13 Ekim 2026, Salı · 21:19 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Hatimoğulları: Barış sürecinde somut adımlar atılmalı, Öcalan’ın çalışma koşulları sağlanmalı

Barış ve demokratik toplum sürecinin Türkiye’nin en önemli gündemlerinden biri olmayı sürdürdüğünü belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, çerçeve yasanın uygulanması ve sürecin nasıl ilerleyeceğine iliş…

Sürecin ilerlemesi için Takip, Koordinasyon ve Uygulama Kuruluna bağlı alt komisyonların bir an önce oluşturulup çalışmaya başlaması gerektiğini kaydeden Hatimoğulları, Öcalan’ın koordinatörlüğünde çalışması öngörülen Barış ve Siyasallaşma Kurulunun faaliyete geçmesi çağrısında bulundu. Hatimoğulları, kurulun çalışabilmesi için Öcalan’ın “özgür yaşar ve özgür çalışabilir” koşullarının acilen sağlanması gerektiğini ifade etti. Hatimoğulları, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un inisiyatifiyle kurulması öngörülen Meclis İzleme Kurulunun henüz oluşturulmamasını da eleştirerek, Mecliste temsil edilen bütün siyasi partilerle görüşülmesi gerektiğini söyledi. Kurulun sembolik kalmaması, sahada gözlem yapması, süreçteki tıkanıklık ve gecikmeleri tespit etmesi, taraflarla görüşmesi ve rapor hazırlaması gerektiğini belirten Hatimoğulları, sivil toplum örgütlerinin de sürece katılabileceği mekanizmaların oluşturulmasını istedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda Ortadoğu’daki çatışmalardan fon krizine kadar güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’de barış süreci yürütülürken başka bölgelerdeki çatışmalara asker gönderilmesinin tartışılmasını eleştiren Hatimoğulları, Ankara’nın önceliğinin çatışmaları büyütmek değil, müzakere ve diyalog kanallarını güçlendirmek olması gerektiğini belirtti.

“Türkiye aracı olmalı”

Ortadoğu’daki gelişmelere değinen Hatimoğulları, Türkiye’nin kendi içinde bir barış süreci yürüttüğünü ancak başka bölgelerdeki çatışmalara asker gönderilmesinin gündemde tutulduğunu söyledi. Yemen’deki Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalara işaret eden Hatimoğulları, Türkiye’nin bu tür krizlerde üstlenmesi gereken rolüyle igili "Türkiye kendi içinde bir barış süreci yürütüyor, ama başka bölgedeki çatışmalara asker gönderme tartışmaları sürüp gidiyor. Türkiye’nin üstlenmesi gereken rol oraya asker taşımak değil, tam tersine müzakere ve diyalog süreci için aracı olmalı" diye konuştu.

Fon krizini “yüzyılın vurgunu” olarak nitelendirdi

Hatimoğulları, konuşmasında fon krizine de değinerek yaşananları “yüzyılın vurgunu” olarak tanımladı. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) uyarılarına rağmen gerekli önlemlerin alınıp alınmadığını sorgulayan Hatimoğulları, fonlardan kimlerin kazanç sağladığının ve kimlerin zarar ettiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi. Fon şirketleriyle iktidar çevreleri arasındaki olası ilişkilere ilişkin sorular yönelten Hatimoğulları, “SPK’nın uyarısına rağmen önlem alınmıyor. Kim kazandı, kim kaybetti? Hangi iktidar yetkilileri fon şirketleriyle irtibatlıydı?” diye konuştu. Ortada organize bir suç örgütü bulunduğunu ileri süren Hatimoğulları, mevcut düzenin sorumluluğunu iktidara yükledi. Hatimoğulları, fon soruşturmasında adı geçen kişiler açısından dile getirilen “lekelenmeme hakkı” ilkesinin yalnızca iktidar yanlıları için değil, herkes için geçerli olması gerektiğini de vurguladı.

DEM Parti’den fon krizi önerileri

Hatimoğulları sözlerini şöyle sürdürdü:

DEM Parti olarak yedi temel önerimizi kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. Birincisi, fon vurgununun tek bir lira maliyeti halka ödetilmemeli. Bununla birlikte kanun teklifine güvence koyulmalı.

