YAYINLAMA 13 Ekim 2026 12:22
GÜNCELLEME 13 Ekim 2026 12:24
Bir süre öncesine kadar küresel piyasalarda dikkatler enflasyon ve merkez bankalarının atacağı adımlar üzerindeydi. Son dönemde ise yatırımcılar bunlara ek olarak kamu maliyesini, artan borçlanma ihtiyacını ve faizlerin ne kadar süre yüksek kalabileceğini değerlendirmeye başladı. Bu değişim, en net şekilde tahvil piyasalarındaki fiyatlamalarda kendini gösteriyor.
Aslında son haftalarda farklı piyasalarda gördüğümüz gelişmeler birbirinden bağımsız değil. ABD tahvil faizlerinin yüksek seyri, Fransa tahvillerindeki satış baskısı, eurodaki değer kaybı, İsviçre frangının görece güçlü görünümü ve ons altının yüksek faiz ortamına rağmen görece dirençli kalması aynı tema etrafında şekilleniyor. Bu çerçevede Avrupa tarafında dikkatler giderek daha fazla Fransa’ya çevrilmiş durumda.
Fransa’nın 10 yıllık tahvil faizleri yükselirken, Alman tahvilleriyle arasındaki fark 141 baz puanla 2012 yılından beri en yüksek seviyesine çıktı. Bunun bir bölümü küresel tahvil piyasalarındaki satış baskısından kaynaklansa da yatırımcıların Fransa’nın mali görünümüne ilişkin daha fazla soru sormaya başladığı görülüyor. Bütçe açığının ne ölçüde kontrol altına alınabileceği, büyümenin zayıf seyrettiği bir ortamda mali konsolidasyonun nasıl sağlanacağı ve siyasi yapının bunu destekleyip destekleyemeyeceği daha belirgin şekilde sorgulanmaya başlandı.
Piyasalar uzun yıllardır Almanya’yı, Fransa’yı ve Hollanda’yı aynı çekirdek Avrupa hikâyesinin parçaları olarak değerlendiriyordu. Son dönemde ise, Fransa’nın giderek daha yüksek bir risk primiyle fiyatlanmaya başlanması dikkat çekiyor. Bu durum yalnızca tahvil piyasalarını değil, euroyu da etkiliyor.
ABD faizlerinin yüksek seyretmesi kuşkusuz doları destekliyor. Ancak euro üzerinde de Fransa kaynaklı mali kaygıların, zayıf büyüme görünümünün ve Avrupa Merkez Bankası’nın hareket alanının daralabileceğine yönelik beklentilerin etkisi hissediliyor. Son dönemde EUR/CHF paritesindeki hareketler de yatırımcıların belirsizlik dönemlerinde halen İsviçre frangını güvenli liman olarak gördüğünü hatırlatıyor.
Sadece bir ay öncesinde bile piyasalar, Avrupa Merkez Bankası’nın daha fazla sıkılaştırmaya gitmek durumunda olacağını düşünüyordu. Şimdilerde Aralık toplantısına ilişkin faiz artırımı beklentileri korunuyor olsa da, ECB’den beklenen toplam faiz artırım miktarı azaltılmış durumda.
ABD'de beklentilerin altında kalan tarım dışı istihdam verisi ve bazı Fed yetkililerinin faiz artırımı konusunda aceleci olunmaması gerektiğine yönelik açıklamaları sonrasında piyasalarda Fed’den ek sıkılaşma beklentileri bir miktar geriledi. Swap piyasalarında yıl sonu için fiyatlanan toplam faiz artışı beklentisi birkaç hafta öncesine göre azalırken, bir sonraki faiz artışının Aralık ayında gerçekleşeceği yönündeki beklenti ise korunuyor.
