Bir evde misafir odası olması biraz tuhaftır. Ev sahibi, gelmesi kesin olmayan biri için evinin bir bölümünü gündelik hayatından ayırır. Oraya kendi hayatını yerleştirmez. Odayı kendisi için kullanmaz. Çünkü o odanın anlamı bugünde değil, ihtimaldedir.
İnsan da kendisine böyle bir yer ayırır.
Henüz karşılaşmadığı hayatlar, henüz olmak zorunda kalmadığı insanlar, henüz ihtiyaç duymadığı duygular için…
Çünkü insanın kendisi hakkında bildiği şey, yaşayabileceklerinin tamamı değildir. Belki benlik dediğimiz şey biraz da budur: Yaşadığımız hayat ile yaşayabileceğimiz hayat arasındaki sessiz mesafe…
Misafir odası evin en tuhaf mekânıdır.
Mutfak yaşanan güne,
salon birlikte geçirilen zamana,
yatak odası gecenin mahremiyetine aittir.
Misafir odasıysa henüz gelmemiş bir zamana.
Varlığını, gerçekleşmemiş bir ihtimalden alır.
İçinde bir hayat sürmez; bir gün gerekebilecek bir hayat için yer tutulur.
fazla okuBu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
İnsanın içinde de böyle bir boşluk vardır. Bizi henüz çağırmamış hayatın karşısında kim olacağımızı bilmeyiz.
Cesaretimizin sınırını, kaybın bizi nereye götüreceğini, sevmenin bizde neyi değiştireceğini ancak o an geldiğinde öğreniriz.
Bu yüzden insan kendisini yalnızca yaşadıklarıyla tanıyamaz.
Çünkü bazı taraflarımız ancak ihtiyaç hâline geldiklerinde görünür.
Bir gün hayat, alıştığımız benliği yerinden oynatır. Bir ayrılık, bir sorumluluk, bir aşk, bir kayıp… O güne kadar sessiz kalmış bir tarafımız öne çıkar.
Bize ait olduğunu bilmediğimiz bir sabırla, daha önce tanımadığımız bir cesaretle ya da sakladığımız bir kırılganlıkla karşılaşırız.
O anda ortaya çıkan kişi yeni değildir.
Hayat yalnızca onun kapısını açmıştır.
Misafir odasının da sırrı budur. Misafir geldiğinde oda kurulmaz, yalnızca ne için ayrıldığı anlaşılır. Kapı açıldığında gördüğümüz şey, o anda yaratılmış değildir. Uzun zamandır evin içindedir; fakat gündelik hayatın ışığı oraya düşmemiştir.
İnsan da çoğu zaman kendisini böyle görür.
Kendini, her gün kullandığı taraflarıyla tanımlar: alışkanlıklarıyla, kararlarıyla, insanlara gösterdiği yüzle. Sonra hayat, bu tanımın sığmayacağı bir şey getirir önüne. Ve insan, kendisi sandığı sınırın aslında yalnızca yaşadığı hayatın sınırı olduğunu fark eder.
Belki olgunlaşmak, kendimize yeni bir kimlik edinmekten çok, kendimiz sandığımız kişinin eksik olduğunu kabul etmektir.
Çünkü benlik tamamlanmış bir oda değil; kapıları zamanla açılan bir evdir.
Ve o evde yalnızca geçmişten kalanlar bulunmaz. Gelecekte ihtiyaç duyacağımız hâllerimiz de sessizce yer tutar.
Bugünkü benliğimiz, yarının bizini tanımaz.
Belki bir gün hiç beklemediğimiz birini seveceğiz. Belki yıllardır taşıdığımız bir şeyi bırakacağız. Belki hayat bizi, bugünkü hâlimizin cevap veremeyeceği bir soruyla karşılaştıracak. O zaman içimizden çıkacak kişi, bize yabancı görünebilir.
Ama yabancılık, onun bize ait olmadığı anlamına gelmez.
Bazen insan kendisine en çok, kendisi olmaya devam edemediği anda yaklaşır.
Misafir odasının anlamı da burada tamamlanır: Bir ev, yalnızca bugün yaşanan yerlerden oluşmaz. Geleceğin ihtimaline ayrılmış bir odası da vardır.
İnsan da böyledir.
Kendisinde henüz karşılaşmadığı bir hayata yetecek kadar sessiz, henüz bilmediği bir zamana yetecek kadar geniş bir yer taşır.
Belki kendimizi bütünüyle tanımamamızın sebebi, içimizde hâlâ misafir bekleyen odalar bulunmasıdır…
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
DAHA FAZLA OKUHakkında daha ayrıntılı: benlikHAYATyaşamkültürVahap Aydoğan
DAHA FAZLA HABER OKU
Ömer Kayır Türk dünyası ve Türkiye dini ilişkileri: Yakınlıktan mesafeli uzaklığa
Gürbüz Evren Brezilya'daki devlet başkanlığı seçimleri Netanyahu ve Trump'ı yakından ilgilendiriyor
Gürsel Tokmakoğlu Sınır aşan sular: Teknik sorun mu, siyasi inşa mı?
Dr. Osman Gazi Kandemir Savaşın sonunda İsrail'in kaybettikleri
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.