İkincisi, fon vurguncularının yurt dışına kaçırdıkları paraları geri getirilmeli. Tamamının mal ve varlıkları dondurulmalı. Teklifteki “para bulunursa ödeme yapılır” mantığı bu mağduriyeti büyütür.

Üçüncüsü, herhangi bir miktar sınırlaması olmadan tüm mağduriyetler giderilmeli. Bir milyona kadar zarar görenler sınırlaması keyfî bir sınırlamadır. İktidar bu vurgunla ortaya çıkan sorunu çözmek değil, yönetmek istiyor. Yurttaşın mağduriyetini gidermek hepimizin boynunun borcu. Biz muhalefet olarak bunu dile getirmekle sorumluyuz. Bunun muhalefetini yapmakla sorumluyum. İktidar da bunun gerekliliklerini yerine getirmekle sorumludur.

Dördüncüsü, ödeme tarihi belirsizliğe bırakılamaz. Açık ve aleni şekilde ödeme tarihleri düzenlenmeli.

Beşincisi, sorumluluk sadece şirket yöneticilerine bırakılamaz. Mecliste komisyon kurulmalı, bürokratların sorumluluğu açığa çıkarılmalı, kamuoyunun gördüğü zarar ve kişilerin mağduriyetinden sorumlu bütün bürokratlar ve siyasetçiler birinci dereceden maddi ve manevi sorumlu sayılmalı.

Altıncısı, halkın birikimini yöneten her fonun portföyü, yöneticisi ve denetim raporu her ay kamuoyuna açıklanmalı. Yurttaş, parasının nerede olduğunu bilmeden bir daha hiçbir yere tasarruf yatırmak zorunda kalmamalı. Gizlilik vurguncuları, şeffaflık halkı korur.

Yedincisi, Sermaye Piyasası Kurulu iktidarın değil, halkın denetçisi olmalı. Kurul üyeleri Mecliste nitelikli çoğunlukla seçilmeli ve denetim raporları Meclise sunulmalı. Çünkü bu vurgun sadece şirketlerin değil, göz yuman denetim düzeninin sonucudur.

“Batsın adaletiniz”

Hatimoğulları; DEM Parti olarak mağdurların ve Türkiye yurttaşlarımızın yanında olmaya devam edeceklerini belirterek fon krizi nedeniyle yaşanan gazeteci tutuklamalarını da eleştirdi ve şunları söyledi:

Vurgunda adı geçen eski bakan adliyeye geliyor, ifade verecek. Kraliçeler gibi karşılanıyor. Burada rakamları telaffuz ederken, rakamlar o kadar büyük ki biz şaşırıyoruz. Televizyonda izliyorum, ekonomistler dahi şaşırıyor rakamları telaffuz ederken. Ama burada milyarlarca parayı yurt dışına kaçıranlar da yurt dışında krallar gibi yaşıyor. Fakat bunu habere taşıyan gazetecilerin şimdi bir kısmı hapishanede, bir kısmı ev hapsine alınmış durumda. Yani bu ülkede vurgun yapmak serbest ama bunun haberini yapmak suç. Batsın bu adalet, batsın bu adalet, batsın bu adaletiniz.

BDDK'nın 25 Eylül verisine göre tüketici kredileri ve bireysel kredi kartı borçları yaklaşık 6,95 trilyon liraya ulaşmış durumda. Bir yandan milyonlarca insanı dolandıranlar var. Diğer yandan ekmeği bile kredi kartıyla alarak bankaya veresiye yazdıran var. Beş yılın ardından enflasyonun yüzde 30'un altına düştüğünü başarıyla ilan ediyorlar. Bu iktidar bu yalan rakamlarla bu ilanı yapabilir ama gerçekler nerede? Sizler her biriniz bakkala gittiğinizde, manava, çarşıya, pazara gittiğinizde enflasyonun gerçek rakamlarını siz görmüyor musunuz? Yurttaş görmüyor mu? Bunlar görmediğini zannediyor. Oysa yurttaş bunu kalbinin derinliklerinde yaşıyor. Evine ekmek götüremiyor. İşte gerçek enflasyon bu.

