25 Eylül 2026, Cuma · 16:01 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Frankenstein: İnsan neden kendinden olana bu kadar acımasız davranır?

Ece Ayhan, Mor Külhani şiirinde, "Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler" der. Ben bu dizeyi her okuduğumda babaları düşünüyorum. Bence asıl mesele, hiyerarşinin güçlü tarafında duran babanın zamanı ge…


Peki ne oluyor da baba ile oğul arasındaki bu mesele hiç bitmiyor; her kuşakta başka bir hikâyenin içinde yeniden karşımıza çıkıyor?

Bu yazı, baba ile oğul arasında dışarıdan gördüğümüz çatışmanın altında işleyen psikolojik dinamiklere, buzdağının görünmeyen kısmına Frankenstein üzerinden bakıyor.

Çocuk için baba ilk yıllarda gücün, bilginin ve otoritenin temsilidir. Oğul büyüdükçe hayranlık duyduğu bu güçlü figürün karşısında kendi iradesini kurmak ister; baba ile oğul arasındaki bağda sevgi nefrete, hayranlık rekabete, yakınlık ayrılma arzusuna, öfke ise onun gibi olma isteğine karışabilir.

Guillermo del Toro'nun Frankenstein'ı (2025), baba ile oğul arasında kuşaktan kuşağa aktarılan güç ve otorite ilişkisinin yıkıcılığını Viktor'un hikâyesi üzerinden anlatıyor.

Babasının karşısında kendi iradesine yer bulamayan bir oğul, yıllar sonra aynı hiyerarşinin güçlü tarafına geçtiğinde ne yapar?


Film bu soruyu bir aile hikâyesinden başlayıp insanın otoriteyle, güçle ve kendinden olana hükmetme arzusuyla kurduğu ilişkiye kadar genişletiyor.

Baba ile oğul arasındaki çatışma, insanlığın en kadim meselelerinden biri. Batı'da Sofokles'in Oedipus'unda oğul babasını öldürürken, Doğu'da Firdevsî'nin Şehname'sinde baba oğlunu öldürür.

Oedipus'un babası, kendi sonunu getireceği korkusuyla oğlunun öldürülmesini ister; yıllar sonra Oedipus, karşısındaki kişinin babası olduğunu bilmeden onu öldürür.

Şehname'de ise Rüstem, savaş meydanında karşısına çıkan genç savaşçının kendi oğlu Sührab olduğunu bilmeden onu ölümcül biçimde yaralar.

Yüzyıllar ve coğrafyalar değişse de baba ile oğul arasındaki sevgiye güç, rekabet, ayrılma ve yerini koruma meselesi karışmaya devam eder.

Viktor'un babasıyla ilişkisi, ilgi ve alakanın içine karışmış sert bir otoritenin gölgesinde şekillenir. Babasının karşısında ezilen, değersizleştirilen ve kendi iradesine yer bulamayan oğulun mücadelesi, yıllar içinde onu aşma arzusuna dönüşür.

Bu tavır babasıyla sınırlı kalmaz; bilim hocalarının karşısına dikilir, akademik otoriteyle çatışır ve okuldan uzaklaştırılır; çalışmalarını finanse eden adamla ilişkisi ölümle sonuçlanır. Karşısına çıkan her sınır, Viktor için aşılması gereken yeni bir engele dönüşür.

Babasına söylediği "Senin bildiğin her şeyi ve daha fazlasını bileceğim" sözü, bu arzunun yönünü daha gençliğinde gösterir. Babasının yenemediği ölümü yenmek, onun bilgisinin daha fazlasını elde etmek ister. Sonunda "Belki Tanrı yetersizdir" diyecek kadar ileri gider.

Freud, Totem ve Tabu'da, "bir kişinin Tanrı'yla ilişkisinin babasıyla ilişkisine bağlı olduğunu, babayla ilişkisi dalgalanıp değiştikçe Tanrı'yla ilişkisinin de aynı değişim sürecini yaşadığını" söyler ve Tanrı'yı "yüce bir konuma çıkarılmış baba figürü" olarak tanımlar. 1

Viktor'un babasını reddedici tavrı böylece Tanrıtanımaz bir benliğe doğru uzanır. Babasının hükmünden kurtulmak isteyen oğlun mücadelesi, giderek hiçbir hükmün altında kalmak istemeyen bir benliğe dönüşür.

Peki insan neden kendinden olana bu kadar acımasız davranır?

