Yapay zekâ, şirketlerin teknoloji bütçelerinde yeni bir dönemi başlattı. Sabit lisans bedellerinin yerini, kullanıldıkça büyüyen token faturaları alıyor. Üstelik token fiyatları düşmesine rağmen kullanım hızla arttığı için toplam maliyet gerilemiyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise bu yeni maliyet denklemine döviz riski ve yüksek fırsat maliyeti de ekleniyor.
26 Eylül 2026 00:00 Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!Yönetim Danışmanı BARIŞ SAZAK
Yapay zekâ devriminin başta enerji olmak üzere çipler ve nadir elementlere uzanan kapsamlı bir fiziki faturası var. Ancak bunlar daha çok bu teknolojinin gelişimini ve küresel rekabetin yönünü belirleyen kurum ve ülkeleri ilgilendiriyor. İşin bir de kullanıcılar açısından ortaya çıkan yeni bir maliyet kalemi var.
Küreselleşmeyle birlikte hızlanan dijitalleşme dalgası, son 30 yılda şirketlere yazılımı büyük ölçüde sabit lisans bedelleri üzerinden satın alma alışkanlığı kazandırdı. Yapay zekâ ise bu mantığı kökten değiştiriyor. Her komut, her yanıt, her arama adımı ve her etken (agent) işlemi “token” adı verilen birimler üzerinden ölçülüyor ve faturalandırılıyor. Başka bir ifadeyle, elektrik veya su gibi kullandıkça ödeme yapılan ve tüketimin bir sayaç üzerinden takip edildiği bir modele geçiliyor.
Sabit lisans bütçesinden değişken tüketim faturasına geçiş, yönetim kurullarının finans ve BT birimlerinden yapay zekâ harcamalarını daha öngörülebilir hale getirmelerini istemesine yol açıyor. Ne var ki sorun yalnızca teknolojiyle çözülebilecek bir mesele değil. Zira söz konusu “sayaç”, şirketlerin çoğunda hâlâ yeterince görünür değil. Bu görünmezlik, konuyu yalnızca BT’nin değil; finans, insan kaynakları, pazarlama, satış ve diğer tüm iş birimlerinin de doğrudan gündemine taşıyor.
Maliyetler sektörlere göre farklılık göstermekte. Teknoloji danışmanlığı şirketi Accenture’ın araştırmasına göre, küresel bir teknoloji şirketinin yıllık “token” harcaması 20 milyon doları aşarken, finans ve sigortacılık gibi işlem yoğun sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin ise poliçe değerlendirme, hasar analizi ve müşteri hizmetleri gibi operasyonlarda çalıştırılan yapay zekâ modelleri için yıllık 150 milyon dolara kadar bütçe ayırdığı belirtiliyor.
Ölçekler farklı olsa da gidişat benzer. Büyüyen kullanım hacmi, maliyet öngörülerini sürekli geride bırakıyor. Mevcut iş yapış biçimleri devam ettiği takdirde, küresel şirketlerin token bütçelerinin yıl bitmeden tükenmesi riski ortaya çıkmakta. Bazı şirketlerde son bir yılda maliyetlerin on katına çıktığı görülüyor. Token maliyetleri bugün toplam yapay zekâ giderleri içinde altyapı ve yazılım geliştirmeden sonra üçüncü sırada yer alsa da en hızlı büyüyen ve en az görünür olan kalem olma özelliğini taşımakta.
Birim fiyat, kabaran fatura
Öte yandan, her teknoloji ürününde olduğu gibi token birim fiyatları da hızla düşüyor. Bundan 18 ay önce milyon token başına bir dolara mal olan bir modelin fiyatı bugün bunun oldukça altında. Bu durumda faturaların da küçülmesi beklenebilir. Ancak pratikte tam tersi yaşanıyor.