Kira ödeyen, çocuğunu okula gönderen, pazara çıkan insan açlığın, yoksulluğun en dibini yaşıyor. Türkiye'de artık çalışmak bile yoksulluktan kurtulmaya yetmiyor. Bakın, geçtiğimiz günlerde Urfa'da çiftçi üretemiyor, geçinemiyor, ekemiyor, ektiyse satamıyor. Zarar ediyor. Ve traktörlerle işçiler protestolarını gerçekleştirdi Urfa'da. Yine aynı şekilde Manisa, Akhisar'da zeytin toplayıcıları ve üreticileri isyanda. Zeytin geçen seneden daha ucuza satın alınmak isteniyor. Oysa maliyeti kaç katladı, siz tahmin edin. Ve burada, bu zeytin protestolarında şöyle bir manzara çıktı: Altmış altı yaşında bir emekli geçinemiyor. Zeytin toplamak zorunda kalıyor, yani yevmiyeyle çalışmaya gitmiş. Altmış altı yaşındaki bu emekli abimiz, hıçkıra hıçkıra ağlayarak, gözyaşları içinde geçinemediğini anlatmaya çalışıyor. Ve öyle bir duyguyla ağzından çıkan kelimeleri insan, o içindeki buruklukla anlamakta güçlük çekiyor.

İşte Türkiye'nin gerçek portresi bu. Bir yandan fon vurguncuları, öte yandan “Para için değil, onurumuz için” diyerek intihar eden emekli memurlar. Ama bu iktidarın umurunda değil. Bugün aramızda Birleşik Emekliler Sendikası Karadeniz şubelerinden emekliler burada. Ben bir kez daha sizlere hoş geldiniz diyorum. Emeklilerin talebini burada sizinle paylaşmak istiyorum. Yirmi yedi Şubat... Düzeltiyorum. 2027 bütçesinde emeklilerin ekonomik ve sosyal hakları yer alsın talebiyle Meclis'e geldiler ve bugün grubumuzdalar. DEM Parti olarak siz değerli emeklilerin, emekliye geçim, sağlık, sosyal yaşam, güvence için ve birlikte adaletli bir bütçe için talebinizin sonuna kadar yanındayız.

Ve biz sadece bu talebin yanında olduğumuzu sözlerimizle ifade etmiyoruz. Biz bu talebin mücadelesinde hem parlamentoda hem alanlarda, meydanlarda siz değerli emeklilerimizle bir aradayız. Mücadeledeyiz. Kararlı duruşunuz, kitleselliğiniz ve asla asla bir boşluk tanımadan her yerde varoluşunuz çok kıymetli. Ben bir kez daha sizlere hoş geldiniz diyorum. Mücadeleniz mutlaka başarıyla taçlanacaktır.

Siyasi transferleri eleştirdi

Türkiye'de ne yazık ki bu transfer meselesi sadece fon kriziyle sınırlı değil. Sadece cebimizdeki para değil, bu ülkede artık irade de transfer ediliyor. İktidar transfer düzeni kurdu. Fonlarda para transfer ediliyor. Ekonomide krizin yükü halka transfer ediliyor. Ankara'da ikinci baro başkanının demecinden de yepyeni bir şey öğrendik. Sağ olsun, diyor bu baro başkanının, ikinci baro başkanının kendi ağzından söylediği sözler. Diyor ki: “Sağ olsun, bakanlık bize ayrıcalık tanıyor. Yetmiş üyemizi hâkim, savcı yaptık” diyor.

Alın size fon gibi patlayan bir diğer skandal. Yargıda yandaş transferi yapılıyor. Bu da bu ülkenin utanç vesikasıdır. Yurttaş kime ve neye güvenecek? Mecliste milletvekili transfer ediliyor. Yetmiyor, belediyelerde belediye başkanları da transfer ediliyor. Bu ülkenin tarihinde seçmen iradesi hiç bu kadar ucuza harcanmadı. Halka hiç bu kadar saygısızlık yapılmamıştı. Açık söylüyorum. Yıllarca kayyum atadılar. Atayamadıkları yerlerde şimdi başkanı kendi kendine kayyum yapıyorlar. Evet, parti değiştiren belediye başkanı kendi kendisinin ve ona oy verenin kayyumudur.

