29 Eylül 2026, Salı · 09:44 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

AfD’nin vazgeçemeyeceği bir ideolojisi var mı?

AfD’nin vazgeçemeyeceği bir ideolojisi var mı?

Nasyonal-Bolşevizm yayın organı aylık Widerstand dergisi – AfD için bir uzak akraba mı?

Nasyonal Bolşevizm: Ernst Niekisch (1889-1967)

Peki, öyle de olsa uzaklarda bir kök, geçmişte AfD tezlerine yakın bir aşırı sağcı hareket var mıydı? Kökler hakkında yazılanlar var. Şimdilik AfD eş liderleri Alice Weidel ve Tino Chrupalla’nın farklı yaklaşımları temsil ettikleri düşünülüyor. 2025 sonunda Sochi’de bazı Rusya siyasetçileriyle yapılan toplantı Chrupalla kanadının işi gibi çünkü Weidel Rusya’yla yakınlaşmaya karşı çıkmış ve toplantının düşük profilde tutulmasını talep etmişti. Köken arayışında en kısa yol AfD’deki Avrasyacı damarı Carl Schmitt’in 1920’lerde yazdıklarına bağlamak olabilir. Schmitt milliyetçi jeopolitik düşünürlerin etkisinde liberal İngiltere ve ABD’ye karşı –ki ona göre bunlar çürümekte olan güçlerdi- Almanya liderliğinde bir kıta Avrupa’sı bloku önermişti. Buradaki terim Großräume yani liberal ve enternasyonalist- isterseniz emperyalist Batı- güçlere karşı bir nüfuz alanı kurmak. Buradan Nazi Lebensraum kavramına (yaşam alanı) olan mesafe çok kısadır. Son dönemde AfD’li Benedikt Kaiser ve Dimitrios Kisoudis Carl Schmitt’e gönderme yaptıkları için Schmitt bağlantısı gündeme geldi. 1970’lerin ve 1980’lerin Fransız Yeni Sağı (Nouvelle Droite) da AfD çevrelerinde Alain de Benoist üzerinden ilgi çekmişti. Buradaki ana fikir illiberal bir karşı-devrimdir ki esasen düşüncede karşı-devrim anlamına geliyor. 2019 sonrasında AfD’de başlarda etkin olan Ordoliberal damar (sosyal devlet gözetiminde piyasa ekonomisinin daha iyi işleyeceği tezi) geriye itilince ve bununla eş zamanlı olarak liderler değiştikçe AfD giderek sağa kaydı denebilir. Eski liderleriyle merkeze yaklaşmayı denediği yıllar 2013-2017 arasıydı ancak bu stratejiden sonuç alamayacaklarını düşündükleri anlaşılıyor. Fransa’da Marine Le Pen seçim yaklaştıkça merkeze yaklaşacaktır çünkü başka türlü ilk turda birinci çıksa bile ikinci turda kazanamaz. Aynı şekilde AfD sadece yerelde değil ülke genelinde güç haline gelirse ilk dönemdeki merkeze yaklaşma stratejisine geri dönmek zorunda kalacaktır.