Bu sorunun cevabı için Viktor'un çocukluğuna dönmek gerekir.

Viktor çocukluğunu anlatırken babasının evde fazla bulunmadığını, buna rağmen eve geldiğinde bütün ev halkının onun iradesine göre hareket ettiğini söyler.

Babasının olmadığı zamanlarda annesi Claire, Viktor'un dünyasının merkezindedir; yakınlığı, şefkati ve sevgiyi annesinden görür. Baba eve döndüğünde evin duygusal iklimi de onunla birlikte değişir.

Anne ile baba arasındaki gerilim çocuğun gözünün önündedir; babanın sertliği oğluyla ilişkisinin yanında karısıyla kurduğu ilişkide de hissedilir.

Psikanalitik açıdan burada ilk Ödipal üçgen kurulur: Claire, Viktor ve babası.

Ödipal üçgen, çocuğun anneyle kurduğu ikili bağa babanın üçüncü kişi olarak girmesiyle sevgi, rekabet, özdeşleşme ve ayrışmanın aynı ilişki içinde örgütlendiği üçlü yapıyı anlatır.

Viktor annesinin yakınlığına yönelirken karşısında hem korktuğu hem gücüne hayran olduğu bir baba vardır. Baba, oğulun ileride benzemek ve aşmak isteyeceği ilk güçlü erkek figürlerden biri hâline gelir.

Viktor'un babası ünlü bir cerrahtır. Oğlundan bilgi, disiplin ve başarı bekler. Küçük Viktor kendisinden beklenen bilgiyi yeterince hızlı gösteremediğinde babasının öfkesi bedensel şiddete dönüşür.

Ancak oğlunun ellerine vurmaz. O eller gelecekte cerrahın elleri olacaktır; bu yüzden değneği Viktor'un yüzüne iner. Babasının gözünde Viktor'un bedeninin bazı parçaları, gelecekte yerine getireceği işlev nedeniyle korunmaya değerdir.

Çocuk burada babasının öfkesiyle birlikte değerinin neye bağlandığını da öğrenir. Bilgisi, başarısı ve gelecekte taşıyacağı işlev, babasının bakışında kim olduğunun önüne geçer.

Bu sahne Viktor'un yetiştiği dönemin bedene bakışıyla da ilginç bir biçimde birleşir. Modern anatominin gelişmesiyle insan bedeni giderek açılabilen, incelenebilen ve parçaları üzerinden anlaşılabilen bir araştırma nesnesine dönüşmüştür.

Descartes'ın mekanik beden düşüncesinden anatomi çalışmalarına, Galvani'nin ölü hayvan dokularında elektrikle kasılma meydana getiren deneylerine kadar uzanan bilimsel iklim, beden ile yaşam arasındaki sınırı yeni sorulara açmıştır. Mary Shelley'nin Frankenstein'ı da böyle bir düşünsel dünyanın içinden doğar.

Viktor'un babasının oğlunun bedenine bakışı ile yıllar sonra Viktor'un laboratuvarındaki çalışma arasında ürpertici bir akrabalık vardır. Baba, oğlunun ellerini gelecekteki işlevi üzerinden ayırır ve korur.

Viktor ise farklı bedenlerden aldığı parçaları bir araya getirir. Bedeni parçalar ve işlevler üzerinden görmeye alışmış bir oğul, yıllar sonra parçaları yeniden bir araya getirecek kadar ileri gider.

Viktor'un babasıyla asıl hesaplaşması annesinin doğum sırasında ağır kanama geçirerek ölümüyle başlar. Çocukluğunda sevgi ve yakınlığın merkezi olan kadın gözlerinin önünde kaybolurken Viktor onu kurtaramaz. Ünlü bir cerrah olan babası da kurtaramaz.

Ölüm, baba ile oğulun karşısına ikisinin de gücünün yetmediği bir sınır deneyimi olarak çıkar. Viktor'un daha sonra babasına söylediği söz bu nedenle önemlidir:

Senin bildiğin her şeyi ve daha fazlasını bileceğim.


Freud, baba-oğul ilişkisindeki bu karmaşık duygusal yapıyı özdeşleşme ve ambivalans (çift değerlilik) üzerinden düşünür. Çocuk için baba, sevdiği, hayranlık duyduğu ve bir gün onun gibi olmak istediği ilk güçlü figürlerden biridir; oğul kendi iradesini kurmaya başladıkça bu hayranlığa rekabet, karşı çıkma ve babayı aşma arzusu da karışır.

