21 Eylül 2026, Pazartesi · 10:12 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Yönetmek ve yönetilmek üzerine üç kelime: Ehliyet, hakkaniyet, iyi niyet

Yönetmek ve yönetilmek üzerine üç kelime: Ehliyet, hakkaniyet, iyi niyet

Otuz iki yıllık bir iktisatçı olarak profesyonel hayatımda bolca yönetildim, ara ara da yönettim. Bu iki deneyimin birbirinden çok farklı olduğunu söylemek isterdim. Ama insan hem yönetilirken hem de yönetirken aynı soruların etrafında dolaşıyor: Bir yöneticiyi iyi yönetici yapan nedir? Bir kurumda güven nasıl kurulur? Hangi noktada yetki, sorumluluktan ayrılmaya başlar?

Yıllar içinde bu sorulara ilişkin bazı dersler ve birkaç yönetim düsturu çıkardım. Bunların en önemlisi şu olabilir: Bir kurumun iyi yönetilmesi yalnızca yöneticinin bilgili, deneyimli veya iyi niyetli olmasına bağlı değildir.

Çünkü bilgili bir yönetici adaletsiz olabilir. İyi niyetli bir yönetici beceriksiz davranabilir. Çok yetkin bir yönetici, aldığı kararların insanlar üzerinde yarattığı etkiyi önemsemeyebilir.

Zamanla, iyi yönetimin üç kavramın kesişiminde mümkün olduğunu düşünmeye başladım: ehliyet, hakkaniyet ve iyi niyet.

Bu üç kelimeyi bir süredir zihnimde bir üçgenin köşelerine yerleştiriyorum. Belki de bunun nedeni, yönetim meselelerinin çoğunun tek tek doğrulardan değil, bu doğrular arasındaki dengeden kaynaklanmasıdır.

Ehliyet, ilk bakışta en kolay tanımlanan kavram gibi görünüyor. Bir işi bilmek, deneyimli olmak, karar alabilmek, gerektiğinde sorumluluk üstlenmek… Yönetici dediğimiz kişinin elbette bunları yapabilmesi gerekir.

Ama ehliyet yalnızca doğru kararı verebilme kapasitesi değildir. Ehliyet, verdiğiniz kararın sonuçları ortaya çıktığında onun arkasında durabilme kapasitesidir. Yetki, imza atma gücüdür. Ehliyet ise o imzanın sorumluluğunu taşıyabilmektir.

Bir yöneticinin masasından çıkan karar, kurumun koridorlarında dolaşmaya başladığında artık yalnızca o yöneticinin kişisel kanaati olmaktan çıkar. İnsanlar o karara göre hazırlık yapar, zaman ayırır, kaynak kullanır, başkalarını sürece dahil eder. Kararın etrafında bir beklenti oluşur.

İşte kararın gerçek sınavı burada başlar.

Karar alınırken görünür olmak, sonuçları ortaya çıktığında ortadan kaybolmamak gerekir. Bir yönetici, yetkinin yalnızca rahat tarafını değil, yükünü de taşımalıdır.

Hakkaniyet biraz daha karmaşık bir kavramdır. Çünkü hakkaniyet, herkese aynı şeyi vermek değildir. Herkese aynı ölçüyü uygulamaktır.

Bazen farklı kişilere veya farklı durumlara farklı uygulamalar yapılabilir. Bunun kendisi adaletsizlik değildir. Adaletsizlik, farklı uygulamanın ölçüsünün belirsizleşmesiyle başlar.

Hakkaniyet, yalnızca sonucun adil görünmesiyle ilgili değildir. Sürecin de adil, anlaşılır ve tutarlı olması gerekir.

İnsanlar çoğu zaman yalnızca ne elde ettiklerine bakmaz. Kendilerine nasıl davranıldığına da bakar. Hangi ölçüyle değerlendirildiklerini, aynı ölçünün başkalarına uygulanıp uygulanmadığını ve süreçte ne kadar ciddiye alındıklarını önemserler.

Çünkü kurumlarda güven, çoğu zaman büyük ilkelerden önce küçük tutarlılıklar üzerinden kurulur.

İyi niyet ise bu üçgenin belki de en yanlış anlaşılan köşesidir.

İyi niyet, kibar konuşmak değildir. Güzel cümleler kurmak, herkese nazik davranmak, sonunda “hassasiyetinizi anlıyoruz” demek de tek başına iyi niyet sayılmaz.

İyi niyet, karşınızdaki insanın sizin sözünüze güvenerek neler yaptığını fark etmektir.

Bir insan size güvenerek zaman ayırmış, hazırlık yapmış, işini planlamış, başkalarını sürece dahil etmişse, sonradan “öyle anlaşılmamıştı” demek yalnızca bir iletişim sorunu değildir. O güvenin maliyetini görmemektir.

Elbette kurumlarda yanlış anlaşılmalar olabilir. Sözler eksik aktarılabilir. Bir karar değişebilir. Yeni bilgiler ortaya çıkabilir. Bütün bunlar hayatın ve yönetimin parçasıdır.