“Türkiye böyle yönetilemez”

Buradan bu konuyla ilgili üç somut çağrı yapıyorum. Birincisi, gelin siyasi transferleri etik ve hukuki sınırlar içerisinde sınırlandıracak açık bir yasal düzenleme yapalım. Bunu engelleyelim. Bu şekilde partiye transferlerin ve irade gaspının önüne geçelim. Açık şekilde öneriyoruz. Her kim ki partisinden istifa ediyorsa, partisinin listesinden kazandığı milletvekilliğinden de, belediye başkanlığından da, belediye eş başkanlığından da, meclis üyeliğinden de düşürülmelidir. 86 milyonun vurgunsuz bir Türkiye'ye ihtiyacı var. Büyük ekonomik suçları, yolsuzlukları ve sermaye piyasası vurgunlarını soruşturacak bağımsız, tarafsız ve uzmanlaşmış bir mahkeme ihdas edelim.

Üçüncüsü, siyasetle ticaretin arasındaki bağı kesecek, bürokrasinin çıkar ve güç aracına dönüşmesini engelleyecek bir siyasi etik kanunu çıkaralım. Söylediğimiz şey çok açık ve çok net: Türkiye böyle yönetilemez. Yönetilemiyor da. Halkın oyunun da emeğinin de sahipsiz bırakılmadığı, hesabının sorulduğu, halkın doğrudan iradesinin tanındığı bir düzen elbette ki mümkündür. İrade gaspının ne demek olduğunu, alın terinin nasıl yağmalandığını ve buna karşı mücadele etmenin nasıl olduğunu en iyi bilen siyasi partiyiz, siyasi geleneğiyiz. Çözüm reçetesi bellidir. Çok net. Bu düzen değişmeli. Sosyal hakları içeren bir demokratik cumhuriyet programı uygulanmalı. Partimiz bu programı hayata geçirmek konusunda çalışmalarını kararlı bir şekilde devam ettirecek. Biz ülkeyi adil bir düzenle yönetmeye adayız. Halkla birlikte, halk için yönetmeye hazırız, hazırız, hazırız.

Kadın cinayetleri ve nafaka düzenlemesi

15 Ekim, sevgili Rojin Kabaiş'in bedeninin Van Gölü'nün kenarında bulunduğu gün. Yani iki sene geçti aradan. Ve bu iki sene boyunca ailenin ve kadın hareketinin “Bunun dosyası açılmalı ve failler bulunmalıdır” dediği halde hâlâ bulunmadı. Bedeninde iki ayrı erkeğe ait DNA profili tespiti yapıldı. Bunların kimlere ait olduğu hâlâ belirlenmedi. Telefonu binlerce kilometre dolaştı, yapılan konuşmalar ve mesajlar çözümlensin diye. Ve Rojin'in ailesi, kadın hareketi durmaksızın bunun mücadelesini veriyor. Gülistan Doku ve ölümü şüpheli, tırnak içinde söylüyorum, “ölümü şüpheli” yazılarak dosyalar kapatılmak isteniyor. Ve biz kadınlar bu dosyaların hiçbirinin kapanmasına asla izin vermeyeceğiz ve hakikatin peşinde olmaya devam edeceğiz.

Ve sevgili kadınlar, yine Türkiye'de en önemli gündemlerden biri, bugüne kadar kadın hareketinin dişiyle tırnağıyla, kazıyarak, mücadelesiyle kazandığı nafaka hakkı ve Medeni Kanun'daki birçok hak tırpanlanmaya çalışılıyor. Kadınların nafaka hakkıyla ilgili Anayasa Mahkemesinin aldığı karar, kadınları ekonomik güvenceden mahrum bırakmayı amaçlıyor. Adalet Bakanı birkaç gün önce nafaka düzenlemesinde evlilik süresinin dikkate alınacağını açıkladı. Her yargı paketinde AK Parti iktidarı tarafından nafaka tartışması açılıyor. Adeta temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp ısıtılıp bu gündem getiriliyor. Buradan uyarıyoruz. Nafaka gaspını “Bir günlük evlilik, ömür boyu nafaka” gibi yanlış bir bilgiyle halka anlatmaya çalışarak taraftar kazanamazsınız.

