28 Eylül 2026, Pazartesi · 09:08 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

İmar Bankası mı, fonlar mı; hangisi daha büyük rezillik!

İmar Bankası mı, fonlar mı; hangisi daha büyük rezillik!

13 yıl süren soygun olur mu? Göz göre göre… Ya bugün; ya fon soygunu! Fon soygunu ile KKM çok başka

Biraz hafızamı yokladım, oturdum arşiv karıştırdım, sağa sola telefon edip eski dostlardan eksik bilgileri tamamlamaya çalıştım. İkisi de büyük rezillikti de hangisi daha büyüktü; bu soruya yanıt aradım. İmar Bankası mı, fonlar mı?

Al birini vur öbürüne denir ya, durum biraz öyle.

Temel farkları şu: İmar Bankası vurgunu çok daha uzun sürdü, fon krizi ise daha kısa sürede patlak verdi.

Temel benzerlikleri ise şu: İki vurgun da kamunun gözü önünde yaşandı; yani kamu, denetim görevini gereği gibi yerine getirmedi. Zaten böylesine büyük soygunları gerçekleştirebilmek denetim mekanizmaları iyi işlese, gerektiği gibi işlese mümkün mü? Hatta daha ötesi; denetim mekanizmalarının iyi işletilmemesi bir yana, o denetimi yapmak durumunda olanların -hem bürokrasi, hem siyasetçi- görmezden gelmesi söz konusu olmasa böylesine yıllar alan ve herkesin gözü önünde olan soygunlar yaşanabilir mi?

13 yıl süren soygun olur mu?

İmar Bankası rezaleti neredeyse çoktan unutuldu. Biraz hatırlayalım.

Devlet tahvili ve Hazine bonosu satma yetkisi 1990 yılında elinden alınan İmar Bankası 2003 yılına kadar bu satışa devam etti. Hem de televizyon ve gazetelerdeki reklamlarda yüksek faiz verdiğini ilan ede ede! Banka geliştirdiği çifte kayıt sistemiyle yatan paranın önemli bölümünü gizliyordu ve normal denetimlerde her şey yolunda ve yasal görünüyordu. (Yetki 1990’da iptal edildi ama banka karşı davayla bu yetkiyi yeniden elde etti, ancak SPK’nın temyiziyle bu hakkı tekrar düştü.)

“Sen artık devlet tahvili ve Hazine bonosu satamazsın” denilmiş ama banka satışa devam ediyordu. Bu tuhaf durum inceleme konusu olmuyor sanmayın, tabii ki oluyordu.

Ama nasıl?

Hazine SPK’ya “Bak yetkileri yok, satış yapıyorlar” diyordu.

SPK ise “Satış yetkisi olmadığına göre benim alanıma girmez, neyi inceleyeceğim” diye yanıt veriyordu.

İki kamu kuruluşu “Yetki bende değil sende” oyunu oynarken(!) birileri dünyaları götürdü. 2003 yılında bankaya el konulduğunda tablo ortaya çıktı. Resmi kayıtlara göre bankanın mevduatı yaklaşık 1 milyar dolardı ama gizli çifte kayıtlar incelendiğinde aslında 8-9 milyar dolar para toplandığı anlaşıldı. Bu para tabii ki ortada yoktu; ya bazı yatırımlar için kullanılmış ya da çoktan yurt dışına çıkarılmıştı.

Şimdi böylesine büyük bir soygun yalnızca Hazine, SPK ve 2000 yılında faaliyete geçen BDDK üçgenindeki zafiyetle açıklanabilir mi? Arkasında siyasetçi olmayan, sırtını oraya dayamayan bürokrat böylesine bir soygun karşısında sessiz kalabilir mi? Ya da daha önemlisi bürokratı adeta bir köşeye itip işini siyasetçiyle görenlerin önünde kim durabilir; bürokratın böyle bir gücü olabilir mi?

Göz göre göre…

1992 yılından çok tipik bir örnek hatırlatayım. 1992 yılında belli ki banka içinden bir ihbar yapılır. Buna göre daha sonra da kesin olarak belirlendiği gibi İmar Bankası çifte kayıt tutmaktadır. Herhangi bir hesaba yatırılan 100 lira o mudinin hesabında 100 lira olarak yer almakta, ancak genel merkezde kurulan bir bilgi işlem sistemi sayesinde o 100 lira 10 liraya dönüşmekte, kalan 90 lira başka hesaba aktarılmaktadır. İhbar üzerine Meclis’te bir soruşturma komisyonu kurulur ama bir sonuç çıkmaz. 1992’den 2003’e işte böyle gelinir.

İmar Bankası eliyle bu sahtekarlıklar sergilenirken bankanın sahibi bir parti kurar ve 2002 seçimlerinde yüzde 7,25 gibi çok yüksek bir oy alır.

Ya bugün; ya fon soygunu!