Totem ve Tabu'da Freud, babaya yönelik sevgi ve hayranlığın düşmanlıkla yan yana bulunabileceğini anlatır. Oğul babanın gücünden etkilenirken onun yerini almak, sahip olduğu güce ulaşmak ve onu aşmak da isteyebilir.

Freud'un çift değerlilik olarak ele aldığı bu yapı, birbirine karşıt duyguların aynı kişiye yöneltilebildiği ruhsal bir gerilimi tarif eder. İnsan karşı çıktığı kişinin özelliklerini kendi benliğine de taşıyabilir; babasından ayrılmaya çalışan oğul, ona benzeyen taraflarını da beraberinde götürür.

Babadan ayrılmak, onun etkisinden bütünüyle çıkmak anlamına gelmiyor. Viktor yıllarca babasına karşı kendi yolunu açmaya çalışırken onun bakışından, sesinden ve ilişki kurma biçiminden izler de taşıyor. İnsan büyürken yalnızca sevdiği insanlardan öğrendiklerini değil, kendisine yapılmasını istemediği şeyleri de öğrenebiliyor.

Film bunu aynı cümleyi iki kuşakta yeniden duyurarak gösteriyor. Viktor'un babasının oğluna söylediği "Acı zekânın kanıtıdır" sözü, yıllar sonra Viktor'un ağzından yaratığa yönelir. Viktor babasına karşı verdiği mücadelede ondan ne kadar uzaklaştığını düşünse de, babasının sesi kendi sesinin içinden konuşmaya devam eder.

Yaratık geliştikçe bu izler de görünür olmaya başlar. Başlangıçta Viktor ona kelimeleri öğretir, dünyadaki nesnelerin adlarını söyler. Yaratık öğrendikçe soruları çoğalır; kendi düşüncesi, isteği ve iradesi belirginleşir. Viktor'un karşısında kendisine ait dünyası olan biri vardır.

Yaratığın Elizabeth'le kurduğu yakınlık, çocuklukta gördüğümüz ilişki düzenini başka kişilerle yeniden kurar. Filmde burada ikinci bir Ödipal üçgen belirir: Viktor, Elizabeth ve yaratık.

İlk Ödipal üçgende Claire, Viktor ve babası vardı; Viktor annesinin sevgisine yönelen oğul, babası ise güçlü ve buyurgan otoriteydi. Yıllar sonra roller değişmiştir: Viktor babasının bulunduğu yere, yaratık da bir zamanlar Viktor'un bulunduğu yere geçer.

Guillermo del Toro'nun Claire ile Elizabeth'i aynı oyuncuya, Mia Goth'a oynatması iki üçgen arasındaki bağı görsel olarak da güçlendirir. Çocuk Viktor'un sevgi ve yakınlıkla bağlandığı yüz, yıllar sonra Elizabeth'te yeniden karşısına çıkar; şimdi aynı yüze yaratık da yakınlık duymaktadır. Elizabeth yaratıktan korkmak yerine onu merak eder, anlamaya çalışır ve onunla temas kurar. Yaratık böylece Viktor'un dışında kendisine ait bir bağ kurmaya başlar.

İlk Ödipal üçgende babasının karşısında kendi yerini arayan Viktor, ikinci Ödipal üçgende yaratığın kendisinden bağımsız bir yer edinmesiyle karşı karşıyadır. Yaratık artık düşünür, ister, bağ kurar; Viktor'un belirlediği dünyanın dışına doğru hareket etmeye başlar. Bir zamanlar babasının karşısında kendi iradesi için mücadele eden Viktor, şimdi aynı talebi kendisine yönelten yaratıkla karşı karşıyadır.

Gerilim, Viktor'un onu yok etmeye kalkıştığı sahnede en sert biçimini alır. Yaratığı ateşe verir ve orada bırakır. Ardından içeriden tek bir ses gelir:

Viktor!


Viktor uzaklaşır. Fakat yürüyüp gidemez. Geri döner, kapıları açmaya çalışır. Ardından meydana gelen patlama onu geriye savurur ve bedeninde kalıcı bir kayba yol açacak kadar ağır yaralar.

Bu sahne, Freud'un sözünü ettiği çift değerliliğin filmdeki en güçlü karşılıklarından biridir. Viktor aynı varlığa hem yıkıcı bir öfke hem de kopamadığı bir bağla yönelir. Onu yakabilecek kadar reddeder; "Viktor" diye seslendiğinde ölüme bırakıp gidemeyecek kadar da ona bağlıdır.

