Türkiye mücevherat sektöründe ağustos ve eylül aylarında ihracat külçe altın kaynaklı olarak rekora koştu. Ancak, bu sıçramanın geçici bir arbitraj hareketinden ibaret olduğu ve işlenmiş mücevherdeki pazar kayıplarını örtmediği belirtiliyor. Altına uygulanan kota ise sektörün ana gündem maddesi olmaya devam ediyor.
05 Ekim 2026 00:00 Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!Nurdoğan A. ERGÜN
nurdogan.arslan@dunya.com
Türkiye’nin mücevherat ihracatında ibre, son iki ayda hızlı yükselmeye başladı. Yılın ilk 7 ayını ihracatta yüzde 27,4’lük bir kayıpla kapatan mücevherat sektörü, ağustos ayında yaşanan yüzde 174,7’lik artışın ardından eylül ayında da yüzde 203,3’lük yükseliş ile rekora imza attı. Böylece ilk 7 aylık kayıp yüzde 60-70 tolere edilmiş oldu. Ancak her ne kadar ihracat artışı rakamsal kayıplara bir nebze ilaç olsa da yükselişin külçe ihracatından gelmesi, sektörü çok memnun eden bir durum değil. Çünkü asıl katma değeri sağlayan mücevher ihracatında pazar kayıpları devam ediyor.
“Artış kalıcı değil, bize mücevher lazım”
Mücevher İhracatçıları Birliği (MİB) Başkanı Mustafa Özcan, son iki ayda altın ihracatında yaşanan ani ve yüksek artışın arkasındaki piyasa dinamiklerini değerlendirdi. Özcan, ihracattaki sıçramanın sanılanın aksine işlenmiş mücevherden değil, iç piyasada talebi düşen külçe altından kaynaklandığını açıkladı. Özcan’a göre, iç piyasadaki altın talebinin aniden kesilmesi piyasa marjlarını altüst etti. Özcan, süreci tetikleyen gelişmeleri şöyle sıraladı: “Daha önce kota ve aşırı iç talep nedeniyle Türkiye’deki altın fiyatı dünya piyasalarının üzerindeydi yani artı marj vardı. İç talebin düşmesiyle Türkiye’deki altın dünya fiyatının altına indi yani eksi marj oldu. İç piyasa ile dış piyasa arasındaki kg başına fiyat farkı bir ara 1.000–1.500 dolara kadar yükseldi. Türkiye’de altının ucuzlaması, elinde külçe altın tutanları bunu yurt dışına satmaya yöneltti.” Son iki aydaki rekor ihracat artışının sektörel açıdan yanıltıcı olmaması gerektiğine dikkat çeken Özcan, “Külçe ihracatı toplam rakamlarımızı artıya geçirmiş olsa da mücevher tarafına bir etkisi yok. Bizim için esas olan külçe değil, kg başına 4 bin 500 dolar işçilik ve katma değer bırakan mücevher ihracatı. Külçe ihracatı geçici bir arbitraj hareketi, kalıcı sektörel büyümeyi temsil etmez” uyarısı yaptı. Külçe altın ihracatıyla birlikte iç piyasadaki altın arzının dengelendiğini ve fiyat farkının yeniden 100– 150 dolar seviyelerine gerilediğini kaydeden Özcan, “Bu marjın kapanmasıyla birlikte külçe ihracatındaki hızlı artış da yavaşlama trendine girdi” dedi.
“30 milyar doları kaçırıyoruz”
Öte yandan MİB Başkanı Mustafa Özcan, piyasada ithalatın durduğunu ve ağırlıklı olarak ihracatın başladığını belirterek altın kotasının mevcut durumda hiçbir işlevinin kalmadığını söyledi. Özcan, “Şu an ithalat yok, ağırlıklı ihracat var. Dolayısıyla kotaya zaten ihtiyaç kalmadı. Kota miktarını 11 tondan 14 tona çıkardılar ama bu da çözmüyor. Çünkü uluslararası büyük mağaza zincirleri çok büyük montanlı alımlar yapıyor ve özel denetimlerle ilerliyorlar. Bize yılbaşı siparişi geçerken ‘1 ay sonra ne olacağınız belli değil, kota yüzünden bu ürünü bana zamanında teslim edip edemeyeceğiniz belirsiz’ diyerek sözleşmeleri iptal ediyorlar” ifadelerini kullandı. Kotanın kaldırılması gerektiğini söyleyen Özcan, uygulamanın son 3 yılda ülke ekonomisine fayda sağlamadığını ve aksine piyasayı bozduğunu savundu. Özcan’a göre, kotanın varlığı küresel alıcılar nezdinde bir belirsizlik ve risk unsuru oluşturuyor, Türk firmalarının geleceğe dönük sipariş almasını engelliyor. Özcan, “Geçtiğimiz 3 yıla baktığımız zaman kotanın ithalatı düşürmeye hiçbir faydası olmadı. Aksine çok ciddi usulsüzlüklere ve yolsuzluklara neden oldu. Zaten devletimiz de üzerine düşüp gereğini yaptı. Ancak bu mekanizma ülke için çalışan, fayda sağlayan bir sistem değil” yorumunu yaptı. Mücevherat sektörünün 2025 yılında 13.4 milyar dolarlık ihracat yaptığını hatırlatan Mustafa Özcan, “Eğer ki bu kota olmasaydı biz rahat bir şekilde 30 milyar dolarları yakalamıştık” diye konuştu.
