Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın firmaların yurt dışı kaynaklı döviz gelirlerini Türk Lirası’na dönüştürmelerini teşvik etmek ve TCMB rezervlerini güçlendirmek amacıyla uyguladığı döviz dönüşüm desteğinde yeni bir dönem başladı. Buna ilişkin blog yazısıyla son güncel durumu sizler için değerlendirmeye çalıştım. (1)
Uygulama Ocak 2023'te, dönüştürülen dövizin Türk Lirası karşılığının %2'si oranında destek verilmesiyle başladı. (2) Mayıs 2025'te destek oranı geçici olarak %3'e yükseltildi. Bu oran 31 Ocak 2027 tarihine kadar halen geçerli.
Ağustos 2026'da yapılan düzenlemeyle ise sistemin kapsamı ve yöntemi yeniden ele alınarak desteğin daha kapsayıcı ve katma değeri esas alan bir yapıya dönüştürülmesi kararlaştırıldı.
Mevcut uygulamanın etkilerine bakacak olursak
Üç yılda ihracatçıların üçte birinden fazlasına ulaşılmış olduğunu anlıyoruz. Uygulamanın ulaştığı kapsama yıllar itibarıyla baktığımızda, döviz dönüşüm desteğinin ihracatçılar arasında giderek yaygınlaştığını açık biçimde görülüyor.
Yıl
Faydalanan Firma Sayısı
İhracatçı Firmalara Oranı
%15,7
%23,4
%29,3
2026*
%34,4
Eylül 2026 rakamları
Kaynak: TCMB, Ticaret Bakanlığı
2023 yılında ihracatçıların %15,7'si destekten yararlanırken, 2026 Eylül itibarıyla bu oran %34,4'e ulaşmış durumda. Başka bir ifadeyle, uygulamanın ilk yılında yaklaşık her altı ihracatçıdan biri sistemden yararlanırken bugün her üç ihracatçıdan birinden fazlası döviz dönüşüm desteğini kullanıyor.
Dolayısıyla artık sınırlı sayıdaki şirketi ilgilendiren bir teşvikten değil, ihracatçıların önemli bir bölümünün finans ve döviz yönetimine dokunan bir uygulama olarak, faydalı olduğu aşikâr.
Yeni uygulama 01 Ekim 2026 itibarıyla devreye alındı
Yeni uygulama ilk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünebilir. Ancak yapılan değişikliklerin arkasında önemli bir yaklaşım değişikliği görüyorum. Döviz kazandırmak kadar, o dövizin Türkiye'de ne kadar katma değer yarattığı da önem kazanıyor.
Bir ay döviz almama şartı kalkıyor
Mevcut sistemin ihracatçı açısından önemli sınırlamalarından biri, destekten yararlanan firmanın bir ay boyunca döviz almamayı taahhüt etmesiydi. Özellikle ithal girdisi bulunan, dövizle hammadde alan veya döviz yükümlülükleri taşıyan şirketler açısından bu şart uygulamada önemli bir sorun yaratabiliyordu. 1 Ekim 2026'dan itibaren bu yaklaşım değişti. Artık "bir ay döviz almama" taahhüdü yerine şirketin döviz pozisyonuna bakılacak. Firmaların likit döviz varlıklarının, net satış hasılatı ile toplam aktif büyüklüğünden yüksek olanına oranının %10'u aşmaması gerekecek.
Buradaki likit döviz varlıkları kapsamına kasa, alınan çekler, banka mevduatları, verilen çekler ve ödeme emirleri, diğer hazır değerler, menkul kıymetler ile ortak, iştirak ve bağlı ortaklıklardan alacaklar da dahil edilecek.
Bu değişikliği önemli buluyorum. Çünkü ihracat yapan bir şirketin aynı zamanda döviz satın alması son derece doğal olabilir. İthal girdisi vardır, makine yatırımı yapacaktır, döviz kredisi ödeyecektir veya başka bir döviz yükümlülüğünü yerine getirecektir.
Dolayısıyla, yeni sistem şirketin tek bir işlemine değil, daha çok mali yapısına ve döviz pozisyonuna bakıyor.
Asıl değişiklik katma değer kavramında
Yeni düzenlemenin bana göre en önemli bölümü burada başlıyor. Artık destek kapsamında dönüştürülebilecek ihracat dövizi, firmanın Türkiye'de yarattığı katma değerle sınırlandırılacak. Katma değer hesabının iki temel unsuru bulunuyor:
Katma Değer = Faaliyet kârı + işgücü maliyeti
Bu yaklaşım üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü aynı tutarda ihracat yapan iki şirket artık destek sistemi açısından aynı konumda olmayabilir.