Sevgi ve nefret, yakınlık ve yok etme isteği aynı ilişkinin içinde birbirine karışır. Viktor farklı bedenlerden aldığı parçaları bir araya getirmiştir; fakat karşısındaki varlığın kendi iradesi, duyguları ve bağ kurma ihtiyacı olan ayrı bir birey olduğunu göremez.

Frankenstein'ın Viktor'dan uzaklaştıktan sonra karşılaştığı kör adam, filmin bu karanlık ilişki zincirinde başka bir ihtimali gösterir. Yaşlı adam onun görüntüsünü göremez; sesini, davranışlarını ve kendisine yaklaşma biçimini algılar. Ona "iyi niyetli ve naziksin" der, yanında kalmasını ister ve orayı yuvası yapabileceğini söyler.

Frankenstein ilk kez birinin yanında sürekli kendisini kanıtlamak zorunluluğu duymadığı bir ilişki yaşar. Öğrenir, konuşur, yakınlık kurar. Viktor'un korku ve denetimle karşıladığı özellikler, güvenli bir ilişkide başka bir yöne doğru gelişir. İnsanın içinde hangi tarafın güçleneceğinde kurduğu bağların büyük payı vardır.

Güvenli ve kabul gördüğü bir ilişki, insanın içindeki iyilik, şefkat ve yakınlık kurma potansiyelini de ortaya çıkarır. Yaratığın kör adamla kurduğu bağda da kendisine ilk kez böyle bir yer açılır.

Filmin sonlarına doğru kaptanın yaptığı da bu açıdan önemlidir. Hikâyeyi önce Viktor'dan dinleriz. Frankenstein uzun süre Viktor'un gözünden, onun kelimeleriyle tarif edilir. Kaptan ise Frankenstein'ın da konuşmasına alan açar. Böylece hikâyenin nesnesi olarak gördüğümüz kişi kendi hikâyesinin öznesine dönüşür.

Başlangıçta Viktor ona dünyayı anlatırken, finalde Frankenstein Viktor'a ve diğer insanlara kendi dünyasını anlatabileceği bir bilince ulaşmıştır.

Gemideki son karşılaşmaları, filmin baba-oğul hikâyesinin düğümünün çözüldüğü yerdir. Hayatı boyunca babasının karşısında kendi sesini, bilgisini ve iradesini kurmaya çalışan Viktor, sonunda kendisinden olanın sesini dinler. Yaratık yaşadıklarını, acısını, yalnızlığını ve öfkesini anlatır.

Ardından kendisine bütün bunları yaşatan Viktor'u affeder. Viktor da ilk kez karşısındaki varlığın kendisinden ayrı bir hikâyesi olduğunu kabul eden bir yerden ona yaklaşır.

Bu tanımanın en güçlü karşılığı isim konusunda ortaya çıkar. Viktor, babasından aldığı adı ona vermiştir. Böylece yaratık, hikâye boyunca mahrum kaldığı bir şeye kavuşur: bir isme, bir aidiyete, kendisini kabul eden bir bağa…

Onun bu adla nihai yerini bulduğunu dile getirmesi, filmin başından beri süren baba-oğul meselesine başka bir anlam kazandırır. Viktor, babasından aldığı adı yıllar sonra hayatına yön verdiği bir varlığa aktarırken, onu ilk kez gerçekten kendi hikâyesinin içine kabul eder.

Burada kuşaktan kuşağa aktarılan şeyin yönü de değişir. Viktor babasından sertliği, otoriteyi ve ilişki kurma biçimini taşımıştır; finalde Frankenstein'a başka bir miras bırakma imkânı bulur. Bir zamanlar babasının karşısında kendi yerini arayan oğul, ölümünün eşiğinde Frankenstein'a kendi hikâyesinde bir yer verir.

Yaratık da kendisini reddeden kişiyi affederek bütün hayatını Viktor'un açtığı yaranın içinde sürdürmekten vazgeçer. Baba ile oğul arasındaki bağ geçmişi silemez; fakat geçmişin geleceği bütünüyle belirlemesine engel olacak yeni bir yön kazanabilir.

Viktor babasının yenemediği ölümün sınırını aşmaya çalışmış, onun bilgisinden daha ileri gitmiş, yıllarca babasının otoritesine karşı kendi iradesini kurmak için mücadele etmiştir. Fakat babasından asıl ayrıldığı yer, onu aşmayı başardığı an değildir. Kendisine yapılanları Frankenstein'a aktarmaktan vazgeçtiği yerde, babasından taşıdığı ilişki biçimini de kırmaya başlar.