Ancak ben Carl Schmitt’e değil başka bir benzerliğe dikkat çekmek istiyorum. 1920’lerdeki dalga çok genişti; hem ideolojik yelpaze, hem kitlesellik anlamında. Mesela 1925'te Gençlik Hareketi (Jugendbewegung) o kadar yaygındı ki, hareketin çekirdeği olan grupların bile 600.000 üyesi bulunuyordu. En geniş “muhafazakâr devrim” dalgasının içinde, SPD (sosyal-demokratlar ama o zaman Marksist idiler veya öyle olduklarını söylüyorlardı) dâhil çeşitli irili ufaklı sosyalist partilere üyelik ve yöneticilik dönemlerinde bile, 1921 sonrası yavaş yavaş “genç fikirlere” ulaşan Ernst Niekisch gibi, muhtemelen Hitler'in yegâne alternatifi olabilecek olan, figürler de bulunuyordu. Niekisch adım adım “Nasyonal-Bolşevizm” olarak adlandırılacak “muhafazakâr devrim” hizbinin görüşlerini oluşturmuştur. Edouard Bernstein ile tartışması ve Bernstein'in kendisini milliyetçilikle suçlaması –açıkça haklı bir suçlama, “eski” sosyal demokratların –SPD yönetimine muhalif bir zamanların Saksonya meclisi üyeleri- bir bölümünü etkilediği “sosyal-nasyonalizm” dönemi önemlidir. Asla nasyonal-Bolşevik olmayan ama “genç muhafazakârları” çok etkileyen Ernst Junger ile tanışmasının sonuçları ve 1928 sonrası gelinen net nokta da etkili adımlardır. Artık işçi sınıfı yeni bir “devletti”, “halkın-ırkın” yeni bir atılımıydı. İki kere proleterleştirilmiş, hem uluslararası finans kapitalin –1924 Dawes planı sonrası, hem yerli burjuvazinin sömürdüğü Alman “halkının” –burada ırkçı vurgudan kaçınmak zordur- yüzünü Orta Avrupa'ya dönmesi, Bolşeviklerin Rusya'da yaptığını Almanya'da -ama sınıf savaşını “aşarak”- yapması gerektiği tezleri yavaş yavaş belirginleşti. Evet, Alman “halkı” proleter bir ulustu. Zamanla tek düşman yabancı finans sermayesi haline gelecekti.

Almanya yüzünü doğuya dönecekse kaderi ortak bir “Rus-Alman” kaderi mi olacaktı? Bolşevizm’deki Marksizm sadece bir dış yüzey formu iken gerçek olan derindeki Rus öğesi idi. Almanlar için Prusya ruhu neyse Ruslar için de Bolşevizm oydu. Burjuvazinin parazit niteliğine vurgu ağırlıklı olarak finans kapitale yönelirken, “yeni bir aristokratizm”, “kahramanca gerçekçilik” temaları ortaya atılıyor, 1933 sonrası reddedilecek olan Sorel sempatisi ilk dönemde açığa çıkıyordu. 1929 sonrası “Yahudi-Mason komplosu” daha sık kullanılmaya başlanıyordu. Stadtler'in kelimeleriyle “hareketin bir yandan Anarko-Bolşevik elemanları ezerken Bolşevizm'de olan faydalı özü Almanlaştırması gerektiği” ifade ediliyordu. Ama en açık tonlardan birisini “muhafazakâr devrimin” en önemli isimlerinden Arthur Moeller van der Bruck'un sözlerinde bulabiliriz: Mealen, bir taraftan yanlış anlaşılmış bir batıcı Sosyal-Marksizm kabul edilemezken, diğer yandan 1917'nin Almanya'yı kendisine getirecek bir elektroşok olduğu kabul ediliyordu.

Sorel’in takipçilerinden Édouard Berth’in sözleri ilginçtir. Burada dikkat çeken Barrès’in Köksüzler’ine göndermeyle gerçek “köksüzlerin”, zenginler olduğunu, aşağılık sınıf çıkarları ve para için vatanlarını onların sattığını söylemesidir. Marx “işçilerin vatanı yoktur” demişti ama “asıl burjuvaların vatanı yoktur” diyen Berth hem Marx’ın sözlerini tersine çevirir hem de milliyetçiliğin büyük yıldızı Barrès’i karşısına alır. Ancak devamı var: Barrès’ten etkilenen sonradan Action Française lideri olacak Maurras’a ve “güç” ve “kan” kavramlarına anti-burjuva bağlamda bir gönderme var ki faşizmin İtalya’da, faşizme yaklaşan akımların Fransa’da dayanak buldukları kavramlardır. Ancak kişisel açıdan bakıldığında Berth’in Barbusse ile Clarté dergisinde iş birliği yapan ve 1906’da CGT’nin Fransız devrimci sendikacılığının dönüm noktası olan Charte d’Amiens’i benimsemesine yol açan gelişmelerde yer alan bir sosyalist olduğunu unutmamak gerekir. Keza hayatının sonuna kadar solda kalan ve 1920 sonrası umudunu Leninizm’e bağlamış bir devrimci sendikalist, nedense unutulmuş bir tarihi figür olduğunu hatırlamalıyız. Fransız “devrimci sağına” zaman zaman yaklaşmış olması Berth’in kişisel özelliğinden çok 1914 öncesi son yılların kaynayan bir kazan gibi olmasıyla açıklanabilir. Seidel, Benoist’nın daha çok Arthur Moeller van den Bruck’un 1920’lerde meşhur ettiği “muhafazakâr devrim” çizgisinde olduğunu –zorunlu olarak Hitlerci değil- belirtir.

