YAYINLAMA 15 Eylül 2026 12:08
GÜNCELLEME 15 Eylül 2026 12:09
Bu haftanın öne çıkan konu başlıkları; büyük merkez bankalarının toplantıları, ABD tahvil faizlerindeki yükseliş, petrol fiyatlarının seyri ve teknoloji hisselerindeki satış baskısının devam edip etmeyeceği olacak.
Haftanın en kritik gelişmesinin Çarşamba akşamı sonuçlanacak FOMC toplantısında alınacak karar ve verilecek mesajlar olduğu söylenebilir. Fed Başkanı Warsh’ın Jackson Hole Sempozyumu’nda verdiği şahin mesajların ve beklentinin üzerinde gelen Ağustos ayı istihdam ve enflasyon verilerinin ardından swap piyasaları bu hafta faiz artışı yapılacağına %90’ın üzerinde olasılık tanıyor.
Çarşamba günkü kararın yanı sıra Fed yetkililerinin faiz patikasına ilişkin beklentilerini yansıtan nokta grafik, Fed ekonomistlerinin güncel makroekonomik tahminleri ve Başkan’ın basın toplantısındaki değerlendirmeleri, piyasalar üzerinde etkili olabilir.
Perşembe günkü toplantısında İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) faizini %3.75’te sabit tutması bekleniyor. Zayıf işe alım görünümü, ılımlı ücret artışları ve ikinci tur enflasyon etkilerine dair sınırlı kanıtlar, BoE’nin faizlerini sabit bırakmasını destekliyor. Kurulda yer alan 9 üyenin 6’sının, faizin sabit tutulması yönünde oy kullanabileceğini düşünüyoruz.
Cuma günkü toplantısında Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) faizini 25 baz puan artırarak %1.25’e yükseltmesi bekleniyor. Bu yönde bir karar, Japonya’da faizlerin 30 yılı aşkın bir sürenin en yüksek seviyesine çıkması anlamına gelecek. Ancak piyasaların esas odaklanacağı konu, BoJ’un önümüzdeki toplantılara ilişkin vereceği sinyaller ve ek faiz artırımlarının zamanlaması olacak. Swap piyasalarında yıl sonuna kadar toplamda iki defa faiz artışı olacağı beklentisi fiyatlanıyor.
Japon yeninin Temmuz’da dolar karşısında son 40 yılın en düşük seviyesine gerilemesinin ardından BoJ’nin müdahaleleri, ABD’nin bu sürece verdiği destek ve Japon sermayesinin bir bölümünün yeniden ülkeye yönelebileceğine ilişkin beklentiler para birimindeki toparlanmaya destek verdi.
Piyasalar, Japon yetkililerin ve ABD tarafının aşırı değer kaybetmiş bir yeni istemediği yönündeki görüşü giderek daha fazla fiyatlarken, dünyanın en büyük emeklilik fonlarından biri olan GPIF başta olmak üzere diğer büyük kurumsal yatırımcıların zamanla yurt içi varlıklara yönelerek sermaye geri dönüşünü destekleyebileceği beklentisi de yen lehine algıyı güçlendiriyor. Özetle; yendeki son dönemde gözlenen hareketi sadece bir kur düzeltmesi olarak değil, aynı zamanda Japon sermayesinin kısmen ülkeye geri dönebileceği temasının bir yansıması olarak da değerlendirebiliriz.
Yenin hızlı ve sert bir değerlenme sürecine girmesi durumunda, düşük maliyetli yen finansmanına dayanan carry trade pozisyonlarında çözülmenin hızlanması ihtimali ise, küresel piyasalardaki oynaklığı artırabilecek bir unsur olarak görülüyor. 155 seviyesine yakın olan USD/JPY paritesinde 152 seviyesi şimdilik önemli bir destek olarak öne çıkıyor.
15 Eylül sabahında ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi %5.02’nin üzerine çıkarak 2007 yılından beri en yüksek seviyesine ulaştı. %5 seviyesi önemli bir psikolojik eşik olarak kabul edilebilir, zira bu eşik üzerinde kalınarak %5.25-%5.50 aralığına yaklaşılması durumunda ABD hisse senedi piyasasının daha güçlü şekilde baskı altında kalma riski bulunuyor.
ABD tahvil faizlerindeki yükselişin ve özellikle getiri eğrisinin uzun tarafındaki dikleşmenin arkasında birkaç temel unsurun olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar arasında yüksek bütçe açığı, artan kamu ve özel sektör tahvil arzı öne çıkıyor. ABD’nin artan borç stoku ve kalıcı bütçe açıklarına ilişkin endişeler nedeniyle yatırımcıların uzun vadeli tahviller için daha yüksek risk primi talep etmesi faizlerdeki yükselişi destekliyor. Petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyon baskılarını yeniden canlandırabileceği düşüncesiyle Fed’in faizleri daha uzun süre yüksek seviyelerde tutabileceği ve gerekmesi halinde ilave faiz artışlarına gidebileceği beklentisi, ABD ekonomisinin beklenenden daha dirençli seyretmesi ve yabancı yatırımcı talebindeki nispi zayıflama da diğer unsurlar arasında sayılabilir.
