Darbecilerin yaptığı 12 Eylül darbe anayasası ile siyasi partiler, seçim barajı, YÖK, RTÜK, sendikalar yasaları yanı sıra, 12 Eylül devletinin hukuki temellerini oluşturan, 1980-83 döneminde yapılan 600 civarında yasa ve binlerce yönetmelik 46 yıldır sürüyor.
Türk siyaseti ve siyasetçileri 46 yıldır, bu tekçi darbe siyasetinin esasına itiraz etmedi. Darbe karşıtlığı üzerine kurulan demokrasi lafızları tamamen şikedir, üstelik darbe rejimiyle suç ortaklığı şaibesi altında...
1960-1980 yılları arasındaki toplumsallığın, yurttaşlık ve hukuk bilincinin bir ölçüde ortaya çıktığı nispi demokratik süreç, 12 Eylül darbesi üzerinden tasfiye edildi. Toplum ve devlet, siyasal ve askeri zor kullanılarak, antidemokratik, totaliter bir anlayışla yeniden düzenlendi.
Ve yerine kayıtsız şartsız itaat eden, demokratik değerleri tüketen bir toplum biçimi ikame edildi.
Darbecilerin temel amacı, demokratik bir şal altında darbe rejimini kurumsallaştırmaktı. Başka bir ifadeyle, Pentagon patentli bir soğuk savaş ürünü ulusal güvenlik devleti inşa etmekti.
Darbeciler bu anlayışın bir sonucu olarak, demokrasi ve özgürlük fikirlerinin toplumsallaştığı 1970'li yıllar ve sonlarına doğru, toplumun sol ve Kürdistani kesimlerini "iç düşman" kabul ettiler.
"Anarşi ve terör" hadiselerine karşı darbe yaptıklarını ilan ettiler. Darbecilerin vermek istediği resmi ideoloji ve tek boyutlu kimliği kabul etmeyen, kendi toplumsal ve kültürel kimliklerini savunan farklı kesimlerle, solla ama özellikle Kürt yurtseverlerle "barış içinde birlikte yaşama" mümkün değildi. 12 Eylül projelerine yararlı buldukları aşırı milliyetçi, şoven ve dinbaz görüşlerin önünü açtılar, Pentagon'un "Ulusal Güvenlik Devleti" Türkiye'deki derin tarihsel köklere sahip tutucu, bürokratik, milliyetçi devlet geleneği ile örtüştü.
Böylece devlet toplum ilişkilerinde dengenin tamamen toplum aleyhine bozulduğu, yurttaş karşısında devletin kutsallaştırıldığı bir durum ortaya çıktı.
1983'de Ulusal Güvenlik Devleti’ne tekabül eden "kontrollü demokrasi"ye geçilirken Askeri Cunta, Türk siyasal yaşamında var olan, ancak daha çok ulusal danışma organı gibi çalışan Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) yetkilerini artırarak sürekli bir iktidar ortağı haline getirdi.
Sözde sivil hükümetler ise Milli Güvenlik Kurulu çerçevesinde iktidarı darbe rejimiyle bölüşmeye rıza gösterdiler. Darbecilerin istisnasız, muhalif ya da farklı her kesime karşı uyguladığı ölçüsüz şiddetin yanıtı 1984'de patlak veren "Kürdi savaş" oldu.
Bu savaşın büyümesinin ana kaynaklarından biri, işkence kampına dönüştürülen Diyarbakır 5 No'lu Askeri Cezaevi oldu... Türkiye'nin her tarafına yayılan sayısız askeri cezaevlerinde inanılmaz bir şiddet uygulandı. Bunlar kayda bile geçmedi...
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: TürkiyesiyasetANAYASACelalettin Can
DAHA FAZLA HABER OKU
Göktuğ Çalışkan Herkes BM reformu istiyor: Peki neden herkes başka bir BM tarif ediyor?
Gürsel Tokmakoğlu Tehdidin ve gündemin kayması: Durumun değişmesi
ÇEVRE
Prof. Dr. Mustafa Öztürk Adana Seyhan'da sulama kanalında mikroplastik ve kimyasal atık kirliliği
Dr. Osman Gazi Kandemir Deniz harbi nereye gidiyor? Çin'in yeni hamlesi ne anlatıyor?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.