Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Eylül ayı enflasyon rakamları beklenenden oldukça iyi geldi. TÜFE, Eylül’de aylık yüzde 1,84, yıllık yüzde 29,73 arttı. Böylece yıllık enflasyon Ağustos’taki yüzde 31,51'den 1,78 puan gerileyerek uzun zaman sonra ilk kez yüzde 30'un altına inmiş oldu.
Piyasa beklentisi ortalama yüzde 2,20 idi. Hem kurumlar hem de bireysel anlamda beni en çok şaşırtan unsur gıda fiyatları. Gıda ve alkolsüz içecekler grubu aylık yüzde 0,20 gerileyerek manşet enflasyona negatif 0,05 puan katkı vermiş. Yani enflasyonu temelde aşağı çeken kalem gıda ve alkolsüz içecekler. Oysa tahmin verenler bu grubun katkısının pozitif (yükseltici) olmasını bekliyordu.
Alternatif hesaplama yöntemlerinde de pek bir alternatifimiz kalmadı.
İTO’nun Ağustos ayı enflasyon hesaplamasındaki metodoloji hatasına İTO cephesinden yanıt gelmedi. İTO’nun İstanbul TÜFE hesaplaması, daha önce de hatalı sonuçlar vermesi nedeniyle bende elendi.
Web TÜFE benim en büyük favorim. Web TÜFE’de, en büyük 3 pozitif katkı; gıda ve alkolsüz içecekler (0,622 puan), ulaştırma (0,596 puan) ve giyim ve ayakkabı (0,304 puan) olmak üzere toplamda 1,52 puan katkı yaparak Web TÜFE’nin manşet enflasyonun yaklaşık yüzde 67’sini oluşturduğu açıklandı. TÜİK verisinde, gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki bu olağandışı farkın neden kaynaklandığı konusu bence büyük bir soru işareti olarak duruyor. Geçtiğimiz yıllarda da giyim kaleminde olağandışı farklar çıkardı. Şimdi ‘Giyim’in rolünü ‘Gıda ve Alkolsüz İçecekler’ üstlenmiş gibi görünüyor.
Normal şartlarda şeffaflık adına TÜİK’in bu kritik enflasyon verisindeki olağandışı farkın nedenini açıklaması beklenir. Ancak bizde kurumlar tamamen kapalı sistem şeklinde çalıştığı için, böyle bir açıklamayı beklemek saflık olur.
Yüzde 30 hâlâ çok yüksek, ancak psikolojik olarak yüzde 30’un altını görmüş olmak Merkez Bankası’nın elini güçlendirecek bir durum olduğu konusunda da sanırım herkes hem fikirdir.
Merkez Bankası’nın elini güçlendirmek kastım, yılın sonuna gelinirken kalan son iki toplantıda politika faizini yüzde 37’den yüzde 35’e indirmesi için alan kazanması.
Böylece politika faizi yüzde 37 iken, yıllıklandırılmış TÜFE yüzde 29,73’e ve yıllıklandırılmış çekirdek enflasyon (C Endeksi) ise yüzde 28,70’e gerilemiş oldu. Basit hesapla, ex-post reel faizin yaklaşık 7,3 puana yükselmesi, Merkez Bankası’na sıkı duruşunu bozmadan sınırlı bir adım atma alanını bırakıyor. En azından 22 Ekim 2026 tarihli Para Politikası Kurulu toplantısı için 100 baz puan indirim cepte gibi görünüyor.
Öte yandan, mevsimsellikten arındırılmış verilere baktığımızda, Eylül ayı mevsim etkisinden arındırılmış TÜFE yüzde 1,61 geldi. Geçtiğimiz ay (Ağustos) bu veri yüzde 2,29 idi. Olağandışı bir iyileşme burada da göze çarpıyor. 2026 yılının 9. ayı boyunca 3. kez yüzde 2 altında gelen ve tüm yıl boyunca en düşük mevsim etkisinden arındırılmış TÜFE ile karşılaştık Eylül’de. Bu önemli bir gösterge. Keza; mevsim etkisinden arındırılmış çekirdek enflasyon verileri de (B ve C Endeksi) geçtiğimiz aylardan iyi. Bu da Merkez Bankası’na alan yaratan hususlardan biri.
Mevsim etkisinden arındırılmış verilerde serinin önceki aylarında sürekli bir güncelleme olduğu dikkatinizi çeker. Ancak bu normal ve uluslararası standartların da bir gereği. Modele eklenen yeni ayın verisi, yılın o dönemindeki fiyat davranışları ve mevsimsel şablon (seasonal pattern) hakkında algoritmaya taze bilgi sunar. Sistem, güncel bilgiyi kullanarak serideki geçmiş tüm ayların mevsimsel çarpanlarını geçmişe dönük olarak yeniden kalibre eder. Çarpanlar değiştiği için önceki ayların arındırılmış değeri de matematiksel olarak yeniden hesaplanır. Arındırma filtreleri hem geriye dönük hem de ileriye dönük hareketli ortalamalar üzerinden çalışır. Serinin en sonuna yeni bir veri noktası eklendiğinde, kullanılan çift yönlü filtreler nedeniyle geçmiş ayların tahmin edilen eğilim ve mevsimsellik değerlerinde ufak tefek oynamalar meydana gelir. Mevsimsel verileri de takip edenler açısından bu küçük bilgilendirmeyi yapmadan geçmek istemedim.
