28 Eylül 2026, Pazartesi · 18:43 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Dağların, toprağın ve denizin kuracağı sofra

Adana’da lezzetin izini sürmek, Toroslar’dan Çukurova’ya, oradan Karataş kıyılarına uzanan bir yolculuğa çıkmak demek. Uluslararası Adana Lezzet Festivali, onuncu yılında bu geniş coğrafyanın birikimini aynı sofrada bulu…

YAYINLAMA 27 Eylül 2026 13:50

GÜNCELLEME 27 Eylül 2026 13:51

Ekonomim haberlerini Google'da daha sık görün Ekonomim'i tercih ettiğiniz kaynaklara ekleyerek nitelikli haberlere daha kolay ulaşın.

Takip Et

Bir kentin mutfağını tanımak için bazen tabağın biraz gerisine bakmak gerekir. O yemeğin piştiği ocağa, ürünün yetiştiği toprağa, mutfakta kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiye… Adana, böyle bakıldığında önümüzde gittikçe genişleyen bir sofra açıyor. Toroslar’ın yamaçlarından Çukurova’nın bereketli topraklarına, Seyhan ve Ceyhan’ın hayat verdiği üretim alanlarından Karataş kıyılarına kadar uzanan bir sofra bu. Her köşesinde başka bir mevsimin, başka bir emeğin izi var.

Elbette kebabın ateşi, şalgamın kendine özgü tadı bu sofranın güçlü çağrısı. Ancak o çağrının peşine düştüğümüzde, Adana mutfağının zenginliğini besleyen çok daha geniş bir dünyayla karşılaşıyoruz. Kentin gastronomisini konuşurken tarımdan, üreticiden, coğrafyadan ve birlikte yaşama kültüründen söz etmemizin nedeni de bu.

Uluslararası Adana Lezzet Festivali, onuncu yılında bu birikimi yeniden gündeme taşıyor. İstanbul Feriye’de gerçekleştirilen tanıtım buluşmasında açıklanan program, festivalin bu yılki rotasını da ortaya koydu: Dağlardan ovaya, ovadan denize uzanan lezzetlerin izini sürmek… “Acısıyla Tatlısıyla 10. Yıl, On’ca Lezzet” temasıyla düzenlenecek festival, 9–11 Ekim’de Adana Merkez Park’ta gastronomi meraklılarını ağırlayacak.

Bir tabağın arkasındaki coğrafya

Programda benim özellikle ilgimi çeken, Adana Lezzet Sahnesi’nin üç coğrafi başlık etrafında şekillenecek olması: Toroslar, Çukurova ve Karataş Denizi. Çünkü bir mutfağı anlamanın en güzel yollarından biri, onun coğrafyasını okumak. Dağın koşullarıyla ovanın imkânları aynı değil; denizin sundukları ise sofraya bambaşka bir çeşitlilik katıyor. Bu farklılıkların yemeklere nasıl yansıdığını görmek, bildiğimizi düşündüğümüz bir kenti yeniden tanımamıza da yardımcı olabilir.

Festival İçerik Sorumlusu Ebru Koralı, bu yaklaşımı anlatırken “Toroslar’ın zorlu ama cömert doğasını, Çukurova’nın kadim üretim hafızasını ve Karataş’ın zengin deniz ürünlerini çok yönlü bir bakışla ele alacağız” diyor. Bu sözlerdeki “üretim hafızası” ifadesinin altını çizmek isterim. Tohumun ne zaman toprakla buluşacağını bilmekten ürünün nasıl saklanacağına, hangi malzemenin hangi lezzetle yan yana geleceğinden ateşin nasıl kullanılacağına kadar uzanan bir birikimden söz ediyoruz. Mutfağın devamlılığı, biraz da bu bilginin yaşamaya devam etmesine bağlı.

Festivalde coğrafi işaretli ürünlere ve yerel üretim kültürüne yer verilmesi bu nedenle değerli. Tanıtımda paylaşılan bilgilere göre Adana’nın coğrafi işaretle tescillenmiş 24 ürünü bulunuyor. Bu ürünlerin adlarını bilmenin ötesine geçip üretim biçimlerini, ustalarını ve yetiştikleri çevreyle ilişkilerini tanıyabildiğimizde, tescilin taşıdığı anlam da sofrada karşılığını buluyor.

Sofranın asıl zenginliği

İstanbul’daki tanıtımın ev sahibi Adana Valisi Mustafa Yavuz, kentin 20 tarım ürününde Türkiye’nin ilk üç sırasında yer aldığını belirtirken mutfak kültürünün dayandığı üretim gücüne dikkat çekti. Konuşmasının sofra üzerine olan bölümü ise festivalin duygusunu özetliyordu: “Bizim için sofra yalnızca yemek değil; emek, bereket, sohbet ve en önemlisi paylaşmak demek.”

Bir sofrayı hafızamızda tutan da çoğu zaman bunların bütünü oluyor. Yediğimiz yemeğin tadıyla birlikte yanımızda oturan insanı, uzayıp giden sohbeti, bir ikramın inceliğini hatırlıyoruz. Gastronomi yolculuklarının en kalıcı yanı, o kentin gündelik hayatına bir sofra başında yaklaşabilmek belki de.

