Sağ olsun, Şeref Oğuz çok güldürdü beni: Salı günkü yazısının başlığına bakın: “Fonuma kadar beni kim soyuyor?” Üzerinde yaşadığımız mümtaz topraklar böyle işte. Ekonomide kriz çıkar, hep birlikte fakirleşiriz, avunacak bir şey illa ki olur. Mesela akademisyen olarak: “Yeni bir makale konusu çıktı” ya da krizler üzerine kitabı olan bir yazar olarak “2009’daki ilk baskı 182 sayfaydı, nihayet biraz daha ‘ele gelecek’ (mesela 2020’deki altıncı baskıda 312 sayfaya çıktı)”. Yüzümüz hep gülsün diyen bir vatandaş olarak: Akıl almaz bir hırsızlık-dolandırıcılık-yolsuzluk patlar, “bak şu başlığa ne kadar da güldürdü beni.” Tabii bir de aynanın öteki yüzünde ekonomik krizde işini kaptıranlar, batan şirketler, ya da son olaydaki gibi parasını kaptıranlar var.
Tam 2 milyar nasıl bir kişisel hisse/portföy kazancı olabilir derken bir de 10 milyar çıktı ortaya. “Aaa iki de azmış” duygusu oluştu bende. Bu yazının gazeteye gönderilmesinden sonra 10 milyarı da küçümsetecek yeni bir haber çıkar mı? Neyse… Gelin bunlar yaşanırken, son birkaç günde ‘başka’ neler oldu kısaca onlara bakalım.
Çarşamba günü Ağustos ayı işgücü verileri açıklandı. Ponzi sistemi sayesinde birkaç ayda 2 milyar lira yok o az, 10 milyar lira kazananların olduğu ve bunlardan (ortadaki 18-20 milyar dolar değeri doğruysa) yüzlercesinin daha olmasının gerektiği bir ülkede, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 31 oldu. Son bir yılda durum şu (yüzde olarak): 2025’in son çeyreği 29,7, 2026’nın ilk çeyreği 30, ikinci çeyreği 29,9 ve Temmuz ile Ağustos ortalaması 30,8: Yükseliyor. Yılın ilk sekiz ayında ihracatımız yüzde 4 artarken, ithalat artışı yüzde 5,3 oldu.
Brent ham petrolünün fiyatı 100 doların biraz altında seyrediyor. Motorin fiyatları Haziran ortasından beri keskin biçimde arttı. Bir başka önemli sorun ABD uzun vadeli Hazine tahvil faizlerinin yükseliyor olması. Grafikte küreselden bir yıl öncesinden başlayarak 28 Eylül 2026’ya kadar gerçekleşen 10 ve 30 yıl vadeli tahvil faizlerinin seyri yer alıyor. Türkiye’yi en az iki açıdan ilgilendiriyor. Birincisi, hem Hazine’nin hem de bankalar ile finans dışı şirketlerin döviz cinsinden borçlanmalarının maliyeti artıyor. İkincisi, faiz artışı ve ona yol açan nedenler devam ederse bizim gibi ülkelere yönelik risk alma iştahı olumsuz etkilenebilir. Bunun da hem miktar hem de maliyet olarak bize yansıması olur.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.