Bu çerçevede, son dönemdeki yükselişin yalnızca Fed’in kısa vadeli faiz kararlarına ilişkin beklentilerden değil, daha çok uzun vadeli enflasyon, büyüme ve mali sürdürülebilirlik dinamiklerine ilişkin risk primindeki artıştan kaynaklandığı söylenebilir.
ABD tahvil faizlerindeki yükselişin yalnızca ABD varlıklarını değil, küresel sermaye akımlarını da etkileyebileceğini hatırlatmak gerekiyor. ABD tahvillerinin sunduğu getirinin artması, gelişmekte olan ülke varlıklarına yönelik ilgiyi azaltabileceği gibi küresel finansal koşulların sıkılaşmasına da neden olabilir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde ABD tahvil piyasasındaki hareketlerin gelişmekte olan ülke para birimleri ve riskli varlıklar açısından belirleyici olmaya devam etmesi beklenebilir.
Yeni haftaya başlarken ABD’nin üç ana endeksindeki düşüşte hem yükselen tahvil faizleri hem de teknoloji hisselerindeki satışlar etkili oldu. OpenAI ve Anthropic yöneticilerinin yapay zekâ geliştirme çalışmalarının daha kontrollü ilerlemesi gerektiğine ilişkin açıklamaları sonrasında özellikle yapay zekâ temalı hisselerde satış baskısı dikkat çekerken, yükselen tahvil faizlerinin büyüme ve teknoloji hisselerinin değerlemeleri üzerindeki baskısı da satışlar üzerinde etkiliydi. Zira ABD’nin 10 yıllık tahvil faizinin %5 seviyesinin üzerine yükselmesi yalnızca tahvil piyasası açısından değil, hisse senedi değerlemeleri açısından da kritik önem taşıyor. Tahvil faizlerindeki yükseliş özellikle yüksek büyüme beklentileriyle fiyatlanan teknoloji şirketlerinin iskonto oranlarını artırırken, hisse senetlerine alternatif yatırım aracı olarak tahvillerin cazibesini de artırabilir. Bu nedenle tahvil faizlerinde yukarı yönlü hareketin sürmesi durumunda, hisse senedi piyasalarında değerleme baskısının daha belirgin hale gelmesi beklenebilir.
Yurt içinde ise geçen haftaki toplantısında TCMB PPK, %37,00 olan politika faizini sabit tutarken, piyasalardaki genel beklenti yılın son iki toplantısında 100’er baz puanlık faiz indirimlerine gidilebileceği yönünde. Bununla birlikte, Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmelerin petrol fiyatları ve enflasyon görünümü üzerinde yaratabileceği yukarı yönlü riskler, söz konusu faiz indirimi beklentilerinin gerçekleşmesine yönelik başlıca risk unsurları arasında yer alıyor.
15 Eylül sabahında 1.1535 seviyesine yakın olan EUR/USD paritesinde, 1.1518 ve 1.1472 seviyeleri destek; 1.1591 ve 200 günlük basit hareketli ortalamanın bulunduğu 1.1633 seviyeleri de direnç olarak takip edilebilir.
Fed’in faiz artırımına gideceği beklentisinin güçlenmesi, ons altın fiyatını baskı altında tutuyor. Bu sabah itibarıyla US$ 4,294 seviyesindeki altının ons fiyatında, US$ 4,254 ve US$ 4,224 seviyeleri destek; US$ 4,345 ve US$ 4,409 seviyeleri de direnç olarak izlenebilir.
BIST 100 endeksinde, 14,137, 14,046 ve 13,946 puan seviyeleri destek; 14,334, 14,404 ve 14,529 puan seviyeleri direnç olarak takip edilebilir.
Özetle, yeni haftada küresel piyasaların odağında büyük merkez bankalarının toplantılarından gelecek mesajlar, ABD tahvil faizlerinin seyri, petrol fiyatlarındaki hareketler ve teknoloji hisselerindeki satış baskısının kalıcı olup olmayacağı yer alacak. Özellikle ABD’nin 10 yıllık tahvil faizinin %5 seviyesinin üzerinde kalıp kalmayacağı, küresel risk iştahı ve hisse senedi piyasalarının yönü açısından kritik önem taşıyor. Bu çerçevede, hafta boyunca oynaklığın nispeten yüksek seyretmesi ve fiyatlamalarda merkez bankalarından gelecek mesajların belirleyici rol oynaması beklenebilir.
Not: “Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.