Bir şirket Türkiye'de üretim yapıyor, çalışan istihdam ediyor, faaliyet kârı yaratıyor ve yüksek yerli katma değer üretiyorsa; diğer şirket ağırlıklı olarak ithal ettiği ürünü düşük bir marjla ihraç ediyorsa, bu iki ihracatın Türkiye ekonomisine bıraktığı değer doğal olarak aynı değil. Yeni sistem tam da bu ayrımı görmeye çalışıyor.
Faaliyet kârında hangi mali tablo esas alınacak?
Katma değer hesabında kullanılacak faaliyet kârında vergi beyannamesi kapsamında Gelir İdaresi Başkanlığına bildirilen gelir tablosu belirleyici olacak. Bu konu özellikle bağımsız denetime tabi şirketler açısından önemli. Örneğin, Sermaye artışı, kar dağıtımı gibi konularda bağımsız denetim raporuna bakılıyordu. Ancak, döviz dönüşüm desteği yeni uygulamasında şirketin TFRS veya BOBİ FRS'ye göre hazırlanan ve bağımsız denetimden geçen finansal tablolarındaki faaliyet kârı değil, vergi beyannamesindeki gelir tablosunda yer alan faaliyet kârı dikkate alınacak.
Dönem açısından da dikkat edilmesi gereken bir ayrım var. Yıllık Kurumlar Vergisi beyannamesi veya dördüncü dönem geçici vergi beyannamesi esas alınacak.
Faaliyet kârı negatif olan firmalarda ise hesaplamada faaliyet kârı sıfır kabul edilecek.
Dolayısıyla bağımsız denetime tabi şirketler açısından altını çizmekte fayda var: Döviz dönüşüm desteğinin katma değer hesabında bağımsız denetim finansalları değil, vergi beyannamesindeki mali veriler belirleyici olacak.
İşgücü maliyeti ve muhasebe kayıtları önem kazanıyor
Katma değer hesabının diğer ayağı işgücü maliyeti olarak yukarıda belirtmiştim. TCMB'nin tanımına göre işgücü maliyeti, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında yer alan, işverenlerin çalışanları için yaptıkları maaş/ücret ve prim ödemelerinin 12 aylık toplamı üzerinden hesaplanacak.
Bu nokta muhasebe açısından dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle 720 Direkt İşçilik Giderleri, 730 Genel Üretim Giderleri, 740 Hizmet Üretim Maliyeti ve 750 Araştırma ve Geliştirme Giderleri hesaplarının işleyişi ve bu hesaplarda izlenen personel maliyetleri yeni sistem açısından önem kazanıyor.
Burada önemli olan yalnızca hangi hesabın kullanılmasından ziyade, işgücü maliyetlerinin doğru muhasebeleştirilmesi, doğru sınıflandırılması ve SGK kayıtlarıyla uyumlu olması.
Dolayısıyla döviz dönüşüm desteğini bundan sonra yalnızca hazine veya finans departmanlarının takip ettiği bir teşvik olarak görmek yeterli olmayacak. Muhasebe, bordro, maliyet muhasebesi ve finans ekiplerinin birlikte çalışması gerekecek.
Aktifleştirilen Ar-Ge ve işçilik giderleri ne olacak?
Burada uygulamada açıklığa kavuşturulması gerektiğini düşündüğüm önemli bir teknik konu var. Özellikle aktifleştirilen Ar-Ge harcamaları ile aktifleştirilen işçilik giderlerinin katma değer hesabında nasıl dikkate alınacağı önem taşıyor.
Ar-Ge faaliyetlerinde çalışan personelin maliyetinin bir kısmı dönem gideri olarak kaydedilirken bir kısmı aktifleştirilebilir. Benzer şekilde üretim veya yatırım süreçlerinde bazı işçilik maliyetleri ilgili varlığın maliyetine dahil edilerek bilançoya taşınabilir.
TCMB'nin işgücü maliyetini SGK kayıtlarındaki maaş/ücret ve prim ödemelerinin 12 aylık toplamı üzerinden tanımlaması nedeniyle, aktifleştirilen işçilik giderlerinin katma değer hesabındaki durumunun netleştirilmesi gerekiyor.
