12 Ekim 2026, Pazartesi · 22:04 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Nereden çıktı bu COP31 şimdi?

Nereden çıktı bu COP31 şimdi?

Şimdi bu iklim değişikliği tartışmaları ve tedbirleri size son günlerin icadı gibi gelebilir, ama değildir. İklim değişikliği gündemli taraflar konferansı, COP 31, bu yıl Antalya’da düzenlenecek. “Nereden çıktı bu COP 31 şimdi?” diye merak ediyorsanız söyleyeyim, 1992 yılında Rio’dan çıktı.

Yine Süleyman Demirel, COP 31’de de Süleyman Demirel imzası

O vakitler, daha Demirel başbakandı. Rahmetli Süleyman Demirel’in son başbakanlık dönemi 1991 seçimleri sonrasındaydı. DYP-SHP koalisyon Hükümeti dönemi…

Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (UNCED) 1992 yılında Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde toplandı. O günkü adıyla bu Dünya Zirvesi’ne (Earth Summit) Türkiye’den katılan heyete Demirel başkanlık etmişti.

Demirel’in o tarihlerde günün mana ve ehemmiyetine uygun bir biçimde “Kalkınma ile çevre birbirinden ayrılamaz; bu meseleleri birlikte ele almak gerekir” demişliği de var, bakın onu da belirteyim. Zaten Rio’dan çıkan Gündem 21’in (Agenda 21) temel şiarı da buydu. "Küresel Düşün, Yerel Hareket Et" felsefesi o vakitlerden kalma.

İklim değişikliği sürecinin etkileri daha bugünkü kadar somut, gözle görülebilir bir biçimde hissedilmiyordu. Ama sürece müdahale etme amaçlı girişimler ta o zamanlarda başlamıştı. İyi ki. Ben o vakit daha Sermaye Piyasası Kurulu’ndaydım, doğrusu ya, Süleyman Bey’in bu açıklamalarını pek uzaktan dinliyorduk, derdimiz bir başkaydı.

Rio’daki Dünya Zirvesi’nden üç temel sözleşme çıktı aslında, Rio Sözleşmeleri diyelim. Dünya çapında iklim değişikliği meseleleriyle mücadele etmek için üç kritik uluslararası anlaşma.

Birincisi, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, UNFCC. İkincisi, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, CBD. Üçüncüsü ise Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi, UNCCD.

Ama bu yıl bu üç kardeş sözleşme için düzenlenen toplantılar hep bizim coğrafyamızda yer alıyor. UNCCD’ye dayalı Çölleşmeyle Mücadele COP 17 Taraflar Konferansı 17-28 Ağustos tarihleri arasında Ulan Bator, Moğolistan’da toplandı.

CBD kaynaklı Biyoçeşitlilik COP 17 Taraflar Konferansı ise önümüzdeki haftalarda, 19-30 Ekim tarihleri arasında Erivan, Ermenistan’da toplanacak. Sonra sıra Antalya’daki COP31’e gelecek.

UNFCC, ilerleyen yıllarda Kyoto Protokolü ile Paris Anlaşması’na zemin hazırladı. Türkiye tüm bu süreçlerde vardı. İşte COP 31, UNFCC çerçevesinde yürütülen temaslar ve müzakereler neticesinde düzenlenen taraflar konferanslarının otuz birincisi olacak. COP 31 toplantısı 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da yapılacak.

Doğrusu ya, toplantıların ve de sözleşmelerin üçünü birden değerlendirmek, insana hem daha daha geniş bir perspektif kazandırıyor hem de daha ne kadar çok işimiz olduğunu görmemizi sağlıyor.

Yeşil dönüşüm daha çok EV ve hatta elektrikli kamyon demektir

COP 31 gündemi dendiğinde benim aklıma hemen elektrifikasyon geliyor. Türk sanayisinin yeşil dönüşümü söz konusu olduğunda da akla ilk elektrifikasyon geliyor. Aynı Sovyet Devrimi sırasında Lenin’in “Sosyalizm elektrifikasyon demektir” şiarı gibi, yeşil dönüşüm söz konusu olduğunda da ilk aklımıza gelen mesele elektrifikasyon.