Boşanma sonrası alınan ortalama yoksulluk nafakası... Bakın, bu rakamı lütfen iyi dinleyin. Hani iktidar diyor ya, boşanmış kadınlar çok para alıyor gibi. Buradaki yanlış bilgi, yanlış bilgi şu rakamda direkt ortaya çıkıyor: Yoksulluk nafakası 1.179 TL. Yanlış duymadınız. Bu kadar. Yani öyle bir gün için bir ömür boyu süren, bahsettikleri gibi rakamlar da yok ortada. Kadınlar ekonomik olarak erkeklerle eşit değil, yoksulun en yoksuludur kadınlar. Çocuğun, yaşlının, hastanın bakımını üstlenmek durumunda kalıyor evde. Evin tüm işlerini kadınlar yürütüyor ve ne yazık ki, ne yazık ki ev içi emek görülmediği için ne güvencesi var ne de bunun karşılığını alabiliyor.

Boşanırken ona “Artık kendi başının çaresine bak” diyemezsiniz. Nafaka bir lütuf değil, hayati bir haktır. Milyonlarca kadının hayatını belirleyecek bir düzenleme, bir yargı paketine sıkıştırılamaz. Kadınların hayatını belirleyecek yasayı kadınlar olmadan yapamazsınız. Nafaka tartışması ne zaman biter, biliyor musunuz? Kadınlar evlerde, sokaklarda, kamusal hayatın her alanında ve her zaman eşit, güvende ve özgür hissettiği zaman biter. Kadınların onlarca yıl süren mücadeleleri sayesinde elde ettikleri kazanımlarına, bu damlarına, nafaka hakkına göz dikilmesine asla izin vermeyeceğiz. Ve biz kadınlar haykırışımızı buradan, bu kürsüden bir kez daha yeniliyoruz: Artık yeter! Emeğimizden, bedenimizden, yaşamlarımızdan, haklarımızdan elinizi çekin.

Sürece değindi ve iktidarı acele etmeye çağırdı

Barış ve demokratik toplum süreci yine Türkiye'nin en önemli ve en sıcak gündemlerinden biri. Barış ve demokratik toplum sürecinin neresindeyiz? Türkiye'nin en fazla sorduğu sorulardan birisi. Çerçeve yasa çıktı. Peki ne zaman uygulanacak? Süreç nasıl ilerleyecek? Bu sorular toplumun sorduğu temel sorular. Bunlara sorumluluklarımız kapsamında hepimizin yanıt vermesi gerekiyor.

Hareket Yönetimi 8 Ekim'de Türkiye içindeki ve sınıra yakın bölgelerde bölge isimleri vererek çekildiğini açıkladı. Bu tarihî bir adımdır ve yepyeni bir sayfadır. Barış, tarafların üzerine düşen sorumlulukları karşılıklı yerine getirmesiyle gerçekleşir. İktidarın ve devletin sorumlulukları tarihsiz vaatlere bırakılamaz. Dün de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz çeşitli açıklamalarda bulundu ve şöyle dedi: Çerçeve yasanın uygulanması için olağan MGK toplantısını beklemeye gerek yok, dedi.

Bizce de yaşanan bu gelişmeler, karşılıklı adımların olağan MGK toplantı tarihini beklemeden atılmasının zemininin hazırlanması gerekiyor. Bakın, biraz önce Mersin'den gelen grubumuzla grupta sohbet ettik ve başta Barış Anneleri olmak üzere yine Türkiye'nin her kesiminin söylediğini söyledi. Neden somut adım atılmıyor? Neden kayyımlar geri çekilmedi? Neden AİHM kararları uygulanmadı ve Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ neden dışarıda değil? Neden Sayın Abdullah Öcalan için umut hakkı uygulanmıyor diye soruyor analar. Sadece Kürt halkı değil, toplumun tamamı artık bu süreçte somut adımlar görmek istiyor. Ve biz biliriz ki hayırlı işlerde acele etmek gerek.

Takip koordinasyon ve uygulama kuruluna bağlı 4 alt komisyon kurulacaktı. Bunların bir an önce oluşması, sadece oluşması değil, fiilen çalışmalara başlaması son derece önemli. Ve Sayın Öcalan'ın koordinatörü olacağı Barış ve Siyasallaşma Kurulu acilen çalışmalarına başlamalı. Sayın Bahçeli'nin “siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı'da bulunan kişinin hakkıdır” ifadesi önemli. Süreci ilerletecek en önemli çalışmalardan biri, Barış ve Siyasallaşma Kurulunun çalışacağı siyasi, hukuki ve teknik koşulların oluşması.