Bunun nedenini klasik iktisat teorisinin ötesinde, uzun süredir bilinen bir tüketim davranışında bulmak mümkün. İngiltere üzerine 700 yıllık veriyi inceleyen Fouquet ve Pearson’ın çalışmasına göre, enflasyona göre düzeltildiğinde aydınlatmanın maliyeti 2000 yılında 1900’e kıyasla 100 kattan, 1800’e kıyasla ise 3.000 kattan daha ucuzdu. Mum ve balina yağından gaz lambasına, oradan elektrik ampulüne geçişle birlikte ışık üretmenin birim maliyeti sürekli geriledi.
Klasik iktisadi beklenti, insanların aynı miktarda ışığı çok daha düşük maliyetle elde ederek aradaki farkı tasarruf etmesi yönünde olabilirdi. Ancak bunun tam tersi gerçekleşti. Ucuzlayan ışık, insanların daha uzun saatler aydınlık ortamda çalışmasını, evlerini daha fazla aydınlatmasını, sokakları, vitrinleri ve fabrikaları geceleri de kullanmasını teşvik etti.
Yapay zekâ token’larında da benzer bir eğilim görülüyor. Araştırmaya katılan yöneticilerin yalnızca yüzde 5’i, fiyatlar yüzde 25 daha düşerse ortaya çıkacak tasarrufu bütçelerinde tutacaklarını belirtiyor. Geri kalanlar ise yeni kullanım alanları açmayı, yapay zekâyı daha fazla kullanıcıya yaymayı veya daha güçlü modellere geçmeyi planlıyor. Sonuç olarak önümüzdeki 24 ayda token tüketiminin yüzde 78 artması, fiyatların ise yalnızca yüzde 19 gerilemesi bekleniyor. Başka bir ifadeyle, hacimdeki artışın fiyatlardaki düşüşü rahatlıkla dengelemesi, hatta toplam faturayı yukarı çekmesi bekleniyor.
Bütçenin kör noktaları
Finans ekiplerinin yapay zekâ bütçelerinde göremediği bazı unsurlar var. İlki, öngörülemeyen görev maliyeti. Yapay zekâda tek bir talimat cümlesi, arka planda milyonlarca token tüketen bir etken zincirini tetikleyebiliyor. Bu nedenle bir iş yükünün üretime alınmadan önce yaratacağı maliyeti geleneksel yazılım harcamalarında olduğu kadar kesin biçimde tahmin etmek mümkün değil.
İkinci kör nokta, ilk seçenek olarak en güçlü modelin tercih edilmesi. Çalışanların büyük bölümü, kullandıkları modeller arasındaki maliyet farkını doğrudan görmediği için basit bir arama veya özetleme işlemi için bile en pahalı modeli tercih edebiliyor. Görevlerin çok azı gerçekten en üst düzey model kabiliyetlerine ihtiyaç duyuyor. Diğer bir unsur, çarpan etkisi yapan talepler. Zincirleme model çağrıları ve giderek genişleyen bağlam pencereleri, tek bir talebin tüketimini katlayabiliyor. Bir şirketin kodlama asistanını devreye almasının ardından maliyetlerin beklenenin çok üzerine çıkması bunun tipik bir örneği. Daha ucuz bir modele geçiş ve önbellekleme kullanımı ise tek başına yüzde 90 tasarruf sağlayabiliyor.
Başka bir problem, parçalanmış fiyatlama. Her yapay zekâ sağlayıcısının model fiyatı, bağlam kapasitesi, önbellekleme politikası ve kullanım eşikleri farklı. Örneğin müşteri destek hizmetleri YZ yazılımlarının yıllık faturası, belirli seviyedeki müşteri talepleri ve çağrı limitlerinin aşılmasıyla birden üç dört misline sıçrayabiliryor. En kritik sorun ise hesap sorulmayan görünürlük. Görsel içerik platformu Shutterstock, üretim amaçlı kullanılan tokenların toplam tüketimin yüzde 75'ini oluşturduğunu ve ChatGPT lisanslarının yalnızca bir ay içinde 50'den 750'ye yükseldiğini fark ettiğinde, yapay zekâ harcamalarını bulut maliyetleriyle aynı finansal yönetim sürecine dahil etmek zorunda kaldı.
