Şöyle yazmıştım:
Ankara’daki ana tartışmanın düğümü de Erdoğan sonrasında ne olacağı sorusu!
Herkesin bir cevabı var. Her cevap da sahibinin çıkarına uygun… Bu kadar çok cevap ve bu kadar çok kişisel çıkar kaçınılmaz olarak çatışma yaratıyor.
Bu çerçevede muhalefet kanadına bakmıştık, sırada iktidar kanadı var… İktidar kanadı deyince aklınıza BBP’den HÜDA PAR’a her parti gelmesin, sadece AK Parti’yi anlatmaya çalışacağım.
Önce bir durum tespiti yapalım.
Şu anda AK Parti 24 yıl öncesinin siyasi yapılanması değil. Kendi hareketinin kurucuları, büyüme yıllarını yöneten ekonomistler, küresel anlaşmaları müzakere eden diplomatlar; Yaşar Yakışlar, Mehmet Aydınlar, Ertuğrul Yalçınbayırlar, Abdüllatif Şenerler, Kürşat Tüzmenler, Vecdi Gönüller, Cemil Çiçekler, Ali Çoşkunlar ve daha niceleri artık yok…
Hepsi gitti. Bazıları tasfiye edildi, bazıları sessizce uzaklaştı, bazıları ise şu aralar haklarındaki soruşturmalar ile uğraşıyor…
Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle birlikte devlet adamlarının yerini külliye bürokratları aldı, ekonomistlerin yerini alanların son başarılarını(!) ise hep beraber görüyor ve yaşıyoruz.
Siyaset Cumhurbaşkanlığı etrafında merkezileştikçe milletvekilleri, parti teşkilatları, belediyeler, yerel siyaset ve sivil toplum devlet mekanizması karşısında eski ağırlıklarını kaybetmeye başladı.
Eskiden ilindeki, ilçesindeki, köyündeki sorunu milletvekilleri aracılığı ile hükümete duyuran, hastasından işe girecek evladına, köyün yolundan ilçenin okuluna kadar her sorununu Meclis ve milletvekili üzerinden iktidarla kurduğu ilişki sayesinde çözmeye çalışan ahalinin hükümetle ilişkisi kesildi. Beştepe güçlenirken aşağıdaki siyaset zayıfladı.
Üst düzey bürokrasi doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlanınca önce AK Parti kadrolarıyla devlet kadroları eşitlendi. Sonra gittikçe siyasileşen bürokrasi elindeki devlet gücüyle bu eşitliği lehine doğru çevirmeye başladı.
Bunun sonucunda ortaya, bürokratlar, parti profesyonelleri, eskisiyle yenisiyle siyaset kadroları ve tabii ki aile üyelerinden oluşan gruplar/klikler çıktı. Bu klikleşmenin üzerine birde bu yapıların “biz ne olacağız” ve “Erdoğan sonrasında ne yapacağız” sorularına verilen cevaplarla şekillenen gruplar oluştu. Kendi içinde geçişkenlikleri olsa da bu gruplar son tahlilde dahil oldukları kliklere uygun davranıyorlar.
Şimdi bu gruplar yukarıdaki soruların yanıtlarını bulmak için yol haritaları oluşturup kamuoyunun ve cumhurbaşkanının kulağına su kaçırmaya çalışıyorlar.
Kabaca özetlersek; bazıları Erdoğan sonrasında rövanşist bir yeni iktidarın ortaya çıkmasını engellemek ve AK Parti’nin varlığını sürdürerek bu günkü kadrolara kalkan olması için daha itidalli politikalar izlenmesi gerektiğini düşünüyor. Bu çevreye göre misal CHP’li belediyelere yapılan operasyonlar muhalefeti zayıflatmıyor, aksine güçlendiriyor. Yine bu çevrelere göre, yarı başkanlık sistemi, parlamentonun canlandırılması gibi adımları atmak zorunlu…
Diğer bazıları içinse Erdoğan’ın ömrünün sonuna kadar iktidarda kalması için ne gerekiyorsa yapılabilir. Seçim, ertelenebilir; muhalefet, tutuklanabilir…
Bir başka klik ise kimsenin aklına gelmeyen(!) fikirler peşinde. Misal; anayasa değişikliği ile Erdoğan’ın görev süresi eskiden olduğu gibi 7 yıla çıkarılsa. 2030’da duruma bakılsa… Hem zaten, mevcut ekonomik durumun rehabilitesi için de zaman lazım… Misal; Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu dış tehdit, iç cephenin güçlendirilmesi ve bu çerçevede toplumsal uzlaşının gerekliliği öne sürülerek bazı muhalif partilerin de içinde yar alacağı bir ittifakın kurulması…
Örnekleri çoğaltmak mümkün… Zaten sizde özellikle sosyal medya mecralarında çeşitli örneklerini görüyorsunuzdur.
Evet, herkes kendine göre bir yol haritası belirlemeye çalışıyor. Bu haritalar külliyede ne kadar etkili olur bilemem ama düğümün nasıl çözüleceği konusundaki son kararı Erdoğan’ın bizzat kendisi verecektir!
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.