30 Eylül 2026, Çarşamba · 15:52 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

İki büyük savaş ortasında Avrupa'nın sınavı

Avrupa bugün iki savaşın arasında bulunuyor. Doğuda Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş sürerken, güneydoğuda İran savaşı Avrupa'nın güvenlik, enerji ve savunma dengelerini doğrudan etkiliyor. Avrupa ülkeleri bu savaşları…

Bu durum Avrupa için yeni değil.

1956 Süveyş Krizi de sınırların dışındaki bir çatışmanın Avrupa'nın stratejik kapasitesini ve siyasi hareket alanını nasıl belirleyebileceğini göstermişti.


Süveyş'e giden yol

1956'da İngiltere ve Fransa'nın Orta Doğu'daki konumu, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ciddi biçimde zayıflamıştı. Buna rağmen iki ülkenin Süveyş Kanalı üzerindeki ekonomik ve stratejik çıkarları sürüyordu. Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır 26 Temmuz 1956'da Süveyş Kanalı Şirketi'ni millileştirdi. Londra ve Paris bunu kabul etmedi. Kanalın kontrolünü yeniden ele geçirmek ve Abdülnasır'ın bölgedeki etkisini sınırlamak için askerî seçenek gündeme geldi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Mısır'ın askerî gücünden ve Abdülnasır'ın Arap dünyasındaki etkisinden rahatsız olan İsrail de bu hesaba dahil oldu. Ekim 1956'da üç ülke arasında yapılan gizli anlaşmaya göre İsrail Mısır'a saldıracak, İngiltere ve Fransa ise tarafları ayırma gerekçesiyle müdahale edecekti. İsrail 29 Ekim'de Sina'ya girdi. İngiltere ve Fransa 31 Ekim'de Mısır'a karşı hava saldırılarını başlattı. İlk bakışta plan işliyordu.

Operasyonu durduran iki baskı aynı günlerde birleşti. Sovyet Başbakanı Bulganin 5 Kasım'da Londra ve Paris'i roket saldırısıyla tehdit etti. Bu tehdit büyük ölçüde blöftü, ama bir gün önce Macaristan'ı ezen bir gücün sözü olduğu için ciddiye alındı. Asıl belirleyici olan ise Vaşington'un tavrıydı. Başkan Eisenhower, müttefiklerinin kendisine danışmadan savaşa girmesine karşı çıkıyordu. “Bana sormadan savaşa girdiyseniz, Sovyetler karşısında sizi korumam” demeye getiriyordu. (1964’te de benzer bir cümleyi bize karşı da kurmuşlardı.)

Harekât başlayınca sterlin satış baskısına girdi ve İngiltere'nin döviz rezervleri hızla eridi. Londra'nın tek çıkış yolu IMF kredisiydi. Eisenhower yönetimi bu krediyi de kanal kapanınca ihtiyaç duyulan ABD petrolünü de çekilme şartına bağladı.

İngiltere 6 Kasım'da ateşkesi kabul etti, Fransa da onu izlemek zorunda kaldı.
Süveyş böylece önemli bir stratejik gerçeği ortaya çıkardı. İngiltere ve Fransa'nın askerî kapasitesi, ABD'nin siyasi ve ekonomik desteği olmadan bağımsız bir harekât yürütmeye yetmiyordu.


İki başkent, iki ders

Krizin ardından Londra ve Paris aynı yenilgiden farklı sonuçlar çıkardı. İngiltere güvenliğini ABD ile kurduğu özel ilişki üzerine inşa etti. Fransa ise Avrupa'nın ekonomik ve siyasi bütünleşmesinin kendi stratejik ağırlığını artıracağı sonucuna vardı.

Avrupa bütünleşmesi elbette Süveyş ile başlamadı. 25 Mart 1957'de imzalanan Roma Antlaşmaları'nda ekonomik, siyasi ve güvenlik kaygılarının hepsi rol oynadı. Ancak Süveyş, Avrupa'nın kendi kapasitesini oluşturması gerektiği düşüncesini güçlendirdi.

Charles de Gaulle döneminde Fransa bu düşünceyi ABD'den bağımsız bir stratejik hareket alanı arayışına ve nükleer caydırıcılığa dönüştürdü. İngiltere ise 1961'de Avrupa Ekonomik Topluluğu'na katılmak için başvurdu, fakat de Gaulle Ocak 1963'te bu başvuruyu engelledi.

O günden bu yana bu iki yaklaşım Avrupa tartışmalarının merkezinde duruyor.


Rol değişti, soru değişmedi

2026'da tablo tersine dönmüş görünüyor. 1956'da savaşı Avrupa başlatmış, ABD durdurmuştu. Bugün savaşı ABD yürütüyor ve Avrupa bu savaşın platformu haline geldi.

Rol değişti, ama iki durumda da kararı Avrupa vermiyor.

İran savaşı başladığında Avrupa ülkeleri savaşın tarafı olmadıklarını açıkladı. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas'ın mart ayındaki değerlendirmesi bu yaklaşımı özetliyordu:

Bu Avrupa'nın savaşı değil, fakat Avrupa'nın çıkarları doğrudan tehlikede.


Ancak bu açıklama ile sahadaki gelişmeler arasında kısa sürede bir fark oluştu. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, temmuzdaki Ankara zirvesinin ardından ABD'nin İran operasyonları kapsamında Avrupa'daki üslerden yaklaşık 5 bin sorti yapıldığını açıkladı.

Bu faaliyetlerin NATO operasyonu olmadığını, ikili düzenlemelerle yürütüldüğünü de ekledi.

Hukuki açıdan bu ayrım önemli. Stratejik açıdan ise durum farklı.