Bugün şirketlerin yaklaşık yarısı tüketimi görebiliyor ancak kimin ne kadar harcadığı ve bu harcamanın karşılığında ne ürettiği hâlâ net değil. Teknoloji ekipleri hangi fonksiyonun ne kadar kaynak tükettiğini ortaya koyabiliyor. Ancak bu harcamanın karşılığında gerçek bir iş değeri yaratılıp yaratılmadığına karar verebilecek olan, ilgili iş biriminin yöneticisi. Dolayısıyla mesele en büyük yapay zekâ bütçesine sahip olmak değil, harcamanın nereye gittiğini ve ne ürettiğini ölçebilmek. Kısacası “token” ekonomisi yalnızca bir BT ya da teknoloji meselesi değil. Finans, teknoloji, pazarlama, satış, İK ve iş birimlerinin birlikte yürütmesi gereken bir yönetişim meselesi.
Gelişmekte olan ülkeler için maliyet denklemi
Küresel şirketler bu konudaki mali disiplini kurarken referans noktası genellikle kendi para birimleri. Türkiye'deki şirketler açısından ise denklem bir kat daha karmaşık. Çünkü token fiyatlarının önemli bölümü dolar veya euro üzerinden belirleniyor. Dolayısıyla küresel ölçekteki kullanım artışı, kur hareketleriyle birleştiğinde Türk şirketlerinin TL bazındaki token faturasını çok daha hızlı büyütebiliyor. Her işi küresel modellere bağlamak, şirketi yalnızca bir teknoloji sağlayıcısının yanında döviz bazlı bir maliyet yapısına da bağımlı hale getiriyor. Gelişmekte olan ülkelerde bu bağımlılık daha kritik. Açık kaynak veya daha küçük modellerin belirli iş yüklerinde kullanılması, yalnızca token maliyetini azaltmakla kalmıyor. Sağlayıcı bağımlılığını ve kur riskini de düşürebiliyor. Ancak self-hosting seçeneğinin de GPU, enerji, altyapı ve teknik yetkinlik maliyeti olduğu unutulmamalı.
Gelişmekte olan ülkelerde yapay zekâ maliyetinin bir başka boyutu da fırsat maliyeti. ABD veya Batı Avrupa'daki büyük şirketler için milyonlarca dolarlık bir YZ bütçesi toplam teknoloji harcaması içinde sınırlı kalabilirken, aynı büyüklükteki yatırım, gelişmekte olan bir ekonomide şirketin BT bütçesinin çok daha büyük bölümünü tüketebilir. Bu nedenle gelişmekte olan ülkelerde yanlış model seçiminin veya verimsiz bir etken mimarisinin maliyeti yalnızca faturaya değil, başka dijital yatırımlardan vazgeçilmesine de yansır.
Token, yapay zekânın yeni muhasebe birimi olabilir. Ancak ekonomik değer birimi değildir. Şirketlerin asıl ölçmesi gereken, belirli miktarda token karşılığında ne kadar iş çıktısı ürettikleridir. Böylece “token başına maliyet” göstergesinin yanına “token başına ekonomik değer” göstergesi eklenebilir. Yapay zekâ devriminin paradoksu da bu. Token ucuzlarken yapay zekâ faturası büyüyebilir. Çünkü şirketler yalnızca daha fazla kullanıcı eklemekle kalmıyor. Aynı zamanda daha uzun bağlamlar, daha fazla muhakeme ve zincirleme etkenlerle her iş başına daha fazla token tüketiyor. Bu nedenle birim maliyet düşüşü, toplam maliyet düşüşü anlamına gelmiyor. Holdinglerden başlayarak çok kısa vadede şirketlerde kapsamlı organizasyonel dönüşümler ve görev tanımı tadilatları deneyimlenecek gibi görünmekte.
Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.