Fon piyasasında yaşanan sıkışmanın ekonomiye etkisini, olası kayıplar kadar paraya erişim süresi de belirleyebilir. Ödeme takvimi belirsiz kaldıkça, yatırımcının bekleyişi işletmenin finansman maliyetine, tedarikçinin alacağına ve üretim kararlarına yansıyabilir.
Para fonda bekleyebilir; maaş günü, vergi takvimi ve tedarikçinin vadesi beklemiyor. Fon piyasasında yaşanan gelişmelerin ekonomiye etkisini değerlendirirken, büyük rakamların yanında bu gündelik gerçeğe de bakmak gerekiyor.
Önce rakamı doğru yere koyalım. 826 milyar lira, kesinleşmiş zarar değil. Tamamı borsada satılacak hisse tutarı da değil. Yatırımcıya dönecek tutar, varlıkların hangi koşullarda paraya çevrilebildiğine bağlı olacak.
Ölçeğe baktığımızda, 826 milyar lira ağustos sonundaki yatırım fonu büyüklüğünün yaklaşık yüzde 7,5’ine karşılık geliyor. Aynı tutar, 2025 milli gelirinin yüzde 1,3’ü; 2026 için öngörülen milli gelirin ise yaklaşık yüzde 1’i kadar. Bu karşılaştırma, sorunu ekonominin bütünü içindeki boyutuyla görmemizi sağlıyor. Ancak milli gelirin bu oranlarda azalacağı söylenemez.
Asıl dikkat isteyen, sıkışmanın belirli hisselerde ve işletmelerde yoğunlaşması. Alıcısı sınırlı hisselerde büyük miktarda satış gerektiğinde, ekrandaki fiyatı korumak zorlaşabilir. Fonun varlığı olsa bile bunu kısa sürede nakde çevirememesi, yatırımcının bekleyişini uzatabiliyor.
Bu mekanizmanın reel ekonomiye uzanan tarafı ise nakit akışı. Parasına ulaşamayan bir işletme, ödemelerini karşılamak için kredi kullanabilir; bunun bedeli ek faiz olur. Krediye erişemiyorsa tedarikçisine ödemeyi geciktirebilir. Böylece fonda hiç parası bulunmayan bir şirket de sıkışıklıktan etkilenebilir. Etkinin büyüklüğünü, bekleyen paranın kimde ve hangi ihtiyaç için tutulduğu da belirleyecektir.
Basit bir hesap, zamanın maliyetini somutlaştırıyor. Başlangıçta 20 milyon lira kredi kullanan bir işletmenin, yıllık yüzde 41 basit faiz varsayımıyla 90 günlük faiz yükü yaklaşık 2,02 milyon lira. Alacağının yarısını 30’uncu günde tahsil edip kredisini azaltabilirse bu tutar 1,35 milyon liraya iniyor. Yaklaşık 674 bin liralık fark, yalnızca ödeme zamanından kaynaklanıyor. Bu, gerçekleşmiş bir kayıp veya ödeme tahmini değil; erken ödemenin olası etkisini gösteren varsayımsal bir örnek.
Öte yandan, tabloyu ekonominin tamamına yayılan bir finansal tıkanma olarak değerlendirmek için mevcut veriler yeterli görünmüyor. Eylülün ikinci yarısında mevduatın artması ve kredi akışının sürmesi olumlu işaretler. Bunlar, sıkışmanın belirli alanlarda kalabileceğini düşündürüyor. Yine de toplam göstergelerdeki dayanıklılık, parasına erişemeyen işletmenin ödeme güçlüğünü ortadan kaldırmıyor.
Bundan sonraki aşamada ödeme takvimi öne çıkıyor. SPK’nın 30 Eylül kararıyla belirli fonlarda yatırımcı başına, her fon için ayrı ayrı en fazla 1 milyon liralık ara ödeme yolu açıldı. Ancak ödemelerin başlayacağı tarih henüz açıklanmadı.
Fonlarda paranın beklemesi de yatırımcı için maliyet yaratıyor. Bu nedenle ne kadar ödeme yapılacağı kadar, paranın ne zaman döneceğinin netleşmesi de güven açısından önemli.
Son olarak, sermaye piyasalarının birikimleri üretime ve yatırıma taşıyabilmesi güvene bağlı. Bugün bu güveni korumak, yarının yatırımlarını da korumak demek.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.