Avrupa ülkeleri savaşa katılmasalar bile üslerinin, hava sahalarının ve lojistik altyapılarının kullanılması onları savaşın sonuçlarından uzak tutmuyor. Tahran da ABD operasyonlarına altyapı sağlayan ülkeleri savaşın dışında saymayabileceğini açıkça söylüyor. İran ABD'yi askerî olarak yenemeyeceğini biliyor. Yapabileceği şey, Avrupa başkentlerini baskı altında tek tek seçim yapmaya zorlamak.


İki savaş, aynı mühimmat

Ukrayna savaşı Avrupa'nın savunma kapasitesi üzerindeki baskıyı zaten artırmıştı. Rusya'nın füze ve insansız hava aracı saldırıları karşısında Avrupa ülkeleri kendi stoklarından Ukrayna'ya hava savunma desteği verdi. İran savaşı aynı kaynaklar üzerinde yeni bir baskı oluşturdu. Patriot gibi sistemlerin önleyici füzeleri yüksek teknoloji ve uzun tedarik zincirleri gerektiriyor, üretimleri de yavaş ilerliyor. Rusya temmuz sonunda Kiev'e düzenlediği saldırıda 27 balistik füze attı ve bunlardan yalnızca biri önlenebildi. Bu, darboğazın somut sonucuydu.

Avrupa ilk kez iki ayrı savaşın aynı savunma kaynakları üzerinde oluşturduğu baskıyla karşı karşıya. Her iki durumda da ihtiyaç aynı: daha fazla hava savunma sistemi, daha fazla önleyici füze ve daha yüksek üretim kapasitesi. Bu tablo temel bir açığı ortaya koyuyor. Avrupa'nın ekonomik büyüklüğü ile askerî üretim kapasitesi aynı seviyede değil.

İran savaşı Avrupa'yı Hürmüz Boğazı üzerinden ikinci bir kanaldan da etkiliyor. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki yükseliş, sanayi üretiminden ulaşıma kadar ekonominin tamamına yansıyor. Avrupa Komisyonu 2026 büyüme tahminini aşağı çekti ve enerji fiyatlarının enflasyonu artıracağı uyarısında bulundu. Böylece savunma bütçesi, enerji güvenliği, sanayi üretimi ve enflasyon aynı denklemde birleşiyor.


Ortak strateji nerede?

Avrupa ülkeleri aynı güvenlik ortamının içinde bulunuyor. Buna rağmen verdikleri cevaplar farklılaşıyor. İngiltere üslerini "savunma amaçlı" ABD operasyonlarına açtı. İspanya ise hem üslerini hem hava sahasını bu savaşla bağlantılı her faaliyete kapattı.

Londra'nın tercihi, Süveyş sonrasında seçtiği yolun devamı. Madrid'in tercihi ise Avrupa'nın hayır diyebileceğini gösteriyor. Fakat Rusya'ya karşı caydırıcılıkta ABD'ye muhtaç olan başkentlerin kaçının bu cevabı verebileceği belirsiz.

Süveyş'te Avrupa'nın sorunu askerî gücünü kullanabilmekti. Bugün ise sorun, sahip olduğu ekonomik, sanayi ve teknoloji potansiyelini ortak bir stratejik güce dönüştürebilmek. Bu, ABD'den uzaklaşmak anlamına gelmek zorunda değil. Daha güçlü bir Avrupa, NATO içindeki yük paylaşımını da değiştirebilir. Ancak bunun için ortak savunma üretiminin, mühimmat stoklarının, hava savunmasının ve enerji güvenliğinin birlikte ele alınması gerekiyor.

Süveyş'ten bugüne teknoloji, savaşın araçları ve tehditlerin niteliği değişti. Değişmeyen ise stratejik özerklik sorusu oldu. Sorun Avrupa'nın savaşa girip girmemesi değil. Sorun, savaşın Avrupa'yı etkilediği bir ortamda Avrupa'nın kendi kararlarını ne ölçüde kendisinin verebildiği.

Çünkü stratejik özerklik, kriz başladığında ilan edilen bir hedef değildir. Kriz başlamadan önce oluşturulan askerî kapasite, ekonomik dayanıklılık, enerji güvenliği ve siyasi iradenin toplamıdır.

Avrupa'nın bugünkü sınavı da tam olarak budur.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA OKU

Hakkında daha ayrıntılı: AvrupaDr. Osman Gazi Kandemir

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Göktuğ Çalışkan İsveç ve Finlandiya ilk kez birlikte havalandı: NATO'nun yeni kuzey cephesi nasıl oluşuyor?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Batuhan Yıldız Latin Amerika'yı anlama kılavuzu (I): Che'nin Motosiklet Günlükleri

TÜRKİYE'DEN SESLER

Celalettin Can Bir dönemle, kanlı bir tarihle yüzleşmek, hesaplaşmaktır mesele... Gönül rahatlığıyla "bir daha asla!" diyebilmektir mesele...

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu İran savaşı nereye gidiyor? Donma, karar noktası ve sürünen savaş

İlgili Haberler
Borsa 6. Uluslararası Savunma Fuarı`na en büyük katılım Türkiye`den Uzmanpara · az önce Makroekonomi İBB davasında 90. gün... İmamoğlu: Tek bir haram kuruş boğazımızdan geçmemiştir Independent Türkçe · 1 saat önce Makroekonomi Baykar’ın Azerbaycan’daki ilk ürünü KASIRGA tanıtıldı Yeni Şafak Ekonomi · 1 saat önce Makroekonomi Azerbaycan ve Türkiye arasında savunma sanayisinde eğitim ve teknoloji işbirliği mutabakatı Yeni Şafak Ekonomi · 1 saat önce Borsa ABD ile AB arasında savunma gerilimi: "Made in EU" yerine "Made in NATO" Ekonomim · 1 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.