Yavuz, onuncu yıl buluşmasında Adana’nın geleneksel lezzetlerini, kültürünü ve misafirperverliğini daha geniş kitlelerle paylaşmayı hedeflediklerini söyledi. Uluslararası şeflerin katılımıyla farklı mutfak kültürleri arasında kurulacak ilişkinin de kentin gastronomi turizmine katkısını artırması amaçlanıyor.

Başka mutfaklardan bakacaklar

Bu yılın konukları arasında Moustafa Seif ile Daniela Soto-Innes bulunuyor. Yurt dışından gelecek şeflerin Adana’nın coğrafi işaretli ürünlerini farklı mutfak teknikleriyle yorumlaması planlanıyor. Böyle buluşmaların merak uyandıran yanı, tanıdık bir ürünün başka bir mutfak birikimiyle karşılaştığında nasıl bir ifade kazanacağını görmek.

Elbette bu karşılaşmanın değeri, ürünün kendi karakterini ve hikâyesini ne ölçüde görünür kıldığıyla da ilgili. Yerel ustanın bilgisiyle konuk şefin yaklaşımı arasında kurulacak alışveriş, hem ziyaretçi hem de mutfak profesyonelleri için öğretici olabilir. Bir malzemeye başka gözlerle bakarken onun geldiği yeri daha iyi anlamak da mümkün.

Festival programı şef buluşmalarının yanı sıra paneller, çocuk atölyeleri, yarışmalar ve konserler içeriyor. Çocukların bu programda yer almasını ayrıca önemsiyorum. Tatları tanımak, ürünleri ayırt etmek, yemeğin hazırlanışına merak duymak küçük yaşlarda başlayan bir kültür meselesi. Sofrayla kurulan ilişkinin geleceğinde bu karşılaşmaların payı var.

Kalabalığın ardındaki emek

Festivalin tanıtımında paylaşılan rakamlar, organizasyonun ulaştığı ölçeği gösteriyor. On yılda toplam ziyaretçi sayısı 4 milyonun üzerinde. Yalnızca 2025’te 800 bin kişinin katıldığı, festivalin aynı yıl kent ekonomisine 3,7 milyar liralık ekonomik değer sağladığı bildiriliyor. Yine geçen yıl 500 bin adet et şiş ve 400 bin şişe şalgam tüketilmiş.

Bu rakamların arkasında geniş bir emek dünyası bulunuyor. Ürünü yetiştiren çiftçiden hazırlayan ustaya, tezgâhını açan esnaftan ziyaretçiyi ağırlayan turizm çalışanına kadar uzanan bir hareketlilik… Festivalin kent için anlamını değerlendirirken bu emeğin ve yerel üreticinin elde ettiği karşılığın da üzerinde durmak gerekiyor.

Adana Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Şahin Bilgiç de tanıtımda tarım, üretim, emek, kültür ve gastronomi arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Yerel ve mevsimsel ürünlerin kullanılması, kaynakların verimli değerlendirilmesi ve israfın azaltılması gerektiğini vurguladı. Onuncu yıl, festivalin geleceği üzerine düşünmek için de bir fırsat sunuyor. Böylesine büyük bir buluşmanın kalıcı kazanımlarından biri, ziyaretçilerde ürünün ve üreticinin kıymetine ilişkin daha güçlü bir farkındalık yaratması olabilir.

Adana Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Güngör Geçer, gastronominin kentin festival ve karnavallarla artan görünürlüğündeki yerini vurgularken Sarıçam Belediye Başkanı Bilal Uludağ, festivalin yerel değerlerin tanıtımına ve turizm potansiyeline katkısına işaret etti. Kentin farklı kurumlarının aynı sofra etrafında buluşması, bu birikimin geleceğe taşınması açısından da önem taşıyor.

Ekim ayında Adana’ya gidecekler için Merkez Park, üç gün boyunca geniş bir tadım ve keşif alanı olacak. Benim merakım, o kalabalığın içinde yemeklerin hikâyelerini de duyabilmekte. Bir ürünün nereden geldiğini sormakta, ustasının anlattıklarına kulak vermekte, Toroslar’dan ya da Karataş’tan gelen bir lezzetin peşine düşmekte… Çünkü Adana’nın sofrasında geçirilen zaman, insanı yavaş yavaş o sofrayı kuran coğrafyaya yaklaştırıyor. Yolculuğun tadı da orada derinleşiyor.

Kaynak: Ekonomim
İlgili Haberler
Borsa BioNTech üretim tesislerini kapatıyor! Şahin ve Türeci yönetimden ayrılıyor Uzmanpara · az önce Borsa Çin`de 4 yeni hızlı tren hattı hizmete açıldı Uzmanpara · az önce Borsa Borsa İstanbul günü düşüşle tamamladı Dünya Gazetesi · 17 dk önce Borsa PİYASAYA BAKIŞ- Borsa günü düşüşle kapattı Foreks · 26 dk önce Borsa Bugünkü çeyrek altın fiyatları 28 Eylül 2026 1 çeyrek altın kaç TL? Mynet Finans · 27 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.