Bu nedenle Sayın Öcalan'ın özgür yaşar ve özgür çalışabilir koşulları acilen sağlanmalıdır. Buradan sizlerin huzurunda bir kez daha İmralı'ya selam ve sevgilerimizi gönderiyorum. Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'un inisiyatifiyle kurulacak Meclis İzleme Kurulu yine kurulmuş değil hâlâ. Kurulacak. Neyi bekliyoruz peki biz? Neden kurulmadı şu ana kadar? Bu kurula ilişkin de önerilerimizi burada açık ve net bir biçimde paylaşmak istiyorum. Sayın Numan Kurtulmuş'un Mecliste temsili bulunan bütün siyasi partilerle acilen görüşmesi lazım. Zaten kendisinin de yaptığı açıklamalara göre böylesi görüşmelerin gerçekleşeceğini ifade etti. Bu görüşmelerde özellikle kurulun kurulma biçimi, görevi ve sorumlulukları hakkında görüş alışverişinde bulunulmalı.

Kurulun kapsayıcılığı, çoğulculuğu sağlanmalı ki sürecin geniş kesimlerce daha güçlü sahiplenilmesine katkı sunsun. Bu kurulun sembolik olmaması, işlevli olması, siyasetin sorumluluğu ve süreçte oynaması gereken rol açısından hayati öneme sahiptir. Kurulun sahada gözlem yapan, süreçteki tanıklıkları ve süreçteki tıkanıklıkları ve gecikmeleri tespit eden, rapor hazırlayan, gerektiğinde raflarda bekletilmiş olan birçok görüşü artık ortaya çıkaran, taraflarla görüşen, yol aldıran bir pozisyonda olması son derece bu kurulu işlevli kılacaktır.

Sayın Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında kurulan Takip Koordinasyon ve Uygulama Kuruluyla birlikte bu kurulun bilgilendirme ve etkin istişare içinde olması son derece önemlidir. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun raporunun 6. ve 7. maddeleri demokratikleşme açısından son derece önemli maddelerdi. Bu kurul, sürecin ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap verecek, demokratikleşme yasaları için çerçeve oluşturmak üzere çalışmalar yürütmeli. Kurul herhangi bir siyasi partinin ya da yürütmenin yönlendirmesiyle değil, kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde çalışmalı. Kurul, sivil toplum örgütlerini, demokratik kitle örgütlerini sürece katabilecek mekanizmaları oluşturmalı. Bakın, bu konuda Türkiye'de talep çok. Mutlaka bu mekanizmalar oluşturulmalı.

"İki yıldır cenazeler gelmiyor, bu Türkiye'nin kazanımıdır"

Özellikle kadın örgütleri ve Alevi kurumlarının bu sürecin izleyeni, dinleyeni değil, masanın bir tarafı olmak gibi bir talepleri var ve bu talep dikkate alınmalı. Bizler sizlerin yönelttiği eleştiriler ve değerlendirmelerin inanın hepsinin farkındayız. Sürecin yavaşlığının yarattığı belirsizliklerin çok farkındayız. Müzakere ve mücadele partisi olarak bu sürece ilişkin söyleyecek o kadar çok sözümüz var ki. Ama şunun altını özellikle çizmek istiyorum. Bakın, 2 yıldır, iki yıldır Türkiye'de ne bir asker ne bir gerilla cenazesi gelmiyor. Bu, bizim toplum olarak büyük bir mutluluk duyduğumuz bir şey. Bu, Türkiye'nin kazanımıdır. Ve bunun değerini en çok gerilla annesi, asker annesi bilir. Bunun kıymetini, bunun değerini, insani ve siyasi ve toplumsal değerini 86 milyon yurttaş olarak hepimiz bilince çıkarmak durumundayız. Barış demokrasisiz düşünülemez. Bizi izleyen, dinleyen, birlikte demokratik mücadele verdiğimiz dostlarımız, demokrasi mücadelesinin bütün neferleri, parçaları, bu ülke adil ve demokratik yönetilsin diyen her kesimin bu sürece ilişkin bir sözü var.