Bütün bunların yanında, zayıflayan talep koşulları da bence olası bir indirim için alan yaratan unsurlardan biri sayılabilir. Talepte keskin bir düşüş olmasa bile, ılımlı bir zayıflama geçmiş aylardan bu yana gözlemlediğimiz bir gerçeklik. Özellikle konut ve otomobil satışlarında bu talep azalışını gözlemliyoruz.
Yukarıda saydığım unsurlar faiz indirimine kapı açabilecek pozitif olarak değerlendirilebilecek hususlar. Geçtiğimiz haftalarda yine bu sütunlarda da belirttiğim gibi, örneğin Avrupa Merkez Bankası’nın faiz kararı 3 temel kritere dayanıyor. Belki buradan yola çıkarak, TCMB için faiz indirimi kapısının açılıp açılmadığını bir kez daha düşünmekte fayda var.
Avrupa Merkez Bankası (AMB); İlk olarak, gelen ekonomik ve finansal veriler ışığında enflasyon görünümünü ve onu çevreleyen riskleri değerlendiriyor. Ekonomiyi doğrudan etkileyen ve farklı zamanlarda ortaya çıkan şoklarla enflasyonun orta vadeli görünümünü tahmin etmek bu ilk kısımda odaklandıkları nokta. Tamamen veriye dayalı bir süreç. Enflasyonun birincil etkilerinin neler olduğu, ikincil etkilerinin neler olabileceğinin derinlemesine irdelendiği bir evre diyebiliriz. Ne kadar başarılı oldukları elbette tartışılır, ancak kapsamı anlamak açısından bence önemli.
İkinci olarak, AMB bu risklerin altında yatan enflasyon dinamiklerine odaklanıyor. Enflasyonun geçişkenliği, bu geçişkenliğin hızı ve yoğunluğu bu kısımda incelenen hususlar. Bizde kurdaki artışın mal ve hizmet fiyatlarına geçişkenliğini, bu geçişkenliğin hızını geçmişte çokça tartışmıştık. Şimdi Merkez Bankası yine bunlara bakıyordur mutlaka, ancak temel odak noktası bu kez enerji fiyatları. Enerji fiyatlarındaki yüksek oynaklık, geleceğe yönelik belirsizlik ve enerji fiyatlarındaki artışın maliyetlere etkisi gibi konular, içeride bizim de faiz kararımızı etkileyen konular. Hele ki eşel mobil sistemin sonlanmasıyla bu konunun şimdi daha da önemli hale geldiği bir dönemden geçiyoruz.
AMB, üçüncü olarak para politikası aktarım gücünü de inceliyor. Sanırım içinden geçtiğimiz süreçte Merkez Bankamızın en çok odaklanmasını beklediğimiz konu da burası gibi geliyor bana. Fon krizinin görünen yüzü kadar görünmeyen tarafı da çok büyük. Para politikasının kalibrasyonunda finansal koşulların kilit bir rol oynadığını biliyoruz. Finansal koşulların, parasal aktarım mekanizmasının gücünü belirlemede kilit faktör olduğu gerçeğini de dikkate almak gerekiyor.
Dışarıda tahvil faizlerindeki yükseliş, finansal koşullarda bir sıkılaşma ortaya koyarken; içeride, yatırım fonlarında parası kalanların tasfiyesine yönelik sürecin doğru yönetilmesi gerekliliği, para fonlarından çıkanların gidecekleri yerin mevduat ve yabancı para dışında hemen hemen hiç olmaması, Merkez Bankası’nın elini zorlaştıran hususlar.
Mevduat faizlerindeki hızlı bir geri geliş, beraberinde yabancı paraya yönelimi tetikleyebilir. Bu durumda her ikisini birden yönetmek kolay olmayacaktır. Merkez Bankası’nın bireysel talebin tetiklediği bir kur artışını hiç istemeyeceğini biliyoruz. O nedenle Merkez Bankası özellikle içinden geçtiğimiz süreçte ihtiyatlı hareket etmeyi tercih edebilir. Bu durumda kimsenin Merkez Bankası’nı eleştireceğini düşünmüyorum.
Parasal aktarım mekanizmasının bir diğer kolunu, beklentiler oluşturur. Bu kanal çok önemli olmasına rağmen maalesef birçok piyasa profesyoneli tarafından da ihmal edilir. Oysa merkez bankalarının belki de yönetmekte en çok güçlük çektikleri alan burasıdır. Fiyat koyma gücü olanlar (reel sektör) ile talep edenlerin (hanehalkı) enflasyon beklentileri ile merkez bankalarının enflasyon tahminleri arasındaki yüksek fark, merkez bankalarının enflasyonu hedef aralığına çekmesini zorlaştırır. Bizde ise halihazırda beklentiler arasında uçurum var.
2026 yılı Eylül ayında 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri, bir önceki aya göre piyasa katılımcıları için 0,01 puan artarak yüzde 23,70 seviyesine, hane halkı için ise 0,02 puan artarak yüzde 45,60 seviyesine yükselmiş durumda. Bahsettiğimiz beklenti 12 ay sonrası, yani Eylül 2027 için olan beklentiler. Merkez Bankası’nın 2027 yılı enflasyon tahmininin hâlâ yüzde 15 olduğunu dikkate aldığımızda, beklentiler arasında uçurumun çok net görüleceği anlaşılacaktır.
Yine de Merkez Bankası hangi yönde karar verirse versin, bir dayanağı var gibi görünüyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.