“Muhafazakâr devrimin” çeşitli akımlarını şematize etmek bile imkânsıza yakın olmakla beraber, yanlış izlenim vermemek için iki nokta daha vurgulanabilir. 1919'daki başlangıç safhasında bile ilk liderlerden Stadtler'i dinlemeye AEG, Deutschebank, Siemens –bizzat Carl Friedrich von Siemens- vd. gelmişti. İtalyan faşistleri de, iktidara gelmeden az önce, Der Deutscher Kampfbund'u kelimesi kelimesine İtalyancaya çeviriyorlar mıydı? 1925 sonrası Ernst Junger'in muhafazakâr gençlik akımlarının “bündisch” çekirdeği üzerinde etkili olduğu dönemde “yeni-milliyetçilik” ve “genç muhafazakârlık” temaları hangi ölçüde İtalyancaya tercüme olmuştur; bakmaya değer.

AfD Rusya politikasında bu kadar açılabilir, Rusya’ya hakikaten yaklaşabilir mi? Avrupa’daki hava şu anda pek uygun değil. Nationalrevolutionär Josef Drexel yukarıda görseli verilen Widerstand: Zeitschrift für nationalrevolutionäre Politik‘de „Das neue Rußland ist das dritte Reich“ diye yazmamış mıydı? Yeni Rusya III. Reich idi. Charles Bettelheim da aynı kaynağa referans vermişti. Bu konu KPD (Alman Komünist Partisi) içindeki “milliyetçi damar” meselesiyle bağlantılıdır ve Stalinizm ile ilgili olarak da tartışılmıştır. Bugün bu kadarı mümkün değilse ve Rusya ile Almanya’nın ittifak yapması gerektiği tezi fantezi olsa da AfD içinde bir Avrasyacı damar mevcut görünüyor. En önemli mesele budur ve ABD’yi asıl ilgilendiren konu da bu olmalı. Neden? AfD merkezi iktidara yaklaştıkça zaten kendiliğinden göçmenlerin bir kısmını çoktan yerleşik oldukları halde geri göndermek, tersine göç, gibi uygulanamaz fikirlerden, tıpkı Fransa’da RN (Rassemblement Nationale) Marine Le Pen hareketinde olduğu gibi –ki o çok daha köklü bir Neo-faşist damara sahip- uzaklaşacaktır. Ancak Rusya ile yakınlaşma meselesi hassas bir mesele ve Almanya dış politikasında tarihsel olarak zaman zaman gerilime yol açan bir tema.

1972’de kurulmuş olan Fransız aşırı sağ partisi (şu anki adı RN, eski adı FN –Front National) zamanla çok şey öğrendi. 2013’te kurulmuş olan AfD henüz yolun başında.

İlgili Haberler
Makroekonomi Bakanlık açıkladı: Tapu işlemlerinde yeni dönem ne zaman başlıyor? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Bedelsiz sermaye artırımı yapan bir hissenin fiyatında düzeltme var Ekonomist · 14 dk önce Makroekonomi Çin'den ekonomiye yeni müdahale: Piyasaları canlandıracak adımlar yolda Cumhuriyet Ekonomi · 17 dk önce Makroekonomi ATM'de kurallar değişti: Kartı unutan da parayı alan da Yargıtay radarında Sözcü Ekonomi · 18 dk önce Makroekonomi Dolar ve euro güne nasıl başladı? 29 Eylül 2026 güncel döviz kurları Ekonomist · 19 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.