Şimdilerde üretim sürecinin elektrifikasyonundan birdenbire gündelik yaşamın elektrifikasyonuna geçiverdik. Halbuki üretim sürecinin elektrifikasyonu zaten kocaman bir mesele. Hem üretim sürecinde ısıtma ve soğutmanın elektrifikasyonu hem de iş sürecinin her aşamasında dijitalleşme ve yapay zekâ çözümlerinin gerektireceği elektrifikasyon.

Bu noktada çok işimiz olduğu ortada. Ancak bir de yoğun olarak gündemimize giren gündelik yaşamın elektrifikasyonu meselesi var. Artık ulaştırmada, içten yanmalı motorlara dayalı taşımacılıktan elektrifikasyona dayalı taşımacılığa geçme zamanı. Ne demek? Yollarımızda ağırlık elektrikli vasıtalara (EV) geçecek demek.

Zaten Enerji Bakanı Alpaslan Bayraktar da daha geçenlerde 2035 yılına kadar yollarımızda 8 ila 10 milyon EV bulunmasını hedeflediklerini söyledi geçenlerde. AB zaten 2035’ten itibaren yollara içten yanmalı motora dayalı yeni vasıta çıkartmayacağını açıklamıştı. Gerçi AB şimdi o eski kararını revize etmeyi tartışıyor ama Türkiye’nin bir yanından konuya müdahil olması hoş bir yenilik aslında.

EV’ye dayalı taşımacılık deyince, ülkenin kamyon filosunu da elden geçirmek gerekecek elbette. Türkiye’nin devasa bir kamyon filosu var. Şimdi bir an önce bu filomuzu elektrikli kamyona çevirmek, EV’leştirmek gerekiyor. Neden?

Şimdilerde katlanmaya başladığımız Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında firmalarımızın katlanacağı maliyetin önemli bir bölümü Türkiye’nin lojistik altyapısının yüzde 85-90’ının karayolu taşımacılığına dayalı olmasından kaynaklanıyor. Firmalarımızın karbon maliyetini azaltmanın ilk elden düşünülmesi gereken tedbirlerinden birinin kamyon filosunun EV’leştirilmesi olduğu ayan beyan ortada.

Yollarda yalnızca otomobillerin değil, kamyonlarında EV’leştirileceği bir sürecin içinde olacağız. Bu çerçevede, memlekette EV üretimi kapasite inşası önem taşıyor. Böyle bakıldığında Türkiye’nin ilk EV’si TOGG ile atılan adım da doğrusu manalı duruyor. Memlekette EV üretimi konusunda bir kapasite inşası bu çerçevede başlamış oldu.

Önümüzdeki dönemde yalnızca Türkiye’nin değil, tüm ülkelerin kamyon filolarını elden geçirmesi gerektiğini düşünürseniz EV konusunda ön almanın önemini daha iyi görebilmek mümkün aslında.

Elektrifikasyon iyi, peki ya nadir metal madenciliği?

Bu çerçevede bakarsanız elektrifikasyon COP 31 için iyi. Ama COP 31 için iyi olan COP 17’ler için ne kadar iyi, doğrusu tartışılır. Neden?

Sadece AB’nin 2035 hedeflerine uygun olarak, yalnızca elektrikli vasıtaların pilleri için dünyanın çeşitli bölgelerinde dört yüz yeni madenin (97 adet doğal grafit, 74 tane lityum ve 72 tane de nikel madeni) açılması gerekiyor yapılan analizlere göre. Elektrifikasyon lityumdan başlayarak nadir metal madenciliği ihtiyacını büyütüyor. Nadir metal madenciliği ise dünyanın yoksul bölgelerini daha da yoksullaştırıyor.

