Tespiti yerinde.
New York'ta geçen haftanın somut sonuçlarının neredeyse hepsi BM'nin dışında üretildi. ABD, Danimarka ve Grönland arasındaki üs anlaşması ikili bir pazarlıkla sonuçlandı. Gazze için açıklanan 2,45 milyar dolarlık yeniden inşa planı Barış Kurulu (Board of Peace) çatısı altında duyuruldu.
Trump ile Şi Cinping arasındaki gümrük ateşkesi ise iki ay uzatıldı. Genel Kurul kürsüsünden yükselen konuşmalar bu sonuçların hiçbirine katkı sağlamadı.
Froman'ın sorusu, BM'nin neden sonuç üretemediği.
Bence daha önemli bir soru var: Bu işlevsizliğin faturasını kim ödüyor?
Kürsü var, karar yok
Önce bir yanılgıyı düzeltmek gerekiyor. Genel Kurul hiçbir zaman bağlayıcı karar alan bir organ olmadı. BM Şartı'nın 10 ile 14'üncü maddeleri ona yalnızca tavsiye yetkisi veriyor. Bağlayıcı karar, yaptırım ve güç kullanma yetkisi Güvenlik Konseyi'ne ait. Sorun, bu yetkinin veto nedeniyle kilitlenmiş olması.
Güvenlik Konseyi Raporu'nun verilerine göre 2024'te yedi karar tasarısı veto edildi. Bu, 1986'dan bu yana görülen en yüksek sayı. Konsey kilitlendikçe dosyalar Genel Kurula taşınıyor, Genel Kurul da oylama yapıyor. Haziran 2025'te koşulsuz Gazze ateşkesi çağrısı 149 oyla kabul edildi.
Sahada hiçbir şey değişmedi. 2022'de kabul edilen 76/262 sayılı karar, veto kullanan daimî üyeyi Genel Kurulda açıklama yapmaya zorluyor. Bu mekanizma Genel Kurulu bir hesap sorma kürsüsüne dönüştürdü, ama bir karar merkezine dönüştüremedi.
Kasadaki delik
Sorun yapısal olmanın ötesinde, artık mali bir boyut da kazandı. BM, 2025'i 1,6 milyar dolarlık rekor ödenmemiş aidatla kapattı. Global Policy Forum'un hesabına göre bu borcun yaklaşık yüzde 95'i ABD'ye ait. Vaşington ocak ayında 31'i BM bünyesinde olmak üzere toplam 66 uluslararası kuruluştan çekildiğini açıkladı. Örgütün 2026 düzenli bütçesi 3,45 milyar dolara indirildi. Harcamalar yüzde 15 azaltıldı ve yaklaşık 2.600 kadro kaldırılıyor.
Bu kesintiler görünür yerlerden yapılmıyor. Arabuluculuk ve önleyici diplomasi gibi sessiz işlevler ilk kesilen kalemler oluyor. Bu alanlardaki uzmanlık da bir kez kaybedildikten sonra kolay kolay yeniden kurulamıyor.
Fatura önce en zayıfa gidiyor
BM'nin çöküşü herkesi aynı anda etkilemiyor. Maliyet önce alternatifi olmayanlara ulaşıyor.
İlk sırada BM'nin sahadaki kollarına bağımlı olan insanlar var. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü mayıs raporuna göre BM barış operasyonlarındaki uluslararası personel sayısı 2025 sonunda 78 bin 633'e düştü. Bu rakam 2016'ya göre yüzde 49 daha düşük ve 2000'den bu yana görülen en düşük seviye. Lowy Enstitüsü, fon yetersizliği nedeniyle 13 ile 14 bin asker ve polisin ülkelerine geri gönderildiğini hesaplıyor. Kongo, Güney Sudan ve Orta Afrika Cumhuriyeti'ndeki siviller için bu, koruma kalkanının incelmesi demek. İnsani yardım tarafında tablo daha ağır. Yardıma muhtaç insan sayısı 252 milyonu aştı. İnsani fonlar bir yılda yüzde 30'dan fazla geriledi. 2026’da, ihtiyaç sahiplerinin en fazla yüzde 60'ını hedeflenebilecek. Yemen müdahale planının ancak dörtte biri fonlanabildi.
İkinci sırada küçük devletler geliyor. Genel Kurul, "her devlete bir oy" ilkesiyle onlara gerçek ağırlık veren tek küresel platform. Bu platformun işe yarayabildiğini Vanuatu gösterdi. Pasifikteki bu ada devletinin öncülüğünde kabul edilen 77/276 sayılı kararla Uluslararası Adalet Divanı'ndan iklim değişikliği konusunda danışma görüşü istendi. Divan 2025'te oybirliğiyle devletlerin iklim zararlarından sorumlu olduğuna hükmetti. Ancak Genel Kurulun siyasi ağırlığı azaldıkça bu kazanımın uygulanabilirliği de zayıflıyor. Sular altında kalma riskiyle karşı karşıya olan bir ada devletinin başvurabileceği başka bir mahkeme ya da ittifak yok.
Üçüncü sırada orta ölçekli güçler bulunuyor. Türkiye bu kategorinin tipik bir örneği. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve WFP (Dünya Gıda Programı) bütçelerindeki kesintiler, mülteci yükünü doğrudan ev sahibi ülkelere kaydırıyor. "Dünya beşten büyüktür" tezinin seslendirildiği kürsü de değer kaybediyor. Öte yandan kurumsal boşluk, arabuluculuk kapasitesi olan orta güçlere yeni bir hareket alanı da açıyor.
Büyük güçler ise sıranın en sonunda. Onların ikili zirveleri, geçici koalisyonları ve kendi kurdukları yapıları var. Barış Kurulu'nun Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararıyla onay alıp ardından BM'nin dışında çalışması bu durumu açıkça gösteriyor.
Habeşistan'ın dersi
Tarih bu sıralamayı daha önce de gösterdi. Milletler Cemiyeti'nin çöküşünün ilk bedelini büyük güçler ödemedi. 1935'te İtalya'nın işgaline uğrayan Habeşistan ödedi. İmparator Haile Selassie 1936'da Cenevre kürsüsünden Cemiyet üyelerini uyardı. Uyarısı, sıranın bir gün onlara da geleceğiydi. 3 yıl sonra Avrupa savaşa girdi.
Froman'ın önerdiği çözüm, Hammarskjöld ve Annan gibi güçlü ve bağımsız bir genel sekreter. Ancak genel sekreteri veto yetkisi olan beş daimî üye seçiyor. Eylül ortasındaki üçüncü yoklamada öne çıkan Rebeca Grynspan'ın dahi beş ret oyu var. Büyük güçlerin kendilerini sınırlayacak bir ismi onaylamasını beklemek gerçekçi görünmüyor.
Bana göre BM'nin sorunu liderlik eksikliği değil. Asıl sorun, büyük güçlerin örgütü bir karar mekanizması olarak görmeyi bırakıp bir sahneye dönüştürmüş olması. O sahnede konuşanlar değişmiyor, bedeli ödeyenler de değişmiyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: BMBMGKDr. Osman Gazi Kandemir
DAHA FAZLA HABER OKU
Dr. Elif Dikmen Diriöz Dahi sanatçı Leonardo da Vinci'nin yaşamının bilinmeyen yönleri
dosya
Faik Bulut Hürmüz, Aden ve Babülmendeb'te tehlikeli stratejik gelişmeler
KÜLTÜR
Selçuk Ramazanoğlu Yanlış kapıyı daha sert mi itmeli?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.