“130 kilo altın gümrükte 20 gün bekledi”
Altın kotasının uygulanmaya başlamasının ardından gümrük mevzuatlarında gidilen aşırı sıkılaşmanın ihracatçıya ağır darbe vurduğunu belirten Özcan, gümrüklerde yaşanan bürokratik gecikmeler yüzünden Türk firmalarının uluslararası müşterilerini kaybetme noktasına geldiğini söyledi. Kotanın ardından başlayan usulsüzlükleri engellemek için devletin gümrüklerde denetimleri artırdığını ancak bu durumun mevzuatı kilitlediğini söyleyen Özcan, yaşanan bir örneği şöyle anlattı: “Kotanın araya girmesi mekanizmayı inanılmaz bozdu. Devlet usulsüzlüklerden kaynaklı gümrük mevzuatlarında öyle bir sıkılaşmaya gitti ki... En son 130 kilo mücevher ihracatı yapan bir firmamızın ürünü 20 günde gümrükten çıkamadı. Normalde yarım günde gümrükten çıkartabildiğimiz ürünü şu an 20 günde çıkartamıyoruz.”
“Rakibimiz artık İtalya değil, Endonezya oluyor”
Kotanın ve mevzuatların Türkiye için küresel tedarik zincirinde yarattığı tahribatlara dikkat çeken İstanbul Sanayi Odası Kuyumculuk Meslek Komitesi Başkanı ve MİB Başkan Yardımcısı Fatih Kemahlı, “Uluslararası markaların yönetim kurulları, kotası olan ülkelerden ve Türkiye’den alımları kısma kararı alıyor. Satın almacılar yeni ürün/ koleksiyon geliştirmek yerine sadece eski ürünlerin tekrar siparişlerini giriyorlar. Yeni ürün süreci kesilince sadece bir sezon değil, en az 2 yılı birden kaybediyorsunuz. Bu da sektör için kritik zaman olan son çeyrekte yılbaşı siparişler için önemli bir kayıp demek. Diğer yandan müşteri bize kendi altınını işleyip takı yapmamız için gönderiyor. Ancak 40 kilo limiti var. Müşteriye niye 80 kilo gönderemediğini açıklayamıyoruz. 40 kiloyu bitirip gümrükten çıkaracaksın ki ikinci 40 kilo gelsin. Bu durum hem zaman kaybı yaratıyor hem lojistik maliyetini artırıyor. Sabit kur, artan işçilik ve yüksek hammadde maliyetleri yüzünden rekabetçi fiyat veremiyoruz. Müşterilerimiz Endonezya’daki firmalara ihracat yapmayı öğretti. Artık rakibimiz İtalya değil, Endonezya” dedi.
Külçe ihracatında hızlı artış
Ağustos sonu itibariyle elde edilen 5,35 milyar dolarlık ihracatın 2,5 milyar doları altın takı, 1,808 milyar doları altın külçe, 557 milyon doları gümüş külçe, 101 milyon doları pırlantalı takı, 84 milyon doları gümüş takı, 256 milyon doları diğer mücevher ve değerli taşlardan oluşuyor.
“100 kilo altını olan 8 yılda 84 kilosunu kaybetti”
Altın esaslı muhasebe” eksikliğine dikkat çeken Mustafa Özcan, 2018'de 100 kilo altını olan bir işletmenin, TL bazlı muhasebe ve vergi yüzünden 2026'ya gelindiğinde varlığının %84’ünü vergi olarak ödediğini ve elinde 16 kilo kaldığını söyledi. Yapının sektörü kilitlediğini vurgulayan Özcan, şöyle dedi: “Böyle bir sistemde kayıt dışılığı önlemenizin, sektöre yatırım çekmenizin ya da altını ekonomiye kazandırmanızın imkanı yok. Altın esaslı muhasebeyi getirmezseniz yastık altı hedeflerini unutmalıyız. Türkiye’de altın 3.500 ton sanılıyor, şu an 560 tonlardayız. Bu miktar çıktığında dünyada ilk 3'e gireriz.”
“Yatırımlar kaçıyor, Kuyumcukent boşaldı”
Kota ve sonrasında artan denetimlerle yaşanan belirsizlikler ve imaj kaybıyla yerli ve yabancı üreticilerin Türkiye’den ayrılmaya başladığını söyleyen Mustafa Özcan, “2023’e kadar Kuyumcukent’in yüzde 25’i MENA bölgesinden gelen iş yerleriyle doluydu ve Türkiye’ye çok ciddi miktarda altın getirmişlerdi. Kota geldikten sonra bugün Kuyumcukent’te o yatırımcıların hiçbiri kalmadı. Sadece yabancılar değil, kendi üreticilerimiz de işi bırakıyor, imalatını Dubai’ye taşıyan da var, kapısına kilit vuran da” dedi. Mevzuat sıkılaşmasının ve usulsüzlük haberlerinin küresel pazarda Türkiye imajını zedelediğine de dikkat çeken Özcan, Hong Kong Fuarı’nda yaşadığı bir diyaloğu şöyle anlattı: “Hong Kong Fuarı’nda Hintli bir alıcı gelip bize ‘Ben Türkiye’ye gelmem, orada herkese operasyon yapılıyor’ dedi.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.