Aynı şekilde bu tutarların faaliyet kârı ile birlikte değerlendirilmesinin herhangi bir mükerrer etki yaratıp yaratmayacağı da uygulamada dikkat edilmesi gereken konulardan biri.
Dolayısıyla 720, 730, 740 ve 750 hesaplarının yanı sıra, bu hesaplardan aktifleştirilen tutarların ve bunların bilanço hesaplarına aktarılma biçiminin de dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.
Yeni sistem ilk bakışta bir döviz dönüşüm düzenlemesi gibi görünse de konu muhasebe tekniğinin içine kadar giriyor. Belki bir öneride GİB’e yapmakta fayda var, tıpkı amortisman giderlerinin Kurumlar Vergisi beyannamesinde ayrı bir dipnot olarak yazılması gibi, işçilik giderlerinin toplamı içinde bir bölüm açılması bu hesabın TCMB tarafından kontrolünde faydalı olacağı görüşündeyim.
Faaliyet kârı yaratamayan ihracatçı için tedarikçi imkânı
Düzenlemenin bana göre en dikkat çekici yeniliklerinden biri de tedarikçiler açısından getirilen imkân.
Türkiye'de ihracatın tamamı doğrudan üretici tarafından yapılmıyor. Binlerce şirket büyük ihracatçıların üretim zincirinin içinde yer alıyor; üretim yapıyor, istihdam sağlıyor ve katma değer yaratıyor ancak ihracat işlemini başka bir şirket gerçekleştiriyor.
Yeni sistem bunu dikkate alıyor.
Aracı ihracatçı kendi katma değer limitini kullandıktan sonra, kalan ihracat dövizinin dönüşümünü tedarikçisi adına gerçekleştirebilecek ve destek tutarı doğrudan tedarikçinin hesabına aktarılabilecek.
Bu imkân özellikle faaliyet kârı yaratamayan veya faaliyet kârı düşük olduğu için kendi katma değer limiti sınırlı kalan ihracatçılar açısından önemli.
Faaliyet zararı bulunan ihracatçıda faaliyet kârı hesaplamada sıfır kabul ediliyor. Ancak ihracata konu ürünün arkasında üretim yapan, çalışan istihdam eden ve katma değer yaratan bir tedarikçi bulunabilir.
Dolayısıyla ihracatçının kendi bünyesinde kullanamadığı dönüşüm imkânının, ihracata konu mal veya hizmette katma değeri yaratan tedarikçiye yönlendirilmesi mümkün hale geliyor.
Bence yeni sistemin yaklaşımını anlatan iki soru burada ortaya çıkıyor:
İhracatı kim yaptı?
Ve belki daha önemlisi,
Katma değeri kim yarattı?
Yeni düzenleme ikinci soruya daha fazla bakıyor.
Peki, gelelim önemli bir soruya Sadece imalatçı mı? Hayır.
Yeni sistemi yalnızca mal üreten ve ihraç eden şirketler açısından değerlendirmemek gerekiyor.
Döviz kazandırıcı hizmetler de sistemin kapsamında olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Üstelik burada da aracı firma ile hizmeti fiilen sunan firma arasındaki ilişki dikkate alınıyor.
Döviz kazandırıcı hizmet sunumuna aracılık eden firmalar ile hizmeti sunan firmalar arasında da aynı süreç işletilebilecek. Örneğin bir acente döviz kazandırıcı hizmete aracılık ederken hizmeti fiilen bir turizm tesisi sunuyorsa, tedarikçi mekanizmasına benzer şekilde destek imkânı hizmeti ve dolayısıyla katma değeri yaratan firmaya kadar ulaşabilecek.
Dolayısıyla yeni düzenlemeyi yalnızca sanayi ve imalat şirketlerini ilgilendiren bir destek olarak okumamak gerekiyor. Turizm başta olmak üzere döviz kazandırıcı hizmet sunan şirketlerin ve bunların aracılık yapılarının da yeni sistemi yakından incelemelerinde fayda var.
100 milyon TL'lik üst sınır
Yeni sistemde bir firmanın bir yıl içerisinde alabileceği toplam döviz dönüşüm desteği 100 milyon TL ile sınırlandırılıyor. 2026'nın son çeyreği uygulamanın ilk limit kullanım dönemi olacağı için, bu dönemde hesaplanan katma değer tutarının ve yıllık destek üst sınırının dörtte biri esas alınacak.
