YAYINLAMA 29 Eylül 2026 09:01
GÜNCELLEME 29 Eylül 2026 09:06
SPK’nın birinci maddesinin temel amacının yatırımcıların hak ve menfaatlerini korumak olduğunu vurgulayan Murat Özsoy, son yapılan düzenlemeyle birlikte piyasadaki belirsizliklerin bir nebze netleştiğini ifade etti. Özsoy, 16 Eylül öncesinde takasa iletilen ve emirleştirilen işlemlerin o anki fiyatlamalar üzerinden değerlendirilerek ödemelerinin yapılacağını, 17 Eylül sonrasındaki emirlerin ise doğrudan tasfiye sürecine dahil edildiğini aktardı. Konulan tedbir kararlarının uygulanması veya kaldırılması gibi adımların sürecin hukuki boyutunu oluşturduğunu belirten Özsoy, finansal boyutun ise mağdur yatırımcıların hak edişlerini ne şekilde tahsil edeceği noktasında düğümlendiğini kaydetti. Özellikle hisse ağırlıklı fonlarda alıcı bulmanın zorlaşabileceğini ve tasfiye bakiyesinden yapılacak geri dönüşlerin oldukça düşük miktarlarda kalabileceğini dile getirerek yatırımcı mağduriyetlerinin bir süre daha devam edeceğini öngördü.
Para politikası ve TCMB: Ekim ayında faiz indirimi alanı yok
Fon krizinin TCMB’nin para politikasına ve faiz kararlarına doğrudan bir yansımasının olmasını beklemediğini belirten Özsoy, para politikasının küresel gelişmeler ve yüksek faiz ortamı gibi makroekonomik göstergelerle şekillendiğini söyledi. TCMB’nin ekim ayında bir faiz indirimine gidebilmesi için petrol fiyatlarının 90 dolar seviyelerine gerilemesi ve eylül ayı enflasyonunun aylık %2’nin üzerinde gelmemesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca ABD, Avrupa, İngiltere ve Japonya gibi majör merkez bankalarının faiz artırdığı veya artırım beklentisinin sürdüğü küresel bir konjonktürde TCMB’nin faiz indirmesinin son derece güç olduğunu ifade etti. Reel sektör açısından finansal maliyetlerin düşmesi ve faizlerin inmesi gerektiğini kabul etmekle birlikte, mevcut ekonomik şartlarda TCMB’nin böyle bir indirim alanı bulunmadığını dile getirdi.
Reel sektörde ölçülemeyen risk: İş yerlerinde odak kaybı ve tahvil baskısı
Krizin sadece borsa ve fonlarla sınırlı kalmayıp diğer sektörlere de ciddi yansımaları olduğunu belirtilen Özsoy, şirket sahiplerinden en alt kademedeki çalışanlara kadar geniş bir kesimin zihninin bu mağduriyetlerle meşgul olduğuna dikkat çekti. BİST 30 kapsamındaki dev şirketlerde büyük çaplı aksamalar beklenmese de, özellikle orta ve küçük ölçekli işletmelerde çalışanların ve yöneticilerin işe odaklanamama sorununun öne çıktığını aktardı. Sahada birebir hissedilen bu konsantrasyon kaybının rakamsal verilerle tespit edilemediğini vurgulayan Özsoy, ‘ölçülemeyen risk’ olarak tanımladığı bu durumun reel sektör için en problemli risk türü olduğunu söyledi. Son olarak, borsadaki şirketlerin toplam piyasa değerinde son iki haftada yaşanan 2,7 trilyon liralık kaybın da etkisiyle yaşanan gelişmelerin, özel sektör tahvil ihraçları ve itfa süreçleri üzerinde bir baskı oluşturabileceğini ekledi.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.