“Sıfır karbon salımına sahip” SUV’lara binebilelim ve dünyanın geleceği için içimiz rahat dolaşabilelim diye, Türkiye dahil sayıları giderek artan gelişmekte olan ülkelerin nadir toprak elementlerini çıkarma telaşının ekolojik maliyetini üstlenmesi gerekiyor, bir nevi.

Nedir? İklim değişikliğiyle mücadele için elektrifikasyona ağırlık vermeye başladığımızda, EV’leşme süreci için gereken ek maden ihtiyacını biyoçeşitliliği koruma ve çölleşmeyle mücadele hedeflerine uygun olarak gerçekleştirmek için ek tedbir almamız gerekir.

Bu ne demek? COP 31’i tek başına değil, COP 17’ler ile birlikte değerlendirmekte fayda var. SKDM olmasa bile, Made in Europe müzakerelerinde herhalde bu konunun da gündemde olması yararlı olabilir.

Çin’in nadir metal elementleri işleme konusundaki egemenliği dikkate alındığında, bu konunun Türkiye ile ilgili olarak nasıl müzakere edilebileceğini şimdiden düşünmeye başlamakta gerekiyor.

Gerçi elektrifikasyon söz konusu olduğunda Türkiye’nin öncelikle elektriği nasıl üreteceğine bir daha bakması lazım… Son günlerin en güzel şakası, benim için, ortalıkta dolaşmaya başlayan Adil Geçiş Stratejisi (AGES) taslağı oldu doğrusu. Türkiye’nin “içinde kömür geçse de kömür bölgeleri sıralansa da kömürden çıkış tarihine ve bunun planlamasına hiç değinmeyen, buna kör kalan” bir AGES dokümanı var. Şaka gibi.

Bir yandan COP 31 çerçevesinde, iklim değişikliğiyle mücadele için, yolları EV ile doldurmaktan bahseden, öte yandan yine iklim değişikliğiyle mücadele için, yatırımcılara yol gösterecek, kömürden çıkış tarihini açıklamayı bir türlü beceremeyen bir enerji bakanımız var. Şaka gibi işte...

İspanya’daki Adil Geçiş Enstitüsü’ndekilerle yıllar önce konuştuğumda, bana ilk sordukları soru şuydu: “Elektriğin ne kadarını kömürü yakarak üretiyorsunuz?”. Ben “yaklaşık yüzde 35’i” deyince, “çokmuş” demişti oradaki yetkililer. “Biz” dediler “geçişe başladığımızda yüzde 12’lerdeydik ve zor oldu.”

Sonra hemen ikinci soruya geçtiler. “Peki, bu iş için ne kadarlık bir bütçeniz var? Malum bu kaybedenleri telafi etmeden, yeni yatırımları da desteklemeden olmuyor. Tabii ben kem küm.

Türkiye garip bir biçimde sorunlarının adını koymaktan ısrarla kaçınıyor. Enerji Bakanlığı’nda gördüğüm de bu. Ortada bir plan yok. Çözüme odaklanmayı reddediyor. Dedikoduyla vakit geçiriyor. Bodrumdaki odunlukta kaybettiğini, öylesi kolayına geldiği için, bahçedeki aydınlıkta boş yere arıyor. Odunlukta kaybettiğinizi ancak odunlukta bulabilirsiniz.

İlgili Haberler
Makroekonomi ÖĞRENCİLERE 19 BİN 250 TL DESTEK ÖDEMESİ: İŞKUR Gençlik Programı'na Kimler Nasıl Başvuru Yapabilir? İŞKUR Gençlik Programı Şartları Neler? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi İŞKUR Gençlik Programı'nda yeni dönem: 150 bin öğrenciye gelir desteği CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Altında yeni rota ne olacak? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi SON DAKİKA HABERİ: Borsa günü düşüşle tamamladı CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Delta Air Lines Riyad uçuşlarını Mart 2027'ye erteledi Haber.com Ekonomi · 15 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.