Fakat iyi niyetli yönetim, değişen koşulları zamanında, açıkça ve doğrudan anlatır. Belirsizlik varsa belirsizliği saklamaz. Bir hata yapılmışsa, onu başkasının üzerine bırakmadan kabul eder. Kararın arkasındaki kişiyi görünmez hale getirerek sorunu çözmeye çalışmaz.

Kurumsal nezaket ile iyi niyet arasındaki fark belki de burada ortaya çıkar. Kurumsal nezaket, dili yumuşatır. İyi niyet ise sorumluluğu görünür kılar.

Bu üç kavramı birbirinden ayırmak mümkün, ama birbirinden koparmak mümkün değildir.

Ehliyet olmadan iyi niyet, çoğu zaman dağınıklığa dönüşür. İnsanlara zarar vermek istemeyen ama karar veremeyen, süreçleri netleştiremeyen bir yönetici iyi niyetli olabilir. Fakat iyi niyet tek başına kurum yönetmeye yetmez.

Hakkaniyet olmadan ehliyet, keyfiliğe dönüşebilir. Çok bilgili ve çok güçlü bir yönetici, neyin doğru olduğuna kendisinin karar verdiğine inanmaya başlarsa, kurumda adalet duygusunu zedeleyebilir.

İyi niyet olmadan ehliyet ve hakkaniyet ise soğuk bir prosedür makinesine dönüşebilir. Kurallar vardır, ölçüler vardır, süreçler işletilir. Ama o süreçlerin içinde insan yoktur.

Oysa kurumlar yalnızca yönetmeliklerden, bütçelerden ve görev tanımlarından oluşmaz. Kurumları insanlar taşır. İnsanlar da yalnızca görevleriyle değil, güvenleriyle, emekleriyle ve beklentileriyle kuruma dahil olurlar.

Bu nedenle iyi yönetim, bu üç değerden birini seçmek değildir. Üçünün aynı anda birbirini sınırlamasıdır.

- Ehliyet, iyi niyetin dağınıklığa dönüşmesini engeller.

- Hakkaniyet, ehliyetin ayrıcalığa dönüşmesini engeller.

- İyi niyet ise hakkaniyetin insanı unutan bir prosedüre dönüşmesini engeller.

Bazen kurumların sorunu yanlış karar vermeleri değildir. Asıl sorun, kararın sahibinin belirsizleşmesidir.

Bir karar alınır. İnsanlar o karara güvenerek hareket eder. Sonra süreçte bir sorun çıktığında herkes başka bir yeri işaret eder. “Ben öyle demedim.” “Benim yetkim yoktu.” “Yanlış anlaşılmış.”

Bu cümlelerin her biri tek başına doğru olabilir. Fakat hepsi bir araya geldiğinde kurumun güvenilirliğini aşındıran bir tablo ortaya çıkar.

Çünkü kurum ciddiyeti, hiç hata yapmamakla ölçülmez. Hata veya belirsizlik ortaya çıktığında bunun sorumluluğunu kimin üstlendiğiyle ölçülür.

Bir yöneticinin her şeyi bilmesi mümkün değildir. Her ayrıntıyı hatırlaması da... Fakat yönettiği süreçlerde kimin neye güvenerek hareket ettiğini bilmesi gerekir.

Bir kurumun güven sermayesi, bütçe tablolarında görünmez. Fakat karar alma maliyetini, işbirliğinin niteliğini ve insanların kuruma ne kadar emek vermeye istekli olduğunu belirler.

Güven zedelendiğinde insanlar daha fazla yazışır, daha çok teyit ister, daha az inisiyatif alır. Her cümlenin arkasına bir belge koymaya, her konuşmanın tanığını aramaya başlarlar.

Kurumun enerjisi iş üretmekten kendini korumaya kayar.

Belki de iyi yönetim dediğimiz şey, en sonunda şundan ibarettir: Doğru kararı verebilmek, aynı ölçüyü koruyabilmek ve o karara güvenerek hareket eden insan(lar)ı yarı yolda bırakmamak.

- Ehliyet kararın arkasında durur.

- Hakkaniyet aynı ölçüyü korur.

- İyi niyet ise o karara güvenen insanın emeğini görür.

Bir kurum, bu üçünü aynı anda taşıyabildiği ölçüde yalnızca yönetilmiş olmaz; güvenilir hale gelir.

İlgili Haberler
Makroekonomi 131 Fon Kapatılıyor: Yatırımcıları bekleyen süreç ne? Uzman isim değerlendirdi CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi 21 EYLÜL CANLI ALTIN FİYATLARI| Bugün Gram, Çeyrek, Cumhuriyet Ne Kadar? Kapalıçarşı Altın Fiyatları Ne Durumda? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Borsa haftaya düşüşle başladı AA Ekonomi · 13 dk önce Makroekonomi Fon tasfiyesi için verilen azami 3 aylık süre 6 aya çıkarıldı Paratic · 14 dk önce Makroekonomi "Yeni saldırı olursa savaşın coğrafyasını değiştireceğiz" Ekonomist · 15 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.