Sudan Kiliseler Konseyi tarafından Hartum Uluslararası Fuarı'nda ‘Tek yürek olalım, Sudan için birlikte dua edelim' sloganıyla düzenlenen etkinliğe, Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve yardımcısı Malik Agar'ın yanı sıra farklı kiliselerden din adamları, liderler ve temsilciler katıldı.
fazla okuBu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Barış çağrısı yapan dini girişimler başkentle sınırlı kalmadı. Nuba Dağları bölgesinden Hristiyan ve Müslüman din adamları da geçtiğimiz salı günü Sudan'ın güneyindeki Yida bölgesinde yayımladıkları ortak bildiride çatışmaların sona erdirilmesi ve sorunun çözümü için diyaloğa girilmesi çağrısında bulundu. "Tek toplum, tek halk: Barış ve uzlaşı için birleşiyoruz" sloganıyla yapılan açıklamada, savaşın siviller üzerindeki doğrudan etkilerine dikkat çekildi.
Çatışmaların siviller açısından can kayıpları, mülklerin tahrip edilmesi, yerinden edilme, yağma ve psikolojik travmalar gibi sonuçlar doğurduğu belirtilirken, toplumsal bölünmelerin derinleşmesi ve yerel topluluklar arasındaki ilişkilerin zarar görmesine ilişkin endişeler de dile getirildi.
Din adamları, çatışmanın taraflarına saldırıları ve nefret söylemlerini durdurma, itidal gösterme ve diyaloğa gerçek bir fırsat verme çağrısında bulundu. Ayrıca geleneksel otoriteler, kadınlar, gençler, sivil toplum ile siyasi ve dini liderlerden uzlaşı sürecine katkı sunmaları istendi. Açıklamada, barış ve bir arada yaşamanın mümkün olduğu belirtilerek, Hristiyan ve Müslüman toplulukların daha güvenli ve daha bütünleşmiş bir gelecek için çalışmalarını sürdüreceği ifade edildi.
Köklü bir varlık
Sudan'da Hristiyanlığın kökleri, Mısır ve Nil Vadisi üzerinden Nübye krallıklarına ulaştığı milattan sonraki ilk yüzyıllara kadar uzanıyor. Hristiyanlık, MS 6. yüzyılda Nobatya, Makurra ve Aloa'da kurumsal bir yapı kazanarak daha da kökleşti. Bu krallıklar, kendilerine özgü kilise, sanat ve mimari gelenekleriyle Hristiyanlığın önemli merkezleri haline geldi ve kilise teşkilatı bakımından İskenderiye'ye bağlandı. Hristiyanlık, siyasi dönüşümler ve İslam'ın yayılmasıyla etkisinin giderek azalmasından önce, yüzyıllar boyunca Nübye'de varlığını sürdürdü.
Kıptilerin Sudan'daki varlığı ise erken dönemlerden itibaren rahipler ve tüccarlar ile Mısır ve Avrupa'daki kiliselerle kurulan ilişkiler üzerinden gelişti. Bu varlık, 19'uncu yüzyılda Türk-Mısır yönetimi döneminde, Mısırlı memur, tüccar ve zanaatkarların Sudan'a göç etmesiyle belirgin şekilde arttı.
Bunların önemli bir bölümü Hartum, Vad Medeni, el-Ubeyd ve Port Sudan gibi kentlere yerleşerek dini, eğitim ve sosyal kurumlar kurdu. Nesiller boyunca Sudan'da doğup büyüyen Kıptiler, ülkenin ekonomik ve sivil hayatına da dahil oldu. Böylece Kıpti varlığı zamanla dışarıdan gelen bir topluluktan, kendi kurumları ve sosyal ağları bulunan yerleşik bir Sudan unsuruna dönüştü.
19. yüzyılın sonları ile 20'nci yüzyılın başlarında Katolik, Anglikan ve Protestan misyonerler de Sudan'ın güney bölgelerine girerek okullar, hastaneler ve misyonerlik merkezleri kurdu. Bu faaliyetler, yerel kiliselerin ve dini liderlerin ortaya çıkmasına katkıda bulundu. Kilise yapısı içerisinde Katolikler, Anglikanlar ve Presbiteryenlerin yanı sıra çeşitli Afrika kiliseleri ve diğer Evanjelik topluluklar da yer aldı. Kiliseye bağlı kurumlar Nuba Dağları ve diğer bölgelerde de faaliyetlerini sürdürdü.
