Ovaköy arasında 320 kilometrelik bir hat ile Avrupa'ya bağlanacak bir projeden bahsediyoruz. Hemen birkaç yıl içinde değil belki ama bu süreç ilerlediği sürece bunu göreceğiz. Mesela Sultan Abdülhamid Han'ın başlattığı Hicaz Demir Yolu Projesi, biliyorsunuz, işleyen bir projeydi. Belli sabotajlara rağmen tamir edilmiş ve devam etmişti. Şimdi onun tekrar canlandırılması sadece kültürel olarak bağlantı değil, aynı zamanda büyük bir ekonomik gücü ortaya çıkaracak.

Bu pazartesi günü Gaziantep'teydik. Gaziantep-Halep-Şam sinerji koridorunun canlandığını düşünün, başlı başına her iki ülkenin ekonomisine de muazzam bir katkıdır. Bunu bölge halkları görüyor.

Şunu da ifade edeyim. Bu emperyalistler Türk'ü çok severler de Kürt'ü sevmezler değil. Kürt'ü de sevmezler, Arap'ı da sevmezler, Türk'ü de sevmezler, bu bölgenin Sünnisini de sevmezler, Şiisini de sevmezler, hatta Marunileri ve diğer gayrimüslim unsurları da sevmezler ve adam yerine koymazlar. Yeter artık. Bunların bu tasallutundan kurtulmak lazım. Bizim birbirimize kenetlenmemiz, bütün bu farklılıklarımızı bir araya getirmemiz lazım. Son 1-2 konuşmamda ifade ettim. Terörsüz Türkiye projesi aslında 1 asır evvel dağıtılmış olan parçalarımızı yeniden toparlama projesidir. Bunun başlangıcıdır, daha ilk adımıdır. Allah'ın izniyle çok güzel gelişmelere vesile olacak. Aklı başında olan, ülkesini seven, kendi kavmini seven, kendi topraklarına bağlı olan herkesin de bu bölgesel gelişmeye katkı sunacağını ümit ediyorum.


Üniversite açılışlarına katılıyor, oralarda hitaplarda bulunuyorsunuz. Sokaktaki en büyük sıkıntılardan birisi bu meselenin yeterince anlatılamadığı düşüncesi. Güven var, destek var ama hep kafada sorular var. Vatandaş "Bana ekonomik yansıması ne olacak?" diye soruyor. Üniversitelerde ve sivil toplum buluşmalarında gördüğünüz tablo nasıl?

Hem üniversitelerin akademik yıl açılış törenlerine katılıyoruz hem de akşamları şehrin bütün sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geliyoruz. En son bir toplantıdan çıktığımda birkaç kişi yanıma geldi. Hatta bir tanesi çok açık bir şekilde, "Zihnimde bir sürü soru vardı. Onların hepsini giderdiniz. Artık pirüpak oldum" dedi. İnsanların tabii ki birtakım tereddütleri var. Yeni bir süreç, birtakım bilinmezlikleri barındırdığı varsayılan bir süreç. Tabii bunu iyi anlatmak lazım. Hem şimdiye kadar geldiği noktayı hem de bundan sonra ne vadettiğini vatandaşlarımıza iyi anlatmamız lazım.

Hakkında daha ayrıntılı: NUMAN KURTULMUŞazerbaycanterörsüz türkiyeFON KRİZİ

DAHA FAZLA HABER OKU

ÇEVİRİ Yazarlar

Robert Fox Putin'in savaşı yoğun bakımdaydı: Trump ona hayat öpücüğü verdi

ÇEVİRİ Yazarlar

Jessica Barrett Dünya o kadar tuhaf bir hal aldı ki Tom Cruise artık normal görünüyor

röportaj Yazarlar

Nevzat Çiçek James Jeffrey: Ortadoğu'da kalıyoruz

ÇEVİRİ Yazarlar

Sean O'Grady Trump bombardıman uçaklarını Birleşik Krallık'tan neden çekti?

İlgili Haberler
Makroekonomi Güneydoğu Anadolu'nun hububat ihracatı 2,75 milyar doları aştı CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Enflasyon beklentisi yükseldi: TCMB anketinde yıl sonu tahmini yüzde 29,63 CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Alanya avokadosu dünya pazarına açılıyor: Hedef günlük 1 tır ihracat CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi SGK'nin geri ödeme listesine 131 ilaç daha eklendi CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar, Rusya'da CNN Türk Ekonomi · az önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.