Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nın açılışı da bana bu masayı hatırlattı. 2 Ekim akşamı saat 19.30’da sahnelenecek "İnsan Hatırlar" programı, 55 dakika boyunca Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Cengiz Aytmatov, Victor Hugo ve Nazan Bekiroğlu’nun eserlerinden yola çıkarak aşkı, aileyi, göçü, memleketi, kaybı ve bütün zorluklara rağmen hayata tutunmayı anlatacak. Sahnede bir anlatıcı, 3 solist, belediye konservatuvarının oda orkestrası ve geleneksel Türk müziği sazları olacak; arkada sinema görüntüleri ve kitap sayfalarından hazırlanmış görseller akacak.
Programın tanımındaki bir cümle hemen defterime geçti:
Kitabın içinden hayata, hayattan yeniden kitaba.
3–11 Ekim tarihleri arasında Kocaeli Kongre Merkezi’nde sürecek fuarın açılışı, bir kitabın sayfaları kapandığında bitmediğini gösteriyor. Bir roman bir şarkıya, bir sahne düzenine, bir görsele dönüşebiliyor. Kitap, kendisinden başka şeyler doğuruyor.
Bana göre kitapla yaratıcılık arasındaki ilişki tam da burada başlıyor.
İnsan hatırlar
İnsanı insan yapan şey nedir diye sorsalar, sanırım "hatırlamak" derdim. Unuttuğumuz her şeyle biraz eksiliriz; hatırladığımız her şeyle biraz daha kendimiz oluruz.
Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nın açılış programının adı da bu: "İnsan Hatırlar." 2 Ekim Cuma akşamı saat 19.30’da sahnelenecek 55 dakikalık program, Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Cengiz Aytmatov, Victor Hugo ve Nazan Bekiroğlu’nun eserlerinden yola çıkarak aşkı, aileyi, göçü, memleketi, kaybı ve bütün zorluklara rağmen hayata tutunmayı anlatacak. Tanımındaki bir cümle beni özellikle etkiledi:
Kitabın içinden hayata, hayattan yeniden kitaba.
Bu isimlerin başında Kemal Tahir’in durması bana anlamlı geliyor. Fuarın özel oturumlarından biri de doğrudan ona ayrılmış: "Kemal Tahir ve Türk Romanı."
Tarihi romanın içinden düşünmeye çalışan bir yazarın hem açılış sahnesinde hem de tartışma salonunda anılması, fuarın "Romanların ve Hatıratların İzinde" temasıyla kurduğu bağı sağlamlaştırıyor. Ben burada başka bir soru da görüyorum:
Bir toplum neyi hatırlayacağına kim karar verir; tarihçiler mi, yoksa romancılar mı?
5 yazar, 5 ayrı iklim ama aynı insan. Çukurova’dan Kırgız bozkırına, Paris sokaklarından Anadolu’nun kasabalarına uzanan bu yolculukta ortak olan tek bir şey var bence: Hatırlamanın insanı ayakta tutan gücü.
Yaratıcılık yoktan var etmek değildir
Yaratıcılığı çoğu zaman bir ilham anı sanırız: gökten inen bir fikir, hiçbir şeye benzemeyen bir buluş. Oysa yaratıcı insanların çoğu, yeninin eskinin içinden çıktığını bilir. Ben yaratıcılığı, var olan parçaları daha önce kimsenin yan yana getirmediği bir biçimde birleştirmek olarak görüyorum. Bu parçaların en zengin deposu da kitaplar.
Edebiyat kuramcısı Julia Kristeva’nın "metinlerarasılık" dediği şey de bu: Her metin, kendisinden önce yazılmış metinlerle bir konuşmadır. Hiçbir kitap boşlukta doğmaz. Her yazar, okuduğu kitapların sesini kendi sesine karıştırarak yazar. Kanaatimce bu bir eksiklik değil, yaratıcılığın ta kendisi.
Okumadan yazılmaz
Stephen King yazarlık üzerine kitabında açık konuşur: Okumaya vakti olmayanın yazmaya da vakti ve aleti yoktur. Bence bu söz bir disiplin önerisinden fazlası. Okumak, yazarın kas geliştirmesi gibidir: Cümlenin ritmini, sahnenin nasıl kurulacağını, bir karakterin nasıl konuşacağını önce başkalarının kitaplarında görürüz.
Klasik şiirimizde bunun güzel bir adı vardı: nazire. Bir şair, beğendiği bir gazeli aynı vezin ve kafiyeyle yeniden yazar, ustasıyla atbaşı yürümeye çalışırdı. Bugünün gözüyle taklit gibi görünebilir. Ama nazire bir yarış, bir saygı ve bir öğrenme biçimiydi. Pek çok şair kendi sesini bir başkasının şiirine nazire yazarken buldu. Buradan şunu çıkarıyorum: Okumak, yaratıcılığın hem okulu hem de mihenk taşı.