Yazının başında Ece Ayhan'ın "Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler" dizesinden yola çıkıp Babalar da babalıktan sessizce çekilmeyi bilmeli demiştik.

"Babalıktan çekilmek" burada sembolik bir ifade; babanın oğlunun hayatındaki yerinden çekilmesini değil, onun üzerindeki belirleyici otoritesini zamanı geldiğinde geri çekebilmesini anlatıyor. Bir zamanlar babasının karşısında kendi iradesine yer açmaya çalışan oğul, hayatının sonunda kendisine bağlı bir varlığın ayrı bir irade olarak var olmasına yer açar ve onu gerçekten oğlu olarak seçer.

Baba-oğul ilişkisi, seans odasında da farklı hikâyelerin içinden tekrar tekrar karşımıza çıkan en katmanlı meselelerden biri. Çünkü babayla kurulan ilişki çocuklukta tamamlanıp geride kalan bir ilişki değildir; yetişkinlikte otoriteyle karşılaştığımız pek çok alanda yeniden hareketlenebilir.

Patronuyla sürekli güç savaşına giren bir çalışanın, müdürünün karşısında kendi sözünü söylemekte zorlanan birinin, öğretmeninden onay bekleyen bir öğrencinin, amiriyle her karşılaşmasını itaat ya da başkaldırı meselesine dönüştüren bir yetişkinin yaşadığı gerilimde geçmişten taşınan ilişki örüntülerinin izleri bulunabilir.

Hatta insanın kurumlarla ve devletle kurduğu ilişkide bile otoriteye yüklediği anlamın kişisel tarihi devreye girebilir. Her otorite çatışmasını babayla açıklamak elbette mümkün değil; fakat babayla kurulan ilk güç, sınır ve otorite deneyiminin sonraki ilişkilerimizde nerelerde yeniden canlandığını görebilmek önemli.

Bu yüzden baba-oğul meselesinin çözümlenmesi yalnızca geçmişte yaşanılanları bilmekle sınırlı kalmıyor. İnsan neye karşı çıkarken neyi içselleştirdiğini, babasından ayrışmaya çalışırken ondan neyi yanında taşıdığını ve bugün hangi ilişkilerinde aynı mücadeleyi yeniden kurduğunu fark etmesi gerekiyor. Aksi hâlde dışarıdaki baba çoktan hayatımızdan çekilmiş olsa bile, onunla kendi içimizde cedelleşmeye devam edebiliriz.

Frankenstein, baba-oğul ilişkisinin psikolojik dinamiklerine kafa yormak için seçtiğim ilk filmdi. Bu mesele tek bir filme, tek bir yazıya sığmayacak kadar katmanlı. Başka filmler, başka babalar ve başka oğullar üzerinden bu ilişkinin farklı yüzlerine ilerleyen yazılarda yeniden döneceğim.

1. Totem ve Tabu, Say Yayınları, s. 222.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: FrankensteinfilmkültürSinemaHatice Keltek

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Hasan Köse Gölge malvarlığından paralel sadakate (3)

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu Washington'daki çay masası: Yönetilen rekabetin ikinci perdesi

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürbüz Evren Trump, Çin Devlet Başkanı Şi'yi neden uçağın merdivenlerinde bekledi?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir Türkiye'nin orta güç diplomasisi nereye gidiyor?

İlgili Haberler
Borsa Sağlık Bakanlığı sözleşmeli personel alımı ne zaman? İŞKUR işçi alımı başvuruları ne zaman yapılacak? Dünya Gazetesi · 18 dk önce Makroekonomi Emeklilerin beklediği karar için gözler AYM'de: Seyyanen zam davasında yeni gelişme Cumhuriyet Ekonomi · 19 dk önce Makroekonomi ENFLASYON NE ZAMAN AÇIKLANACAK? 2026 Eylül ayı enflasyon beklentisi kaç? TÜİK enflasyon açıklama tarihi Posta Ekonomi · 33 dk önce Makroekonomi Eşel mobil bitiyor, benzine tarihi zam geliyor: Litre fiyatı 90 lirayı aşacak Cumhuriyet Ekonomi · 38 dk önce Borsa 2026 KPSS Lisans sonuçları ne zaman, hangi gün açıklanacak? İşte ÖSYM'nin geçtiği tarih... Dünya Gazetesi · 1 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.