Dolayısıyla ihracatçıların artık yalnızca,
“Ne kadar döviz bozdurabilirim?”
sorusunu değil,
“Bu düzenlemeye göre benim yarattığım katma değer ne kadar?”
sorusunu da sorması gerekiyor.
TCMB neden katma değere yöneliyor?
Yeni düzenlemenin arkasında yalnızca teorik bir yaklaşım yok.
TCMB'nin 2024 ve 2025 yıllarına ait firma düzeyindeki veriler üzerinde yaptığı analizde, katma değerin brüt satışlara oranı yükseldikçe firmaların net döviz satışı/ihracat oranının da yükseldiği görülüyor.
Başka bir ifadeyle, yurt içinde daha yüksek katma değer yaratan ihracatçıların ihracattan elde ettikleri dövizin daha büyük bölümünü net olarak sattıkları gözleniyor.
Daha da dikkat çekici olan, bu ilişkinin bugüne kadar döviz dönüşüm desteğinden hiç yararlanmamış firmalarda daha belirgin olması.
Bunun nedenlerinden biri mevcut sistemdeki “döviz almama taahhüdü” olabilir. Yüksek katma değer yaratan ancak faaliyetleri gereği zaman zaman döviz almak zorunda olan bazı şirketler bu şart nedeniyle destek mekanizmasının dışında kalabiliyordu.
Yeni sistemde bu şartın kaldırılmasıyla söz konusu şirketlerin de kapsama girmesi mümkün olacak.
TCMB'nin yaklaşımı bu noktada oldukça açık: desteğin, ihracat gelirlerinin daha büyük bölümünü Türk lirasına dönüştüren ve aynı zamanda yurt içinde daha yüksek katma değer yaratan şirketlere yönlendirilmesi hedefleniyor.
Böylece destek kapsamında yapılan döviz satışlarının şirketlerin net döviz satışlarına daha fazla yansıması ve sonuçta TCMB rezervlerine sağlanan katkının daha kalıcı hale gelmesi amaçlanıyor.
İhracatçı şimdi ne yapmalı?
1 Ekim'den itibaren ihracatçıların konuya yalnızca % 3'lük döviz dönüşüm desteği açısından bakmaması gerektiğini düşünüyorum.
Şirketlerin artık birkaç hesabı birlikte yapması gerekiyor:
1-Döviz pozisyon oranım ne?
2-Vergi beyannamemdeki faaliyet kârım ne kadar?
3- işgücü maliyet hesaplamasında12 aylık işgücü maliyetim ne kadar?
4-İşgücü maliyetlerim muhasebede hangi hesaplarda izleniyor?
5-Aktifleştirdiğim Ar-Ge veya işçilik giderleri var mı?
6-Bu veriler üzerinden hesaplanan katma değerim ne kadar?
7-Kendi limitimi kullanamadığım durumda tedarikçilerim açısından bir imkân bulunuyor mu?
Özellikle grup şirketleri, aracı ihracatçılar, geniş yerli tedarik zinciriyle çalışan şirketler ve döviz kazandırıcı hizmet sunan firmalar açısından sistemin birlikte modellenmesinde fayda var.
Çünkü yeni düzenlemede konu artık yalnızca bir döviz bozdurma işlemi değil. Bilanço, faaliyet kârlılığı, istihdam, muhasebe kayıtları, maliyet yapısı, tedarik zinciri ve nakit yönetimi aynı hesabın içine giriyor.
Yeni sistemin yönü oldukça açık
Döviz dönüşüm desteği, yurt içinde üretim ve istihdam yoluyla daha fazla katma değer yaratan ve aynı zamanda net döviz satma eğilimi yüksek şirketlere doğru yöneliyor.
Böylece yalnızca ihracat dövizinin TL'ye çevrilmesi değil, yapılan dönüşümün TCMB rezervlerine katkısının daha kalıcı olması hedefleniyor. Bence yeni dönemin en önemli mesajı: Türkiye artık ihracatın yalnızca ne kadar olduğuna değil, ihracat yapılırken Türkiye'de ne kadar değer bırakıldığına da daha fazla bakıyor.
İhracat elbette önemli. Ama yüksek katma değerli ihracat çok daha önemli.
- Blog yazısı linki: https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/blog/tr/main+menu/analizler/doviz_donusum_desteginde_yeni_donem
- Resmi gazete linki: https://resmigazete.gov.tr/eskiler/2023/01/20230126-23.htm
- Grafikler
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.