Yok efendim, İsrail Türkiye'ye savaş ilan edecekmiş de Aliyev kimi destekleyecekmiş... Varsayımlar ve spekülatif senaryolar üzerinden konuşanları ciddiye almayalım diyoruz; fakat öyle bir dijital dezenformasyon çağında yaşıyoruz ki kurgusal tezler üretenler bile sosyal medya algoritmaları sayesinde kendilerine hızla geniş bir kitle oluşturabiliyor. Ardından usta bir el, kendi oluşturduğu kitlesel algıyı kolayca kitlesel bir yargıya dönüştürüyor.
Hani Azerbaycan'da meşhur bir atasözü vardır:
Bir deli kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış...
Şurası tartışmasız bir gerçek: Türkiye'nin herhangi bir devletle savaşa girmesi halinde Aliyev, kardeşlik ve Şuşa Beyannamesi ile mühürlenen stratejik müttefiklik gereği elbette Türkiye'nin yanında yer alacaktır. Ancak meselenin asıl özü bu değildir. Çok daha önemlisi; İlham Aliyev, sahip olduğu pragmatik diplomasi kanalları sayesinde Türkiye ile İsrail arasında böyle bir krizi daha savaşın eşiğindeyken önleyebilecek tek aktör konumundadır.
Hangisi daha önemli? Savaş naralarına kapılıp muharebeye sürüklenmek mi, yoksa devlet aklını işleterek o savaşı daha başlamadan engellemek mi?
Kararı vicdanlı ve rasyonel düşünen kamuoyuna bırakıyorum.
Evet, İsrail Başbakanı Netanyahu BM'de konuşma yaparken Azerbaycan heyeti salondaydı. Ama aynı Azerbaycan, yakın tarihte Türkiye ve İsrail devlet yetkililerinin buluşmasına da ev sahipliği yapıyor; iki devlet arasındaki buzların erimesi ve ilişkilerin normal mecraya dönmesi için çaba sarf ediyordu. Nitekim bu yapıcı diplomatik çabasını bugün de sürdürüyor...
Elbette Türkiye'de Azerbaycan-İsrail ilişkilerine yönelik eleştirilerin tamamını dezenformasyon başlığı altında değerlendirmek adil olmaz. Bu eleştirilerin bir kısmı, Gazze'deki insani tabloya dair gerçek ve meşru kamuoyu hassasiyetinden besleniyor. Ancak Azerbaycan hükümetinin ve halkının da paylaştığı bu meşru ve insani hassasiyet ile örgütlü biçimde yürütülen manipülatif kampanyaları birbirinden kesin bir çizgiyle ayırmak gerekir.
Tabii ki durum sadece Türkiye ile de sınırlı değil; Azerbaycan kamuoyunda da Türkiye aleyhine manipülatif söylemlerin öne çıktığı gözlemleniyor. Türk dünyasının ve bölgenin yükselen yıldızı Azerbaycan'ı yalnızlaştırmak, en büyük destekçisi, kardeşi ve müttefiki Türkiye ile ilişkilerinde uçurum yaratmak kimlerin işine gelir?
Liste epey uzun...
Sır değil; Türkiye'yi bölgesel bir çatışmanın içine çekmeyi hedefleyen güçler ve planlar mevcut. Azerbaycan tam da bu planların —en azından bir kısmının— önünde duran stratejik bir settir ve bu yapıcı, dengeleyici rolden ötürü kasten hedef alınmaktadır.
Hatırlayalım: Daha birkaç ay önce İsrail Parlamentosu'nun (Knesset) sözde "Ermeni soykırımı"nı tanıma yönündeki tasarı girişimini askıya aldıran kimdi? Azerbaycan'ın arka kapı diplomasisi yürüterek İsrail'i bu karardan vazgeçirmek için harcadığı yoğun mesai yeterince takdir gördü mü?
Zaten takdir için değil, tarih içindi!
Türkiye ve Azerbaycan kamuoyu, derin bir üzüntüyle izlediğimiz bu sosyo-dijital tuzağa düşmemelidir. Özellikle sosyal medyanın Türkiye segmentinde Azerbaycan'a karşı yürütülen yıpratma kampanyaları, hakaretler ve dezenformasyon dalgası tesadüfi değildir. Bunlar tamamen kasıtlı, güdümlü ve aynı merkezlerde imal edilen psikolojik harp tezleridir.
Nasıl derler: "Biz bu filmi daha önce de gördük."
O yüzden şaşırmıyoruz; ama yetkili mercilerin seyirci tavrını izlemek üzüntü verici...
Geçmişte kardeşliğimiz arasına çekilmek istenen setlerin, suni krizlerin ve dış müdahalelerin her iki ülkeye nasıl zaman ve güç kaybettirdiğini unutmadık. Bugün de aynı senaryo dijital mecralar üzerinden sahneleniyor. Ancak "Tek Millet, İki Devlet" iradesi, trollerin ve algı operasyonlarının yıkamayacağı kadar kadim tarihsel hafızaya sahiptir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: azerbaycanTürkiyeİsrailİLHAM ALİYEV
DAHA FAZLA HABER OKU
Ömer Kayır Dağılmadan güçlenmek... Kültürel kırılmayı tamir etmek
Göktuğ Çalışkan Herkes BM reformu istiyor: Peki neden herkes başka bir BM tarif ediyor?
Gürsel Tokmakoğlu Tehdidin ve gündemin kayması: Durumun değişmesi
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.