Veri gündemi açısından ABD'de bu hafta açıklanacak TÜFE ve perakende satışlar piyasaların odağında olacak. Enflasyonun seyrinin yanı sıra tüketicilerin harcama eğiliminde ne ölçüde bir yavaşlama yaşandığı da Fed’in bundan sonraki adımlarına ilişkin beklentilerin şekillenmesinde önemli rol oynayacak. Bununla birlikte son dönemde uzun vadeli tahvil faizlerinde görülen yükseliş, piyasaların yalnızca para politikasına odaklanmadığını da gösteriyor. Artan bütçe açıkları ve yükselen tahvil arzı nedeniyle yatırımcılar giderek daha fazla kamu maliyesini ve borçlanma dinamiklerini fiyatlıyor. Başka bir ifadeyle, tahvil piyasalarında oluşan görünümü sadece Fed’in atacağı adımlarla açıklamak zor.
Bu açıdan bakıldığında, Bangkok’ta başlayan IMF ve Dünya Bankası toplantıları da önem taşıyor. Yükselen enerji fiyatları, jeopolitik riskler ve birçok ülkede yüksek seyreden kamu borçları düşünüldüğünde, uluslararası kuruluşlardan gelecek büyüme ve borç dinamiklerine ilişkin değerlendirmeler yakından takip edilecek. Özellikle yükselen kamu borçları ve artan finansman maliyetleri dikkate alındığında, IMF’nin küresel ekonomiye ilişkin güncellenmiş değerlendirmeleri piyasalara önemli mesajlar verebilir.
Haftanın bir diğer önemli gündem maddesi ise ABD’de başlayacak üçüncü çeyrek bilanço dönemi olacak. İlk etapta JPMorgan, Goldman Sachs, Citigroup ve Bank of America gibi büyük bankaların sonuçları izlenecek. Devamında ise yapay zekâ altyapısının en kritik oyuncularından birisi ve dünyanın en büyük sözleşmeli çip üreticisi olan TSMC’nin Perşembe günü açıklayacağı sonuçlar teknoloji sektörünün görünümü açısından yakından takip edilecek. Yatırımcıların odağı yalnızca kâr rakamlarında değil, şirket yönetimlerinin finansman maliyetleri, yatırım iştahı ve talep görünümüne ilişkin mesajlarında olacak. Yükselen tahvil faizlerinin özellikle büyüme ve teknoloji şirketlerinin değerlemeleri üzerindeki etkisinin daha sık tartışıldığı mevcut ortamda, bilanço döneminden gelecek yönlendirmeler piyasaların seyri açısından önem taşıyor.
Ons altın tarafında ise dikkat çekici bir görünüm var. Normal koşullarda ABD tahvil faizlerinin bu kadar yükselmesi ons altın üzerinde daha belirgin bir baskı yaratabilirdi. Ancak jeopolitik riskler, küresel borç dinamiklerine ilişkin kaygılar ve merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme eğilimleri, yüksek faiz ortamına rağmen ons altındaki kayıpların daha sınırlı kalmasına katkıda bulunuyor. Önümüzdeki haftalarda Hindistan’da başlayacak Dussehra ve ardından gelecek Diwali festival dönemi de fiziki talep açısından takip edilebilir. Tarihsel olarak bu dönemler fiyatlarda güçlü bir yükseliş yaratmaktan çok, aşağı yönlü hareketleri sınırlayan destekleyici bir unsur olarak öne çıkıyor.
Yurt içinde yatırım fonlarına ilişkin süreç ve konuya dair gelişmeler izlenmeye devam ediyor. Bu aşamada resmî açıklamalar ve düzenleyici kurumlar tarafından yapılabilecek değerlendirmeler önemini koruyor. Ayrıca Cuma akşamı uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P’nin Türkiye’ye ilişkin yapabileceği değerlendirmeler de yatırımcılar tarafından yakından takip edilecek.
Özetle bu hafta; yatırımcılar bir taraftan ABD’den gelecek enflasyon ve perakende satışlar verilerini, diğer taraftan Fransa kaynaklı gelişmelerin Avrupa piyasalarına olası yansımalarını takip edecek. IMF ve Dünya Bankası toplantılarından çıkacak değerlendirmeler ile ABD’de başlayacak bilanço sezonu da gündemin üst sıralarında yer alıyor. Bu çerçevede tahvil piyasalarının seyri, yalnızca faiz beklentileri açısından değil, döviz piyasalarından hisse senetlerine kadar geniş bir alan için referans oluşturmayı sürdürecek.
Not: “Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.