İmar Bankası olayını aktarırken, bürokrasi kendisini bir kenara itip siyasetçiyle iş tutan, tutmuyorsa bile birlikte hareket ediyormuş algısı oluşturan birinin önünde durabilir mi, diye sormuştum.

Aynı soru hiç kuşkusuz bugün için de geçerlidir. Bürokratı atlayıp işini siyasetçiyle görenin, görmüyorsa bile öyle gösterenin önünde durmak mümkün mü? Hele işin içinde bir de bürokrasiden gelen örtülü destek varsa…

Malum fonun böylesine palazlanması, böylesine pervasızca işlem yapması, yapabilmesi üç beş bürokratın göz yummasıyla olabilir mi?

Bundan siyasetçilerin de haberi vardı, her şey onların onayıyla oldu demek mümkün değil, çünkü elde somut kanıt yok, olamaz da zaten ama en azından şu algıyı yaratmak bile çok önemli:

“Bu fonu yönetenler iktidar partisiyle içli dışlı, onlara hiçbir şey olmaz, kimse dokunamaz, demek ki bu fonlar yüksek kazanç sağlamaya devam edecek.”

Kulaktan kulağa yayılan bu bilgi ya da algı zincirleme bir reaksiyon doğurdu:

“Bak gel beni dinle; ben şu kadarcık sürede şu kadar kazandım, bunların arkası çok sağlam, gel sen de kazan!”

İyi niyetle herkes birbirinin kurdu oldu, birbirini bir anlamda tuzağa düşürdü. Bu sırada birileri de olan biteni el ovuşturarak izledi.

Doğrudan hisse senedi alanlar

Fon rezaletinin iki boyutu var… Biri fonlarda ortaya çıkan kayıp. Bir diğeri ise fonların portföyünde yer alan hisse senetlerini doğrudan almış olanların kaybı.

İkinci durum için yapılabilecek hiçbir şey yok. Borsada hisse senedi alınmış ve o hisse senetleri dur durak bilmeksizin düşüyor. Hele hele tepe ya da tepeye yakın düzeylerden alanlar için geri dönüşü olmayan bir zarar söz konusu. 3 kuruş etmeyen senetleri “Daha da gidecek” düşüncesiyle ya da yaratılan algıya inanarak 333 kuruştan alanlar için ne yapılabilir ki.

Bu hisse senetlerinin son dönemdeki düşüşü elbette fon kriziyle bağlantılı. Ama fon krizi olmasaydı da bu senetler gün gelecek bu hızda olmasa da yine düşecekti. Hiçbir göstergesi iyi olmayan bir şirketin hissesinin olmadık fiyatlara ulaşmasına şaşmak gerekirken düşüşe şaşmak ne kadar doğru?

Fon soygunu ile KKM çok başka

Bu iki konuyu, fon soygunu ve ona bağlı olarak bazı hisse senetlerinde yaşanan çöküşü ve kur korumalı mevduat uygulamasını karşılaştırmak ve hangisinin daha büyük bir sorun oluşturduğunu ya da daha büyük boyutlu olduğunu tartışmak pek doğru değil.

Bir kere KKM, ekonomik açıdan doğru bir tercih olmasa bile belli bir mevzuata dayanan yasal bir uygulamaydı. Ayrıca KKM hesabı açanların hepsi çok zengin kişiler değildi. Bu uygulamayı eleştirmek adına KKM’den yalnızca zengin olanların yararlandığını dile getirmek doğru değil. Küçük tasarruf sahipleri de KKM hesabı açtırıp sağlanan bu olanaktan yararlandı. Tamam; en çok yararı yüksek tutarlı hesap sahipleri sağlamıştır ama KKM’den yararlanan binlerce küçük tasarruf sahibi de oldu.

Ayrıca bir kez daha vurgulamak gerek; ekonomik yönüyle yanlış bir tercihti ama KKM yasaldı.

Oysa fon soygunu mevzuata aykırı işlem yapılmasından kaynaklandı. Dolayısıyla fon ve KKM yan yana bile getirilemeyecek çok farklı konulardır.

İlgili Haberler
Makroekonomi Neden sert düştü? Altını zorlayan ikili: Petrol ve faiz CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Tapu sahipleri için yeni karar: 1 Aralık'tan itibaren zorunlu olacak Sözcü Ekonomi · 10 dk önce Makroekonomi Bakan Şimşek: Reel sektörün kapasitesini korumak önceliğimiz, piyasa bozucu işlemlere yönelik hukuki süreç devam ediyor A Haber Ekonomi · 14 dk önce Makroekonomi Döviz dönüşüm desteğinde yeni şartlar Diken Ekonomi · 16 dk önce Makroekonomi Yılmaz: Türkiye’nin sahip olduğu altın potansiyeli yeniden hesaplanmalı Ekonomi Gazetesi · 17 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.