Bunun ne demek olduğunu DEM Parti olarak bizler çok iyi biliyoruz. Türkiye için olmazsa olmazlar barış, demokrasi ve adalet. Baskı düzeni değişmeli. Değişmeli ki bu topraklarda barış kalıcı olsun. Değişmeli ki hak ve adalet herkes için ama herkes için yerini bulsun. Barış ve demokrasi isteyen bütün kesimlere buradan sesleniyorum. Süreci demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak görmek, en üst perdeden barışa sahip çıkmak hem ülkemiz, toplumumuz, geleceğimiz için hem bölgenin barışına çok büyük katkı sağlayacaktır. Ve biz şunu biliyoruz ki, biz şunu biliyoruz ki, barışı ve demokrasiyi birbirinden ayırmadan yürüteceğimiz ortak, kitlesel bir mücadeleyle biz gerçekten bu topraklarda barışı inşa eder, demokrasiyi tesis edebiliriz. Ve buradan sözümüz şu: Bizler birleşe birleşe kazanacağız, dayanışarak kazanacağız, hep birlikte kazanacağız.

Değerli arkadaşlar, konuşmamın sonuna yaklaşırken yitirdiğimiz bir dostumuzu burada anmak istiyorum. Hatay Samandağ'da Eğitim Sen şube başkanı sevgili Cüneyt Kayıkçı'yı çok erken yaşta kaybettik. Mücadelede, sosyal hayatta hep bir arada olduğumuz, omuz omuza mücadele ettiğimiz değerli bir yoldaşımız. Ben buradan ailesine, yoldaşlarına, eğitim emekçilerine ve bütün Samandağ halkına başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. Gerçekten çok zor bir zamandan geçiyoruz. Belirsizliklerin olduğu, zorlanmaların yaşandığı çok ağır bir dönem, çok ağır bir süreç. Ama bizim için hiçbir dönem kolay olmadı ve biz hiçbir zaman enseyi karartmadık. Ve biz her zaman karanlığın en koyu olduğu noktada aydınlığa ulaşmak için örgütlü mücadelemize tutunarak bugüne gelmeyi başardık. Ve mücadelemiz, örgütlülüğümüz, halkımızdan aldığımız güçle biz bütün bu zoru kolay etmeye varız. Ve sözlerime son verirken, mücadelemizin geldiği aşama ve artık sonuç almaya odaklandığımız bu dönemde hepimize kolaylıklar diliyorum, başarılar diliyorum. Birlikte kazanacağız, örgütlenerek kazanacağız, mücadele ederek kazanacağız. Enseyi karartmak yok. Umutla yolumuza devam edeceğiz.

Indepedent Türkçe

Hakkında daha ayrıntılı: TÜLAY HATİMOĞULARIDEM PARTİ

DAHA FAZLA HABER OKU

Siyaset

Sosyal medyada 15-18 yaş grubuna ekran kaydırma ve canlı yayın kısıtlaması

Siyaset

Bahçeli’den Suudi Arabistan açıklaması: Bu topraklara yönelik saldırılara hiçbir şekilde duyarsız kalamayız

Siyaset

Ahmet Özer’den kayyum yönetimine yolsuzluk ve rüşvet tepkisi

Siyaset

Numan Kurtulmuş: Önümüzde barış ve kardeşlik için yeni bir kapı açıldı

İlgili Haberler
Makroekonomi SON DAKİKA | Borsa salı gününü yükselişle tamamladı CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Seat kapanmayacak: CEO Haupt'tan yatırım mesajı Haber.com Ekonomi · 26 dk önce Makroekonomi Petrol fiyatlarında Husi etkisi: 106 doları aştı Paratic · 29 dk önce Makroekonomi Yeni Yol Milletvekili Ün'den Emine Erdoğan'a Azerbaycan'daki başörtüsü yasağı için çağrı Independent Türkçe · 30 dk önce Makroekonomi Araç muayene istasyonlarında yeni dönem hazırlığı: Turka ile TÜVTÜRK arasında imza atıldı Yeni Şafak Ekonomi · 33 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.