2011'de Güney Sudan'ın bağımsızlığını ilan etmesinden önce siyasi sınırlar, daha sonraki dönemde olduğu gibi kilise topluluklarını birbirinden ayırmıyordu. Hartum ve kuzeydeki kentlerin kiliseleri, çok sayıda Güney Sudanlı yerleşimci ve yerinden edilmiş kişiyi kabul ediyordu. Bu kurumlar dini işlevlerinin yanı sıra eğitim, dayanışma ve toplumsal bağların korunması açısından da önemli birer alan oluşturuyordu.
Bağımsızlığın ardından kiliseler, kurumlarını sınırın her iki tarafında yeniden yapılandırdı. Sudan'daki Hristiyanlık tarihi ise din, göç, ticaret ile siyasi ve toplumsal dönüşümler arasındaki yüzyıllara yayılan etkileşimin yanı sıra, dini toplulukların büyük değişimler karşısında kendi varlıklarını yeniden şekillendirme kapasitesine de tanıklık etti. Kiliseler eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler alanlarında iz bıraktı. Kiliselere bağlı okullar ve tesisler de modern Sudan kentlerinin tarihinin ve sivil toplum yapısının oluşumunun bir parçası haline geldi.
Durumdaki değişiklikler
İnsan hakları avukatı Ahmed Nureddin, Sudan'daki Hristiyanların durumunun, ülkenin eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir döneminden bu yana yaşadığı dönüşümlerden ayrı değerlendirilemeyecek. Nureddin, o dönemde ibadet özgürlüğünün sınırlı ölçüde tanınmasına rağmen kiliselerin inşası ve tescili konusunda çeşitli uygulama kısıtlamalarının bulunduğunu, bunların kiliselerin kapatılması, yıkılması ve mülklerine el konulmasının yanı sıra dini kurumların işlerine müdahaleye kadar uzandığını belirtti.
Nureddin, Beşir'in 2019'da devrilmesinin, dini özgürlüğün yasal çerçevesini iyileştiren hukuki ve anayasal reformların önünü açtığını, ancak bu kazanımların kırılganlığını koruduğunu ifade etti. Üç yılı aşkın süredir devam eden savaşın ise söz konusu kazanımları zayıflattığını belirten Nureddin, çatışmaların tehdidi idari kısıtlamalardan Hristiyanların ve ibadethanelerinin hayatını doğrudan tehlikeye atan risklere dönüştürdüğünü kaydetti. Bu durumun özellikle Hartum, Omdurman, Bahri, Vad Medeni, Nuba Dağları ve diğer bölgelerde görüldüğünü aktardı.
İnsan hakları raporlarının kiliselerin yağmalandığını, işgal edildiğini ve bazılarının askeri amaçlarla kullanıldığını belgelediğini belirten Nureddin, din adamları ve ibadet eden kişilere yönelik saldırıların yanı sıra, bazı kişilerin ibadethanelerini terk etmeye zorlandığını söyledi. Savaşın başlamasından yalnızca iki gün sonra Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) ilk kilise saldırısını Hartum'un merkezindeki Anglikan Katedrali'ne düzenlediğini aktaran Nureddin, savaşın başlamasından bu yana 150'den fazla kilisenin zarar gördüğünü, yağmalandığını veya yıkıldığını, başka tahminlere göre ise 165'ten fazla kilisenin kapatıldığını ifade etti.