Okur da yaratır
Ben meseleyi biraz daha geniş görüyorum: Yaratıcılığı yalnızca yazara ait saymak okura haksızlık olur. Okumak da yaratıcı bir eylem. Yazar bir oda tarif eder ama o odanın duvar rengini, penceresinden süzülen ışığı, kokusunu okur tamamlar. Her okur, kitabın boşluklarını kendi hayatı ve hayal gücüyle doldurur.
Borges’in ünlü öyküsünde Pierre Menard adlı bir yazar, Don Kişot’u kelimesi kelimesine yeniden yazmaya girişir. Anlatıcıya göre Menard’ın metni Cervantes’inkiyle harfi harfine aynı olduğu hâlde daha zengindir, çünkü başka bir çağda, başka bir zihin tarafından yazılmıştır. Borges bu şakayla ciddi bir şey söyler: Aynı metin, onu kimin, ne zaman okuduğuna göre başka bir metne dönüşür. Okur da yaratıcıdır.
Bir kitaptan doğan sanatlar
Açılış programında adı geçen yazarlar bunun en güzel örnekleri. Victor Hugo’nun Sefiller’i yazıldığından bu yana sayısız tiyatro oyununa, filme ve dünyanın en uzun süre sahnelenen müzikallerinden birine dönüştü. Cengiz Aytmatov’un romanlarından filmler, oyunlar, resimler doğdu. Bir kitap yalnızca okurunu değil; ressamı, besteciyi, yönetmeni, koreografı da besler.
Bu ilişki tek yönlü de değil. Bir tablo bir romana, bir türkü bir öyküye, bir fotoğraf bir şiire dönüşebilir. Kitap, sanatların buluştuğu bir kavşak gibi. Burada dikkatimi çeken şu: "İnsan Hatırlar" da tam bu kavşakta duruyor; edebiyatı müzikle, görüntüyle ve sahneyle yeniden anlatıyor.
Hayal gücü çocuklukta başlar
İtalyan yazar Gianni Rodari, Fantezinin Grameri adlı kitabında çocuklarla yaptığı yaratıcı yazma oyunlarını anlatır. Önerilerinden biri "fantastik ikili": Birbiriyle hiçbir ilgisi olmayan iki kelimeyi yan yana getirin, mesela "köpek" ile "dolap". Aralarında bir hikâye kurmaya çalıştığınızda hayal gücü kendiliğinden çalışmaya başlar.
Rodari’nin oyunu, bana kalırsa kitapla yaratıcılık arasındaki ilişkinin özeti. Çok okuyan bir çocuğun zihninde kelimeler, imgeler, karakterler birikir. Bu birikim ne kadar zenginse, birleştirilebilecek parça da o kadar çok olur. Bir çocuğa kitap okumak, ona yalnızca bir hikâye anlatmak değil, gelecekte kuracağı hikâyelerin malzemesini vermektir.
Çekmecedeki yaratıcılık
Fuar programında az dikkat çekebilecek ama bu yazının konusuyla doğrudan ilgili bir başlık var: KÜDEP, yani Kültürel Değerler Destek Projesi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğündeki proje, ilk aşamada yerel yazarların yayımlanmamış edebî eserlerine dijital telif desteği sağlamayı hedefliyor. Tanıtımı 9 Ekim’de fuarda yapılacak.
Her şehirde çekmecelerde bekleyen dosyalar vardır: bitmiş ama basılmamış romanlar, hiç okunmamış şiirler, bir yayıncı bulamamış anılar. Yaratıcılık yalnızca yazma anında değil, yazılanın okura ulaşmasıyla tamamlanır. Bir eser okunmadıkça başka bir yaratıcılığı tetikleme şansı da bulamaz. Tam da bu nedenle yerel yazarları destekleyen her adımı, bir şehrin gelecekteki yaratıcı birikimine yapılmış bir yatırım olarak görüyorum.
Fuardan bir defterle dönmek
Kitap fuarları genellikle kitap almak için gidilen yerlerdir. Ben bu yıl küçük bir öneride bulunmak istiyorum: Fuardan dönerken çantanıza bir kitabın yanında bir de boş defter koyun. Okuduğunuz kitapta sizi durduran bir cümleyi, aklınıza gelen bir fikri, bir sahneden doğan bir soruyu oraya yazın.
Belki o defter bir gün bir öyküye, bir resme, bir şarkıya dönüşür. Belki de hiçbir şeye dönüşmez ama sizi daha dikkatli bir okur yapar. Her iki durumda da kitap görevini yapmış olur. Çünkü iyi bir kitabın asıl işi okuruna bir şey anlatmak değil, onu kendi hikâyesini anlatmaya kışkırtmaktır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: KİTAPyaratıcılıkProf. Dr. Rıfat Kamaşak
DAHA FAZLA HABER OKU
Gürsel Tokmakoğlu Orduların dönüşümü: Tanımdan komutaya, komutadan insan-makine temposuna
Dr. Osman Gazi Kandemir Kıbrıs'ta yeni cephe: Mısır neden Rumlarla birlikte?
ÇEVRE
Hatice Keltek Bir Düşüşün Anatomisi: İnsan neden yaşayamadığı hayat için başkasını suçlar?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.