Nureddin, tehlikenin yalnızca binaların yıkılmasıyla sınırlı olmadığını, kiliselerin yerinden edilmiş kişilere ve en savunmasız kesimlere sağladığı koruma ve hizmet ağlarının da parçalanmasına uzandığını belirtiyor. İhlallerin belgelenmesi ve uluslararası misyon aracılığıyla soruşturulmasının hesap verebilirliğin sağlanması, mağduriyetlerin giderilmesi ve ihlallerin tekrarlanmasının önlenmesi açısından gerekli olduğunu vurgulayan Nureddin, misyonun finansmanındaki eksikliğin giderilmesi çağrısında bulundu. Nureddin, adaletin savaş sonrasına bırakılacak bir süreç değil, din özgürlüğünü ve hukuk önünde eşitliği koruyan bir devletin yeniden inşası için bir ön koşul olduğunu ifade etti.
Nureddin'e göre kiliselerin savaşın ortasında barınma ve yardım sağlamayı, aynı zamanda barış çağrısı yapmayı sürdürmesi, kiliselerin varlığının çatışmalara rağmen kırılmadığını gösteriyor. Bu rolün korunması için kurumların yeniden inşa edilmesi, ibadethanelerin güvenliğinin sağlanması ve yerinden edilenlerin geri dönüşünün güvence altına alınması gerektiğini belirten Nureddin, gelecek dönemin kimlik temelinde belirli grupların korunmasına değil, eşit vatandaşlık ilkesine dayanması gerektiğini söyledi.
Endişelerin artması
Sudan Evanjelik Mezhepler Konseyi Başkanı Rafat Samir, savaşın Hristiyanları Sudanlıların yaşadığı insani felaketin dışında bırakmadığını, aksine Hristiyanların kendilerine yönelik tehditlerin yanı sıra nüfusun geri kalanını etkileyen yerinden edilme, açlık, güvensizlik ve geçim kaynaklarının çökmesi gibi aynı risklerle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Samir, Sudan'ın Dünya İzleme Listesi'nde bir sıra yükselmesinin Hristiyanların durumuna ilişkin endişelerin arttığını gösterdiğini belirtti. Savaşın devam etmesinin güvenlik alanında bir boşluk oluşturduğunu, bunun da hukukun üstünlüğünü zayıflatırken cezasızlık alanını genişlettiğini ifade eden Samir, bu durumun silahlı grupların Hristiyanları şiddet ve şantaj da dahil olmak üzere çeşitli yöntemlerle hedef almasına imkân sağladığını kaydetti. Saldırıların artık yalnızca kırsal bölgelerle sınırlı kalmadığını, kiliselerin ve yerleşik Hristiyan topluluklarının bulunduğu kentlere de yayıldığını söyledi.
Samir'e göre savaşın yol açtığı zarar, kiliselerin ve mülklerin yıkılmasının ötesine geçerek önceki yıllarda dini özgürlük ortamında sağlanan iyileşmeleri de zayıflattı. Buna karşılık bazı kesimlerin savaş koşullarından yararlanarak Hristiyanların zulme uğradığını ileri sürmeye çalıştığını belirten Samir, ancak gerçekte ‘zulüm' söyleminin abartıldığını ve bunun bazı grupların Avrupa'ya daha kolay göç etmesinin önünü açmak amacıyla yapıldığını savundu.
Ona göre Hristiyanların karşı karşıya olduğu zorluk, Sudan'daki daha geniş çaplı krizden ayrı değerlendirilemez. Açlık, yerinden edilme, hizmetlerin çökmesi ve güvenliğin ortadan kalkması karşısında dini korumanın tek başına bir anlam taşımadığını belirten Samir, bu nedenle ibadethanelerin korunmasının sivillerin güvenliğinin sağlanması ve hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesiyle birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti. Samir'e göre bunlar, Hristiyan toplulukların ve Sudan toplumunun diğer unsurlarının güvenlik ve barış içinde varlığını sürdürebilmesi açısından birbirine bağlı koşulları oluşturuyor.
Samir'e göre bu tablo içinde kiliseler, savaşın bedelini ödeyen Sudan toplumunun dokusunun bir parçası olarak öne çıkıyor. Kiliselerin barış çağrısı, halkın günlük ihtiyaçları, güvenin yeniden tesis edilmesi, uzlaşının önünün açılması ve yerinden edilenlerin güvenli ve onurlu bir şekilde geri dönebilmeleri için gerekli koşulların oluşturulmasıyla iç içe geçiyor.
Koşullu umut
Sudan'daki Hristiyanların geleceği, özünde Sudan toplumunun tamamının geleceğinin bir parçası olmayı sürdürüyor. Savaşın ardından toparlanma gerçekleşmeden, Hristiyanların güvenliğinin savaşın enkazı üzerine inşa edilmesi mümkün değil.
Hristiyanlar da diğer Sudanlılar gibi savaşın yol açtığı yerinden edilme, kayıplar, yoksulluk, eğitim ve çalışma hayatının yanı sıra temel hizmetlerdeki aksamaların bedelini ödedi. Bazı bölgelerde ise kiliselerin ve ibadethanelerin güvenliği, yerel toplulukların varlığını sürdürmesi ve dini ayinlerini gerçekleştirme ve kendi varlıklarını koruma kapasitesiyle ilgili ek endişeler ortaya çıktı.
Savaştan sonra Hartum'a dönen ve çehresi değişen kent merkezinde ayakta kalan bir kiliseyi ziyaret eden Tirza Nikola, dönüşünün henüz tamamlanmış bir dönüş olmadığını söyledi. Nikola, “Aile fertlerimizden bazılarını kaybettik. Onların hayatımızdaki yokluğuna dayanamayabiliriz. Ayrıca onlarca yıldır aynı mahallede birlikte yaşadığımız diğer komşularımızı ve Müslüman kardeşlerimizi de özlüyoruz” dedi.
Buna rağmen umudunu kaybetmediğini belirten Nikola, “Günümüzü yaşıyor, çocuklarımızı korumaya çalışıyor, kiliseye gidiyor ve ticari faaliyetlerimizi yeniden canlandırmaya çalışıyoruz. Çünkü savaş sahip olduğumuz her şeyi yok etti” ifadelerini kullandı. Hartum'da savaşın sona ermesinin önemli bir adım olduğunu, ancak bunun savaşın yol açtığı etkilerin sona erdiği anlamına gelmediğini söyledi.
Nikola, umudun yalnızca bir temenni olarak kalamayacağını belirterek, Hristiyanların geleceğinin de diğer Sudanlıların geleceği gibi istikrarlı bir barışa, hukukun üstünlüğünün koruduğu güvenliğe, yerinden edilenlerin güvenli şekilde geri dönmesine, ailelerin yeniden bir araya gelmesine, okulların ve hastanelerin yeniden açılmasına, geçim kaynaklarının yeniden tesis edilmesine ve kiliseler ile evler dahil tüm ibadethanelerin onarılmasına ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Tüm bunlardan önce ise insanlar arasındaki güvenin yeniden inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.
Umudun hâlâ mümkün olduğunu ancak bunun bazı koşullara bağlı bulunduğunu söyleyen Nikola, güvenli bir kilisede dua edebileceği, çocuklarının korku yaşamadan büyüyebileceği ve yerinden edilenlerin Hartum'a dönüşünün yalnızca geçmişteki hayatlarını yeniden kurma çabası değil, tam anlamıyla bir yaşama dönüş olacağı günü beklediğini dile getirdi.
Nikola, “Bu dilek mütevazı görünse de gerçekçi olmaya devam ediyor. Gerçekleşmesi, barışın yalnızca ateşkesin geçici olarak durması değil, insanın ve onurunun günlük yaşamda korunması haline gelmesiyle başlayacak” dedi.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu makale Independent Türkçe için Independent Arabia gazetesinden çevrilmiştir.
DAHA FAZLA OKUHakkında daha ayrıntılı: sudanhristiyanlarsudan savaşıdosya
DAHA FAZLA HABER OKU
Hüda Hüseyni "Büyük Rus hamlesi" Ukrayna savaşını sona erdiriyor ve Avrupa'yı endişelendiriyor!
dosya DÜNYADAN SESLER
Mahmud Ebu Bekir Tigray'daki çatışmaların siyasi ve askeri boyutları neler?
dosya DÜNYADAN SESLER
Alex Vatanka Husiler… İran'ın Amerika ile müzakere kozu
dosya DÜNYADAN SESLER
Hüda Rauf Trump'ın İran'la müzakere ederken dikkate alması gerekenler
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.